ABD hegemonyasının çöküşü ve çok kutuplu düzen

Nayak ve Malone, tanımladıkları Amerikan oryantalizmini, “Amerika’yı üretme amaçlı” bir oryantalizm biçimi olarak ele almaktadır.[1] Bu anlayışın temelinde, Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyanın geri kalanından tarihsel, kültürel olarak ayrı olduğu kabulü yatmaktadır. Amerika’nın kendisini koyduğu ve ayrıcalıklı ve biricik konum, Birleşmiş Devletler’in dünyanın geri kalanına ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda müdahale hakkını kendinde görmesinin de sebebidir. Dünyanın geri kalanında “Amerikan” olanı üretmek, yaratmak, böylece “Tanrı vergisi, kader” olan (işgalci) Amerikan dış politikasını şekillendirmektedir.

Ekonomik gelişmenin, kültürün kıyaslanması için bir model olarak tek bir noktaya, Amerika’ya, “Amerikan” olana odaklanılması da bunun bir sonucudur, denilebilir. Toplumsal yapının farklılığı dikkate alınmadan ekonomik planların giydirilmesi için apar topar Batı merkezcilik yolunda koşanların yolu da budur. Toplumların sosyal ve ekonomik süreçlerinin farklılaşacağını görmeden, 1970’lerde tırmanışa geçen biçimde, bir ekonomik modelin her ülkeye uygulanabilmesi girişimleri bu yolun taşlarını döşemiştir. Ekonomik ve sosyal politikalarının, “Amerikan”laştırılması, “Amerikan” standardını yakalaması girişimleri gibi... Böylece Batı, toplumun kıyaslanabileceği tek örnek, ulaşılması gereken tek hedef haline getirilmeye çalışıldı. Batı’nın öteki algısının benimsendiği her yerde, toplumsal kurumlara ve işleyişlerine de Batıcı bir değerlendirme yapılması da beraberinde geldi. Bu tek kutuplu yaklaşım, Amerika’nın kültür mallarından teknolojisine, savunma sanayisine kadar her alanda kendisini göstermekte, dünya medya devlerinin çoğunu elinde tutan Batı tarafından da kitle iletişim araçlarının tüm imkânları seferber edilerek yayılmaya çalışmaktadır.

Çok kutuplu bir model sunan Avrasyacılık ise bu durum karşısında, Avrasya’daki tüm güçlerin yalnız sosyo-politik bir temelde birleşmelerini önermektedir. Atlantikçi yayılmanın ve tek kutuplu küresel dünya düzeninin karşısına Avrasya’da kurulacak birlikteliklerle cevap verilmektedir. Rusya’nın SSCB ardından çıkardığı derslere, Putin’in Avrasyacı modelin imkânlarıyla kurduğu dış politikası, bu birlikteliklerin gerçekleşmesinde büyük rol oynamıştır. Çok kutuplu dünyanın yeni kutupları, BRICS, Güney Asya Bölgesel İşbirliği Teşkilatı (SAARC), Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN), G20, Şanghay İşbirliği Örgütü gibi girişimlerde kendisini göstermektedir. Amerikan merkezli, Batı odaklı, Atlantik himayesinde tüm toplumsal kurumların denetim ve gelişimine karşılık dünya, başka bir yola girmiştir. Artık dünyanın merkezi değil, merkezleri vardır. 

Doğu Ekonomik Forumu’nda bu yıl (2019) Huawei ve Rossiya Segodnya arasında bir ortaklık anlaşması imzalandı. Bu anlaşmayla beraber Çin’in dünya çapındaki telekomünikasyon devi Huawei ve Rus hükümetinin haber ve medya ajansı mobil platformların kullanımı, medya içeriği üretimi ve dağıtımı için teknoloji geliştirme üzerine anlaştılar.[2] Ağustos ayında da bir başka ortaklık, Rus GSM operatörü MTS ve Huawei’nin 5G için test bölgesi olarak Moskova ve Kronshtadt’ın seçildiği haberi geldi. Bu girişimle, Rusya’nın akıllı şehirler projesi için de güvenlik, ulaşım gibi sistemlere yönelik teknolojilerin de geliştirilmesinde önemli rol oynayacağı paylaşıldı.[3] Rusya’nın teknolojik atılımları, teknolojinin devi Çin’le birlikte, ABD hegemonyasını silip atarak ilerleyen Asya’dan bir örnek. Teknolojik gelişme ve yatırımın tek adresi olarak kendisini pazarlayan ABD (Çin mallarını kötüleme, Rusfobisi yaymak gibi yolları da bu pazarlama çalışmalarına dâhil etmiş olan ABD), kendisi dışındaki güçlerle yüz yüze artık. Örneğin, Vladimir Putin’in dijital para birimlerine olan ilgisi; Rusya’nın da küresel ticarette ABD/dolar hâkimiyetine karşı kripto para birimi geliştirme girişimleri, 2019 Şubat’ında kripto-parayla ilgili düzenlemelerin yapılması, dijital teknolojilere dayalı daha fazla finansal kaynak aktarılması talebine[4] de yansıdı.

Foreign Policy’de 5 Eylül’de bir yazı yayımlandı.[5] Bu yazıda, Çin ve ABD arasında devam etmekte olan jeopolitik çatışma kapsamında İran ve Çin ilişkileri değerlendirildi. Yazı, İran’a uygulanan ABD yaptırımları karşısında Çin’in İran’dan petrol de dâhil olmak üzere daha fazla alım yapacağı ve mevcut durumda Çin’in açıkça bu yaptırımları deldiğine işaret edildi. Yazı, Çin’in İran üzerinde bir oyun oynadığına ve İran’ın ABD’den (Trump’tan) kurtarılması için çabaladığına da vurgu yapmaktaydı. Çin’in oyun oynuyor dedikleri ve çarpıttıkları, bölgesel ortaklıkların ABD hegemonyasının çöküşünü her an yüzlerine vura vura gelişiyor olması aslında. Zira yazı, İran’ın doğal kaynaklar ve insan gücü bakımından benzersiz olduğun, ABD’nin Irak işgali politikalarını unutmuş gibi, Çin ve İran arası ortaklıklarda Çin’i potansiyel işgalci gibi göstermeye çalışmaktaydı. Çin’in İran’ı “kendisi için bir yatırım” olarak gördüğü iddiasını öne süren yazı, ABD’ye karşı yükselen Avrasya’nın yeni kutuplarına saldırmaktaydı: Kaplan’dan alıntılanan cümlede, Çin’in İran’ı kendi planları için anahtar noktada gördüğü ve Çin’in planlarının da Avrasya’nın kaderi olduğunu aktardı. Burada, emperyalizm ve anti-emperyalizm arasındaki anlayış farkını da yeniden görmekteyiz. Çin ve İran’ın, ABD karşısında bir olması, ABD için, “bir şeyler karıştırmaları”; ABD’nin Irak’ı işgali ise ya da İran’a karşı attığı her adım “demokrasi” oluyor.

Çin ve İran arasında 2016’da imzalanan Kapsamlı Stratejik İşbirliği Anlaşması kapsamında, Çin’in İran’a ulaştırma, imalat, altyapı projeleri için 400 milyar dolarlık bir yatırım yapacağı gündeme geldi. Bu kapsamda, Çin’in İran’daki bu projelerin korunması için İran’a asker göndereceği, Çin’in İran’da üretilecek petrol, doğal gaz ve petrokimya ürünlerini öncelikli ve indirimli almasının da anlaşma kapsamında gerçekleşeceği belirtildi. Burada, doların egemenliğinin Avrasya’da yok oluşuna bir örnek olarak Çin’in ödemelerinde kendi para birimini kullanması da söz konusu olacak.  Hatırlarsanız, Rusya, Çin, İran ve Venezuela’nın bu yıl içinde bir kripto-para girişimi gündeme geldi. ABD’den FDD (The American Foundation for Defense of Democracies - İran’ın kara listesinde olan bir think-tank), bu gelişme karşısında, ABD’nin jeopolitik rakiplerinin ABD yaptırımlarını önlemek ve ABD’nin mali gücüne karşı koymak için blokzincir teknolojisine yöneldiklerini belirtmişti.[6] Kripto-para birimlerinin ticarette geniş yer kaplamaya başlamasının ABD karşısındaki ülkelerde geniş rezervler oluşturacak biçimde kullanılması FDD’nin hayli canını sıkmış, gördüğünüz gibi. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne karşı ayrıca bir karalama kampanyasına girmiş olan Atlantik karşısında KDCH’nin kripto-para girişimi ise geçtiğimiz aylarda duyurulmuştu. Bitcoin ve diğer kripto-para birimlerine benzeyeceği belirtilen ama henüz ismi belli olmayan bu para,[7] KDCH için, Amerikan’nın uluslararası yaptırımlarına ve küresel-finansal egemenliğine karşı güçlü bir hamle olma amacında.  

Rusya ve Hindistan arasında 2016’da gerçekleşen BRICS zirvesinde yapılan anlaşma sonrasında,  Rusya’nın Hindistan’a 5.43 milyon dolarlık S-400 anlaşması 2018’de imzalandı. Rusya’nın S-400’leri sattığı ilk ülke olan Çin’e ise S-400’lerin ilk sevkiyatı Mayıs 2018’de, ikincisi ise Temmuz 2019’da başladı. Bu kapsamda Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun füze birliği, Ruslar tarafından 2018 itibariyle eğitilmeye başlandı.

Türkiye’ye S-400’lerin teslimatının başlanması ise Amerikan hegemonyasından memnuniyet duyanları, NATO’ya ölümüne bağlı olanları rahatsız etmeye başladı. Çöken Atlantik cephesi karşısında güçlenen Avrasya gerçekliği, içte ve dışta büyük rahatsızlıklar yaratırken, biz ikinci teslimata doğru gittik. Temmuz 2019’da New York Times’ta yayımlanan bir makale, Amerika’nın gerginliğini aktarmaktaydı.[8] S-400’ler yüzünden psikoza giren ve çıkmayı düşünmeyen Batıcıların üslubuna benzer biçimde, bu yazı da, S-400’lerin çalışıp çalışamayacağının kesin olmadığını ima ederek asıl derdini vurguluyordu: Bu dert, Amerika’nın F-35’ler hakkındaki bilgilerin sızmasına yönelik endişeleriydi. Pentagon’un endişeleri olarak aktarılan bu durum, Türkiye ve ABD arasındaki savaş uçağı anlaşmasıyla da bağlantılıydı. Türkiye’nin Ruslardan alacağı S-400 eğitimleri sırasında, bu savaş uçakları (F-35’lere yani) hakkında sahip olduğu bilgiye (ABD’nin gizliliğine önem verdiği bilgiler) Ruslar’ın ulaşabileceği korkusuna ek olarak stratejik ve jeopolitik kaygılar da ABD’nin gündemindeydi. Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak Rusya ile S-400 anlaşması imzalaması, eşi görülmedik bir durum olarak ele alınıyordu. (fakat Rusya’nın S-300 sattığı başka NATO ülkeleri var.) Rusya, Batı için her zaman “çok büyük bir tehdit”ti ve NATO’nun varlığı da bu tehdit yüzünden değil miydi? Türk hükümetinin yanlış bir kararı olarak S-400 anlaşmasına saldıran Amerikan kalemlerinin, kendilerine buldukları yerli kalemlerle birlikte S-400’lerin “ülkeyi ne kadar zarara uğrattığını”, “ne kadar boşa yatırım olduğunu” söylemeleri, tehdit olarak görülen Atlantik’ten kopuşun hazımsızlığıydı. Batı hegemonyasının çöküşü, kendisini Avrasya’nın yeni ortaklıklarıyla, tek kutuplu düzen karşısında güçlenen bölgesel odaklarla gösterirken, bir yandan da NATO’nun “cızılaşması” üzerinden okunabiliyor artık.

Amerikan hegemonyası, değişen dünya düzeni karşısında kendisini tehditlerde göstererek çöküşünün saldırganlığını dünyaya yansıtıyor. Amerikan Patriot’ları (Raytheon’un ürettiği) ya da Lockheed Martin’in THAAD’si yerine Ruslar’ın hava savunma sistemlerini tercih eden ülkeler, Türkiye gibi, ABD’nin zorbaca yaptırım tehditleri karşısında değişen dünya düzenine uymaya devam ediyor. Aslında buna ABD de uymak durumunda kalıyor; başkanlık seçimlerinde yarışan adayların Orta Doğu ve Asya düşmanlıklarını “vatanseverlik” olarak göstermesi buna bir örnek diyebiliriz. Ulusal çıkarlarını korumak için Avrasya’daki (kendi tanımları ile) tehditlere karşı önlemler alma çabası bu yüzden.

Doğu Ekonomik Forum ardından kaleme aldığı yazısında Dugin, Rusya ile beraber Hindistan ve Çin’in Avrasya’daki gücüne ve önemine vurgu yaptı; ardından, Türkiye - İran - Rusya’nın üçlü zirvesi Ankara’da ABD destekli teröre karşı ortak bir tavrı (Soçi’de olduğu gibi) yeniden ilan etti. Amerikan hegemonyasının sonsuza dek süreceği mitine dayanan Amerikacılık, yerine Atlantik sisteminin çöküşünü bırakırken, ABD’yle hemen her alanda mücadelenin, oluşan yeni dünya düzenindeki yeni merkezlerce ilanına şahit olmaya devam edeceğiz.

 

[1] American Orientalism and American Exceptionalism: A Critical Rethinking of US Hegemony (2009).

[2] RT, 4 Eylül 2019.

[3] RT, 30 Ağustos 2019.

[4] Kremlin’den yapılan 27 Şubat 2019 tarihli açıklama.

[5] “China’s Great Game in Iran”.

[6] Cointelegraph, 11 Temmuz 2019.

[7] Vice, 18 Eylül 2019.

[8]What Is the S-400? The Russian Missile System in Turkey That Irks the Pentagon”