Atlantik’in 2035 senaryoları

30 Ekim 2019’da Atlantic Council “Global Risks 2035 Update - Decline or New Renaissance?” başlıklı bir rapor yayımladı. 88 sayfalık rapor, iki yıl önceki raporun güncellenmiş hali; bu güncellemenin ihtiyacı olarak iki yılda yaşanan değişimleri işaret ediyor rapor. Rapor, Batı liberal düzeninin sona erdiğini, bunun yerine iklim değişikliğinin, devletlerin karşılıklı çatışmalarının yaşandığı, eşitsizliğin arttığı bir düzenin hâkim olduğunu söylüyor. Ortaya da üç farklı senaryo sürmüş. 2035 için üç farklı senaryoya kısaca bakalım:

Senaryo A: “Yeniden Düzenlenmiş Bir Dünya”

2020’lerde Çin, küresel ticarette öne çıkıyor; ABD’nin gücü yok oluyor. Küresel durgunluktan bir çıkış için dünyadaki büyük güçler ticari reform yolları arıyor; ABD, Avrupa ve Japonya’nın Çin karşısında bir çözüm arayışı.

       ABD için tek kutuplu bir dünya yaratma hayali tamamen bitmiştir.

       Çin’in küresel hâkimiyeti artıyor.

       ABD ve Çin kutuplaşması artıyor.

       Artan kutuplaşma pazara yansıyor; Batı Avrupa ABD yanlısı olurken, Doğu Avrupa Çin’e yakın kalıyor.

       Avrupa, Amerika ve Japonya yakınlaşıyor.

       Küresel ısınma için mücadelede devletler kendi başlarına yetersiz kalıyor; ABD, Rusya ve Çin biyolojik saldırılara karşı ortak kararlar almak zorunda kalıyor.

Senaryo B: “Kaosa Doğru”

Dünya, rekabetçi iletişim ve teknolojik gelişmeler ekseninde ticari bloklara ayrılıyor. Ekonomik büyüme yavaşlıyor. Küresel güneyde eşitsizlikler artıyor. Rusya’nın dünyadaki rolü büyüyor. Orta Doğu ve Orta Amerika’daki çatışmalar yeni göç dalgaları yaratıyor. Batı çatışmalar karşısında etkili olamıyor ve göç karşısında devletler sınırları kapatma yoluna gidiyor.

       Çin bir yatırım ve inovasyon merkezi haline geliyor; pazarında ise sınırlı bir büyüme oluyor. Ekonomik bir kriz yaşanıyor.

       Teknoloji ve iletişim alanındaki gelişmeler yüksek teknoloji yatırımlarına doğru büyük blokları itiyor. Ulusal güvenlik gibi.

       Küresel ısınma, üretimi vuruyor; gıda fiyatlarında bir artış yaşanıyor.

       Küresel ısınmaya bağlı doğal afetler yaşanıyor.

       Savunma ve güvenlik alanında yüksek teknoloji kullanımı terörle mücadele kapsamında artış gösteriyor.

       İran gizlice nükleer silah geliştiriyor; Amerika, İran’a karşı gizlice İsrail ve Suudi Arabistan’ı destekliyor.

Senaryo C: “Yeni İki Kutuplu Düzen”

ABD ve Çin rekabetinin artması, bu düzenin temelini oluşturuyor. Çin ve ABD arasındaki çatışma artıyor. Rusya ve AB sınırlarında gerilim artıyor. Avrupa, Japonya ve ABD güvenlik tedbiri olarak Moskova ve Pekin’i saf dışı bırakmaya çalışıyor. Rusya ve Çin ise bir anlaşmayla ittifaklarını güçlendiriyor. ABD ve Çin arasındaki ticarete de yansıyan gerilimler, iki ülkede düşmanca tavırlara neden oluyor. Rusya, Doğu Avrupa’da ve Balkanlar’da çatışmalara başlıyor. Buna cevaben AB, Rusya’ya sert bir tepki veriyor ve ABD ve ortakları Pacific Treaty Organization’ı kuruyor.

       Çin ve Batı arasındaki gerilim, küresel ticari büyüme oranlarını düşürüyor.

       Küresel ısınmaya karşı bir birliktelik sağlanamıyor.

       Liberal demokrasi dünya çapında geriliyor.

       Rusya ve Çin’in desteğiyle İran nükleer silah geliştiriyor. İsrail’in desteğiyle Suudiler de İran’ı takip ediyor. Mezhep savaşları artıyor; Rusya ve Nato çatışıyor.

Raporu buraya olduğu gibi aktarmak mümkün değil; ancak raporun tamamını ilk kez okuduktan sonra aklıma şu gelmişti: Avrasya gerçeğini inkâr edemiyor ancak Atlantik bu gerçeği kendisine çevirme yollarını arıyor. Batı düzeni çöküyor diye bir kabul var ancak yeniden inşası ihtiyaçtır, eğer Atlantik cephesinde olmazsanız karşınıza Rusya ve Çin canavarları çıkar diyen bir rapor. Hong-Kong’daki eylemleri destekleyen Scowcroft Strateji ve Güvenlik Merkezi’nden Barry Pavel’in de raporda imzası var. Bir örnek olsun diye bu ismi ve bu olaylardaki güncel tavrını yazdım: Elimizdeki rapor, aynı zamanda bir strateji merkezinin de işi. Bu yüzden yanlılık kısmını atlamayalım.

Senaryo A’da Türkiye ve Venezuela’da, demokrasinin yükselişe geçeceği ülkelerde küreselleşmeye olan güvensizlik yeniliyor. Oysa aynı rapor, küresel güney ve kuzey ayrımını kabul ediyor. Bu ayrımın bizzat sebebi emperyalist küreselleşmenin varlığıdır; demokrasinin yükselişi ve küreselleşme. Fukuyama’nın tezini diriltme çabasına benzeyen bu durum, Batı liberal düzeni bitmiştir diyen raporda komik geliyor. Çünkü Senaryo A’da Fukuyama’nın liberalizm - demokrasi - AB - NATO arasında kurduğu bağlantının benzeri var diye düşünüyorum. Örneğin, yine Senaryo A’ya göre Putin’den sonra Rusya, Batıcı bir başkanla, o dönem içinde olacağı ekonomik sorunlardan uzaklaşmak için AB ve NATO’ya yaklaşıyor. Fukuyama’nın liberalizmle beraber yaşanacak dönüşüm ve büyük devletlerin dış politikalarına bu değişimin etkisi tezine benziyor... Burada bir detay da Ukrayna. Atlantik çetesi Ukrayna’yı Rusya’ya karşı sürekli bir çatışma alanına çevirmek için her alanda her şeyi yapıyor; ancak geçen hafta içinde Ukrayna’daki ayrılıkçı kilise üzerinden çevirdikleri dolap Batı’dan Rus Ortodoks Kilisesi’ne dönüşlerle birlikte büyük darbe aldı. Zelensky’nin Ukraynacası gelişiyormuş ancak. Senaryo A’da, Rusya değişen dış politikası sayesinde Ukrayna krizini de çözüyor...

Avrupa Birliği’nin ekonomik, kültürel, siyasi hegemonyasını, tek biçimcilik dayatmasını, 2019’da görülebilecek en faşist yapı olmasını görmezden gelen Atlantik, yaşadığı tüm krizlere rağmen AB’nin ayakta kalacağını düşünmekten de geri kalmamış. Burada mevcut meselelerini, yani Atlantik düzeninin bizim ifade ettiğimiz gibi gerçekten çöküşünü yansıtan detaylar da var: Örneğin, yükselen milliyetçiliğin entegrasyon süreçlerini zorluyor olmasına değinilmiş. Entegrasyon süreci dediği Atlantik cephesine girmek. Avrupa ülkelerinin AB, yani Atlantikçi, tek kutuplu dünya düzeninin kölesi olmaktan uzaklaşmaya başlamasıyla Atlantik cephesinin başı dertte. İran, Türkiye ve Rusya’yı da AB ile ekonomik ilişkileri çok iyi olacak diye ifade etmiş (Senaryo B). Öncelikle İran-Türkiye-Rusya, zaten ilerlediği yolla bu ihtimali eritiyor. Eğer AB olacaksa, bu eksenin orayla bir yakınlaşması söz konusu olamayacaktır.

Senaryo B’de, Kuşak Yol Projesi’yle Çin’in askerî, ekonomik ve teknik gelişimiyle beraber, “Yeni Dijital İpek Yolu” projesiyle de dijital olarak yayılmasına değiniliyor. Bir tehdit olarak değiniliyor buna. Japonya’nın akıllı toplum hedeflerini tanıtan raporlara denk geldiğinizde bakmanızı tavsiye ederim. Raporda yeri her zaman ABD ile beraber geçen Japonya’nın bu tasarısı aslında toplumu akıllıca kullanmak. Teknoloji için insan gibi; insanın zihinsel bir faaliyetine neredeyse gerek kalmadan küresel üretim merkezleri için “şeye” dönüştürülmesi diyebiliriz kabaca. Atlantikçi küreselleşmeyle uygun bu ileri teknoloji atılımlarına karşılık Çin’in girişimi raporda karşımıza bir tehdit olarak çıkıyor.

Ülkemizde sık sık (sık sık dedim, her zaman demedim) “ekonomi”, cümle içinde hangi soruna değiniliyorsa değinilsin yerine bir şeyin koyulmadığı bir eleştiri konusu haline geldi. Senaryo C’de Rusya ve Çin’in Atlantik karşısı kutupta yer alması, popülist diktatör rejimlerin desteklenmesi sonucunu doğuruyor. Bunu, Senaryo C, ekonomisi kötü olsa da Çin ve Rusya’da iktidardaki güçlerin devamlılığını yalnızca bölgede girdikleri çatışmaların devamlılığıyla birlikte ele alıyor. Rus fobisi, Çin fobisi... Atlantik, Avrasya gerçeği korkusundan boşuna raporu güncellememiş. Atlantik Konseyi açık açık, Amerikancı olmayan herkes Çin ve Rusya’nın tarafındadır diyor şu an. Sanki benzer ifadeleri genel seçim öncesinde duymuştuk, ama kimlerden, değil mi? Ne tesadüf.

Avrasya gerçeği karşısına yeni neo-liberal oyuncaklar çıkarmak; neo-nazilerden sevimli çocuklar yaratmaya çalışmak, ekoloji adı altında Hillary Clinton, Barack Obama ile el ele vermek... OSD’lileri sömürmeye varan yeni oyuncaklarıyla Atlantik güncellediği raporunu, güncel gelişmeler ve güncel hamleleri için yeniden piyasaya sürmüş. Ekoloji vurgusundan, Hillary çetesi-Trump gerilimi, Soçi sonrası Batı’nın yaşadığı süreç kadar birçok sebebi olduğunu düşünüyorum.

Dugin yok, Putin yalan, “Avrasyacı model meczup işi”, “kendi aralarında blok (yok hatta tumblr, ya da ig fenomeni) açmış Avrasyacılık diye oynuyorlar, ehehe!” diyen Atlantik çetesinin aksine rapor, Atlantikçiliğinde açık olduğu için en azından Rusya’nın mevcut gücünü inkâr da edemiyor: Rusya yeni ortaklarıyla yeni bir dünya düzeni kurmaktadır ve bu düzen içinde öne çıkan değer devlet egemenliği. Raporun aslında Avrasyacı olan gerçekleri kendisine çevirdiğini ifade etmiştim; Rusya yeni dünya düzeninde Batısız yapamaz ve ortaklıklar (ekonomik, siyasi) vb. diyor bir senaryoda hatta. AB’nin ortadan kalkmasının gerekliliğini bu ortaklıklar bağlamında Dugin’den okuyabilirsiniz.

Rusya ve Çin olmadan yeni dünyada bir senaryo oluşturamıyor. Rusya ve Çin olmadan, yani Atlantikçi, tek kutuplu düzen yıkılıp yerine çok kutuplu bir düzen konmadan bir şey yapılmaz. Ancak bu, yani önümüzdeki on yıllar için olası senaryolar sadece Atlantik Council’in üç farklı senaryosuna sıkıştırılabilecek bir şey değil. Elimizde, işlemekte olan ve raporun Atlantik’e bir şekilde sürekli çevirmeye çalıştığı (Avrupa Birliği’ni hâlâ ayakta tutma çabası, ABD’nin gücünü Orta Doğu’da hâlâ bir şekilde gösterebildiğini yansıtması, çift kutuplu bir düzende kurucu rolünü hâlâ hissettirmesi, gibi...) gerçeklerden bağımsız stratejiler de var. Batı elinden çıkmamış hiçbir şeye itibar etmeme hastalığından özellikle kendisine sol diyen Atlantik müttefikleri bu yüzden arındırılmalı. 2035 için Doğu’ya, Asya’ya bakılmalı; daha net ve yıllardır işleyerek tek kutuplu egemenliği bitirmiş olan ve bunu 20 yıl önceden ilan etmiş başka stratejistler, başka metinler de görülecektir. İhtimalleri bile artık Batı yazıp çizemez, yeni dünyanın kurucuları burada çünkü.

Medya da bu rapora çok ilgi göstermiş. Ancak yeni düzene dair emperyalist ABD’nin bir strateji merkezinin elinden çıkma raporun yanlı bakışına gösterdiği ilgi kadar, yeni dünya düzeninin rotasını çizenleri de konuşmaları gerekirdi. Gözü ABD ve Avrupa hariç her şeye kapalı olanlar için bu raporun geçerliliği, eminim, işlemekte olan Avrasyacı modeli yıllar önce yazan “Doğu”nun stratejist ve bilim insanlarının yanında daha lezzetlidir.