Yeni ihtiyaçlar

Marx, Grundrisse’de tüketimi “zorunluluk” ve “ihtiyaç” olarak değerlendirmektedir. Bunun sebebi ise üretim içinde yer almasıdır. Yani ne üretim kendi başına üretim olacaktır ne de tüketim kendi başına tüketim. İlk adım üretim, son adım tüketimdir. “Tüketimin kendi biçimini” oluşturarak yeni bir “ihtiyaç yaratması” da bu son adım içindedir; üretim son olarak tekrar tüketimi üretir. 

İhtiyaçlar da farklılık göstermektedir: doğal ihtiyaçlar ve zorunlu ihtiyaçlar. Doğal ihtiyaçlar coğrafya ya da zaman gözetmeksizin evrensel biçimde tüm toplumlardaki bireylerin gidermesi gereken ihtiyaçlardır; yeme, içme, barınma gibi ihtiyaçlar bu gruba girer. Toplumsal olarak yaratılmış ihtiyaçlar olarak işaret ettiği ihtiyaçları ise zorunlu ihtiyaçlar kavramı ile açıklamaktadır. Bunlar, üretim ilişkilerinde yaşanan dönüşüm ve değişimlere bağlı değişiklik gösteren ihtiyaçlardır. İhtiyaçların kapitalizm öncesi ve sonrası arasındaki farklılık buna örnek olarak gösterilebilir; lüks tüketim malları artık gerekli görüldüğü için zorunlu ihtiyaçlar kategorisine geçiş yapabilmektedir. Doğal ihtiyaçlar, hayati önemdeki ihtiyaçlardır; bunların karşılanması için kapitalist düzen içinde işçi, emek gücünü satmaktadır. Emek gücünün değeri yüksek olduğunda ise zorunlu ihtiyaçlarda bir artış görülür. Doğal ihtiyaçlar, emek gücünün satılmasıyla ve zorunlu ihtiyaçlar biçiminde giderilir. İşçinin emeğini satarak kazandığı ücret, emek gücünün değerinden fazla olduğunda işçinin artan zorunlu ihtiyaçları da artar ve lüks ihtiyaçları ortaya çıkabilir. Aksi durumda da zorunlu ihtiyaçlar azalarak, doğal ihtiyaçlardan ibaret hale gelir. Yani doğal ihtiyaçlar zorunlu ihtiyaçlara, zorunlu ihtiyaçlar da lüks ihtiyaçlara dönüşebilmektedir. İhtiyaçların yaşadığı bu değişim, üretime bağlıdır. Üretim sürecinde meydana gelen gelişmelerle bu dönüşümler yaşanmaktadır. Gerçek toplumsal ihtiyaçların üzerini örtmesi olası bu süreçte burjuva politik ekonomi ise toplumun gerçek ihtiyaçlarına karşı körleştiği için, kurgu ihtiyaçların, isteklerin, gerçek ihtiyaçların önüne geçmesi neredeyse umursanmaz. 

Makinelerin insan hayatına girmesiyle başlayan süreç ve yaşanan bu dönüşüm birbirinden bağımsız değildir. Örneğin, (bireysel) bir kimlik yaratmak için teknolojinin kullanılması zorunlu ihtiyaç haline dönüşmeye başlamıştır. Mal ve hizmetlerin tüketimi, teknolojinin imkânlarıyla buluştuğunda birey kendi kimliğini “inşa etmek” için teknolojinin seçenekleri dâhilinde seçimler geçmeye başlayabilmektedir. Gündemde olan konu üzerinden bir örnek, izlediği dizi ya da film ve bunları izlediği platformun bu kimliği inşa etme sürecinde önemli bir yer tutması olacaktır; dâhil olduğu ya da dâhil olmak istediği sosyal grubun tüketim alışkanlıklarını taklit etmesi/edinmesinde bu hizmeti tüketimi büyük yer kaplamaktadır. Bireyin hangi diziyi nerede izlediği bireyin içinde yer aldığı sosyal sınıfı analiz etmeye doğrudan imkân verecek veriyi sunmayacaktır. Ancak uygun fiyata satın alınabilecek bir platform üyeliği ile birey kendisine artık nasıl bir anlam yüklüyorsa (bu anlamlandırma süreci de dışa bağımlı-nasıl bir anlam kendisine iletişim kanalları aracılığıyla yollanıyorsa) o anlama sahip olduğunu düşünecektir. Bu da, teknolojinin kolay erişilebilir oluşunun, gündelik hayattaki yerinin kimlikçi tüketimden ulusal güvenlik yatırımlarına kadar önemini göstermektedir aslında. Teknolojinin kolay erişilebilirliği, savaşacak bir cephe açmadan da işgale; aylık bilmem kaç TL’ye aldığı üyelikle izlediği üç beş saçmalık uğruna ülkesine nefreti savunacak hale gelecek binlerle emperyalizme içte bir cephe açtıracak güçtedir. Bu tür saldırgan girişimlerin bir “ihtiyaç” olduğu kafalara yerleştirildiği sürece, bu güce de sahip olacaktır. Bir örnek: Emperyalizmin maşası bir dizi/film izleme platformuna ya da bir internet sitesine erişim yasaklandığında ya da internet üzerinden dizi/film izleme platformlarındaki sakıncalı içeriklerin denetleneceği duyurulduğunda bireyler vücutlarından organ çıkarılmış gibi tepki vermektedir. Bu, bilinçli tercihlerinden de bağımsız değildir.

Marx, 1844 El Yazmaları’nda yabancılaşmış emeği anlatırken insanın yaşamsal faaliyetleri, varoluşu ve emeği arasında bir bağlantıya işaret etmektedir. Bu bağlantı, kısaca, üretici hayatın özgür ve bilinçli insanın faaliyeti oluşudur. Buna karşılık yabancılaşmış emekte durum tersine dönmektedir. Özgür ve bilinçli üretim faaliyeti yerine varoluşu için üretmesi gereken (ve bunu seçen) insan gelmektedir. Burada bilinç hâlâ Marx’ın işaret ettiği bir noktadır. Ancak dikkat çekeceğimiz yer bireyin emeğinin artık araçsallaşmasıdır. Teknolojinin, bilinçli insan için araçsallaştığında burada tersine dönen duruma benzer bir süreci ortaya çıkarabildiğini öne sürebiliriz. İnsan, kendisini var edebilmek için bilinçli biçimde teknolojiyi kullanmaktadır. Özgür ve bilinçli insan faaliyeti olarak yaptığı herhangi bir seçimi değerlendirmek de çelişki olacaktır; dijital bir “şeye” böyle bir gücü bilinçli biçimde, o şeyin hayati bir önemi olmadığı halde yüklemek, sonrasında devletin denetim mekanizması devreye girdiğinde bağırıp çağırmak aslında özgür olunmadığına işaret eder. Özgür olan en fazla dijital olanın kendisidir; onunla bilinçli biçimde bağımlılık ilişkisi kuran değil.

Marx, sanayileşmeyle beraber insanların makineler için çalışmaya başlamış hale geldiğinden bahsetmektedir. Bu, makinelerin gelişimi konusunda, makineler mi insanlar için çalıştı ve çalışıyor ve çalışacak, yoksa durum bunun tam tersi mi konusunda bir tartışma yazısı değil; ancak burada makinelerin başlangıçtan beri gelişim sürecinde makinenin kim için ve ne için kullanıldığı gibi basit bir soru, cevabı vermeye yardımcı olacaktır. Günümüzdeki teknolojik ilerleme, yapay zekâ tartışmaları da bu soru ve cevabı bağlamında düşünülebilir. Fayda mı, zarar mı? Hangisi, hangisi “için” ya da “ile” çalışıyor olacak?

Teknolojik gelişmeler ve dijitalleşme çift yüzlüdür. Biz olumsuz örneklerden biraz yazalım. Mesela ailecek dizi izlemek; dizi saatine göre haftayı ve gün içi zamanı planlamak; çocuğun elinde, hatta bebeğin elinde tablet, şu dizi, çizgi film; anne babaya şu dizi vb. derken ev içindeki zamanının planlanmasında, iletişimin kurulmasında bile bunların etkisi oluyor. Yeni evlenen bir çiftin, mutfak eşyaları, taksiti bitmemiş koltukların yanında internet üzerinden dizi izleme platformu üyeliğini de bir ihtiyaç olduğu için satın almaları, Marx’ın başta bahsettiğimiz ihtiyaçların yaşadığı dönüşüm ve teknolojiye bilinçli olarak teslim oluşun da bir örneği sayılmaz mı? Çünkü bu da artık bir “ihtiyaç” kategorisine girmiştir. Bu yüzden sakıncalı bir yayının oradaki varlığı, doğal ihtiyaç ve zorunlu ihtiyaç arasındaki dönüşümü yaşamış bir internet kanalı için de artık dönüşüm yaşamıştır. Oradaki “sakıncalı içerik”in sansürlenmesi ihtiyacı da artık ihtiyaç değildir. Bu yönü de belirtmek lazım. Burada tek “ihtiyaç” onun hayati varlığıdır. Tüketim kendi tarzını yaratarak son adımda üretim sürecini, ihtiyaçların yaşadığı dönüşümle, kendi kimliğini ve varoluşunu bilinçli biçimde teknolojinin seçeneklerine hapsetmeye razı gelmiş kitlelerde tamamlar. Marx’ın kapitalist sistem içinde insanların piyasanın işleyiş mantığına göre yaşıyor olmalarına değinmesi de bu nokta ile uygun düşmektedir. Çünkü piyasanın kendisini, kendisine göre ihtiyaçları oluşturmaktadır. “Nesneler niceliğinin artışı, insanın boyunduruğu altında olduğu dışsal güçler dünyasının genişlemesi demektir.” diyen Marx, bu dışsal güçler dünyasının her yeni ürünle beraber taşıdığı yeni dolandırıcılık ve soygun potansiyeline de değinmektedir. Bu durumda, bahsettiğimiz örnek üzerinden yazmak hiç abartı olmayacaktır; Avrasya’nın güçlenmesi karşısında Atlantikçi yalan ve iftiraları yayma misyonunu taşıyan bu tür dizi/film izleme platformları buna örnektir. Üyelik fiyatlarının düşük olması, bunun yeni bir bağımlılık halinde sunulması (sansüre, sanki bir organları kesilmiş gibi tepki vermek, hatta ülkesine saldırmak olan fanatikleri düşünün yine), “aşırılık ve ölçüsüzlüğün yeni bir norm olduğu” (olmasının istendiği) bir düzen içinde insanı kendi olmaktan çıkarırken kendisini inşa ettiği bir süreçmiş gibi sunan, çok katmanlı bir saldırının bir boyutudur diyebilir miyiz? Deriz.

Burada yaratıcı faaliyet, yaratıcı olmayan faaliyet, insanı insan yapan faaliyet ayrımını da hatırlatalım. İnsanın fabrikadaki köleliğine karşı çıkarken, yabancılaşmış emeğini satmak zorunda kaldığı bir sisteme karşı dururken; hane içindeki bireylerin zamanının organizasyonundan kimliklerinin oluşumunu çocuk yaşta etkileyebilecek (hatta bozabilecek), emperyalist propaganda aracına çevrilmiş araçlara “eklentileşme”ye neden karşı durulmuyor? Aydınlanmanız mı bitti?

Çünkü, gerçek toplumsal ihtiyaçların üzerini örtecek yeni ihtiyaçlar yaratılmaktadır.