Ortadoğu’da bölgesel savaş riski: Hamas’ın saldırısının anlamı

Abdullah Yücel Kuruçim
Hidropolitik Uzmanı

 

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğu petrollerinin dünya ekonomisi için artan önemi, “bir üçüncü dünya savaşı çıkacaksa bu Ortadoğu’da çıkar” düşüncesini haklı olarak belleklerimize nakşetti. Ortadoğu haritası emperyalizm tarafından çizilmişti ve yönetimleri Batı kontrolündeydi. Bu nedenlerle bölge istikrarsız ve her türlü müdahaleye açıktı. İki kutuplu dünya düzeninde başlıca rekabet Ortadoğu üzerindeydi. Darbeler, diktatörler bölgeye egemen olunca savaşlarda kaçınılmaz oluyordu. Ortadoğu’da çıkan bir savaşın kontrol dışına çıkarak üçüncü dünya savaşına yol açmasından hep korkuldu ve bu nedenle dönemin askeri tatbikatların senaryolarında hep bunlar kullanıldı.

SSCB dağıldıktan sonra ABD emperyalizmini bölgede sınırlayacak bir güç kalmadı. ABD bu fırsatı İsrail ve müttefiklerinin de desteğiyle acımasızca kullandı. Terör örgütlerini, diktatörleri kullanarak bölgede savaşlar çıkardı ve bölgede birçok yeri işgal ederek her yerde askeri üsler kurdu. Bunlar yaşanırken bir dünya savaşı çıkmadı. Ama emperyalizmi dengeleyecek bir güç olmayınca ezilen bölge halkları arasında bir direniş hareketi yükselmeye başladı. Emperyalizm 1948’de İsrail’i kurarak bölgede sürekli kanayan bir yara açmıştı. Ev sahibi Filistinliler mülteci durumunu gelirken göçmen Yahudiler ev sahibi, devlet sahibi oldular. Filistin’in devlet kurması ise İsrail ve emperyalizm tarafından engellendi. Bu yaşanan haksızlıkların Arap milliyetçiliğini yükselttiği ve Filistinlilerin buna öncülük ettiği bir gerçektir.

Rusya’nın Putin önderliğinde gücünü yeniden toparlamaya başlaması, İran ve Türkiye’nin bölgesel güçler olarak yükselmeleri, Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) küresel bir güç haline gelmesi ile çok kutuplu bir dünya düzeninin gelişmesi durumu radikal bir şekilde değiştirdi. Bu tabloya yeni bölgesel güçler Brezilya, Hindistan, Endonezya ve bunun gibi ülkeler eklenmeye devam ediyor. Bu koşullarda Ortadoğu’daki statükonun devamından yana olan ABD ve müttefikleri savunma pozisyonuna geçmek zorunda kaldılar. Ancak bu yaralı ve sorunlu bölgede artan tehditler karşısında istikrarı sağlamak neredeyse imkânsızdır. ABD ve müttefikleri her yerde saldırıya uğramakta ve asimetrik savaşa karşı başarılı olamamaktadır. Yenilgiler, itibarlarını ve kendilerine olan güveni sarsmakta, asker cenazeleri ve ekonomik yük Batı kamuoyu tarafından haklı olarak sorgulanmaktadır. Eskiden Ortadoğu’ya egemen olmak büyük ekonomik, askeri, jeopolitik avantajlar sunarken artık şimdi ABD’nin sırtında bir kambur haline gelmektedir.

Petrolün geçen yüzyıla nispeten görece önemi azalıyor. Artık ABD kaya gazı ve petrolü çıkarma teknolojileri sayesinde en büyük petrol üreten ülke haline geldi. Ortadoğu petrolleri hala dünya için çok önemli ama eskisi gibi değil durum. ABD rakiplerinin enerjiye ulaşımlarını kısıtlayarak, enerji maliyetlerini yükselterek onları ekonomik olarak kontrol altında tutmak istiyor. Bu nedenle bölgedeki petrol kaynakları üzerindeki kontrolü olabildiğince sürdürmek diğer konularda ise geri adımlar atmak yolunu izliyor. Örneğin Suriye’de ABD terör örgütlerini de kullanarak Deyrizor petrol bölgesini asker de bulundurmak suretiyle elinde tutmaya devam ediyor. Türkiye, PKK saldırıları sonrasında terör örgütünün finansmanında kullanılan petrol kuyularını ve tesislerini vurdu. ABD ise sadece kendilerini savunmak bahanesi ile bir SİHA’mızı düşürerek buna karşılık verebildi.

Geçen yüzyılın jeopolitiği ile günümüzün jeopolitiği çok faklıdır. Geçmişe takılıp kalmak büyük hata olacaktır. ABD hegemonyasını tehdit eden unsurları sıralayacak ve en önemlisine haklı olarak ağırlık verecektir. Tehdit sıralamasına göre bir strateji geliştirmek zorundadır. Bu nedenle ABD’nin Ortadoğu’da irrasyonel politikalardan vazgeçerek rasyonel politikalara yönelmesini bekliyorum. Hamas’ın 7 Ekim İsrail saldırısı sonrası ABD’nin tutumunun buna uygun gelişeceğini düşünüyorum.

Hamas’ın İsrail’e 7 Ekim’de başlattığı sürpriz saldırı Ortadoğu’da bir bölgesel savaş çıkar mı, çıkarsa bu bir dünya savaşına dönüşür mü sorularını haklı olarak yeniden gündemimize getirdi. Saldırının sürpriz etkilerinden biri de kafa karışıklığı yaratarak herkesi kaygılandırmak suretiyle olayın içine çekmektir.

Saldırının şok etkisi ile yapılan ilk değerlendirmelerde Hamas’ın, İsrail ve ABD istihbaratının haberi olmadan böyle bir operasyon yapamayacağı dolayısıyla bir plan varsa bu planın ABD ve İsrail tarafından yapıldığı yorumu öne çıktı. Bu yorumun özünde, ABD ve İsrail istihbaratının ve ordusunun yenilmezlik propagandasının izleri var. Oysa gerçek hiç de öyle değildir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD süper güç olarak ortaya çıkınca ekonomik gücü ile dünya kamuoyunu etkileyecek araçlara büyük ölçüde sahip oldu ve bu propaganda araçları ile gücünü olduğundan çok daha fazla gösterme becerisini gösterdi. Propagandanın sağladığı caydırıcılık, ABD birçok cephede savaş kaybettikçe zamanla tam tersi bir etki göstererek ABD acaba kâğıttan kaplan mı sorularını gündeme getirdi. Halklar hala bu propagandadan etkileniyor olabilir ama konunun uzmanları için durum değişti. Özellikle 11 Eylül 2001 saldırıları bahane edilerek ABD adeta Batı dünyasının karşısında konumlanan güçlere savaş ilan etti ve kendi kamuoyuna bunu kabul ettirebilmek için “Haçlı Seferi” tabirini bile kullandılar. Sonuçta ABD’nin bu savaşlarda başarısız olması çok kutuplu bir dünya düzeninin ortaya çıkmasına yol açtı.

Hamas’ın bu şok saldırısına hazırlıksız yakalanan İsrail ve ABD eğer 11 Eylül 2001 komplosu gibi bir plana sahip olsalardı bunun sonuçlarını çoktan görmemiz gerekirdi. 11 Eylül 2001’de ABD, bu komplo bahanesiyle büyük bir saldırı başlatmak suretiyle tek kutuplu dünya düzenini pekiştirmeye çalışmak gibi rasyonel sayılabilecek bir nedene sahipti. Oysa şimdi durum ABD için çok faklıdır. Çok kutuplu dünya düzeni gelişmekte ve ABD’nin hegemonyasını tehdit etmektedir. Bu gelişen kutuplar içinde ÇHC en büyük tehlike olarak görülmektedir. Eğer ABD, Ortadoğu’da bir bölgesel savaş çıkarmayı hedefliyorsa bu büyük bir stratejik hata olacaktır. Rakiplerinin eli güçlenecek ve savaşı kaybetme olasılığı hegemonyasını erken yitirmekle sonuçlanabilecektir. İsrail böyle bir irrasyonel tutum içine girebilirse de ABD’nin böyle bir hata yapacağını düşünmek gerçekçi olmaz. İsrail, ABD desteği olmadan bu coğrafyada tutunamaz. Hamas’ın saldırıları karşısında çok zor duruma düşen İsrail’in tek başına bir bölgesel savaşa yol açması intihar olacaktır.

İsrail daha önce Lübnan’da Hizbullah’a karşı başarılı olamamıştı. Hizbullah’ın tecrübelerinden de yararlanarak Hamas’ın, uzun zamandır yeraltında tüneller kazarak, roket ve füzelerini geliştirerek bir şehir (meskûn mahal) savaşına hazırlandığı ve İsrail’i bu tuzağa çekmek istediği anlaşılmaktadır. Hamas’ın baskın tarzındaki saldırısı ve rehin alarak Gazze’ye çekilmesi İsrail’i ve ABD’yi çok zor durumda bırakmıştır. Hamas elindeki çok sayıda roket ve füzeyi birlikte ateşlemek suretiyle İsrail’in aşılmaz diye iddia ettiği “demir kubbe” hava savunma sistemini aştı ve bu da bir psikolojik kırılmaya yol açtı. İsrail küçük bir ülke ve Filistin ile iç içe yaşıyorlar. İsrailli siviller bu sefer savaşı derinden hissettiler ve bir korku seli yaşandı. Birçok İsrailli havaalanlarına üşüşüp ülkeyi terk etti. ABD ve İsrail’in yenilmezlik efsanesi yıkılınca büyük bir güven krizi yaşandı. İsrail başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında yürütülen soruşturmalar ve yapmaya çalıştığı yasal düzenlemeler nedeniyle İsrail halkı ve ordusu ikiye bölünmüş, halk sokaklara dökülmüştü. Saldırı sonrasında Netanyahu, koltuğunu kurtarmak için bu durumu fırsat bildi. Hamas’ın bunu öngördüğü de muhakkaktır. İsrail, adeta ustalıkla hata yapmaya zorlandı.

Netanyahu Gazze’ye karadan girmeden Hamas’ı yok edemeyeceğini biliyor. Karadan yapılacak bir harekât meskûn mahal çatışmasına dönecek ve zaten kaybedilen itibar her gün cepheden gelen cenazelerle daha da dibe vuracak ve Netanyahu koltuğunu kaybedip yargılanma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilecektir. Bu nedenle olsa gerek ABD’nin de bastırması ile kara harekâtı gecikti. Bu sürede kuşatılan Gazze havadan bombalanmak suretiyle İsrail kamuoyu rahatlatılmaya çalışıldı. Fakat bu bombardıman tünellerde gizlenmiş Hamas’a fazla bir zarar vermese de sivil halkın çoluk çocuk, kadın demeden kitlesel ölümüne yol açtı. Bu sivil katliamı dünya kamuoyunu İsrail’e karşı harekete geçirmeye başladı. Bazı İsrailliler bile bu duruma tepki göstermeye başladılar. Netanyahu tam bir açmazdadır. Bu saldırılara karşılık vermese iktidarını kaybedecek karşılık verse daha da batağa saplanacaktır.

Geçmişin önyargılarından sıyrılıp olan biten rasyonel bir şekilde analiz edildiğinde televizyonlarda yapılan yorumların büyük yanılgılar içerdiği görülecektir. ABD’nin bölgeye uçak gemisi göndermesi sanki ABD ve İsrail’in, Hamas’ın saldırısına göz yumarak Ortadoğu’da bir bölgesel savaş çıkarmak istediği şeklinde yanlış yorumlanabiliyor. Böyle bir plan olsa ABD çok daha fazla askeri yığınak yapması gerekirdi. ABD, Akdeniz’de zaten mevcut olan bir uçak gemisi görev grubuna ilave olarak yeni bir uçak gemisi görev grubu gönderdi. Bunun amacı İsrail’e yönelik saldırının boyutlarının büyümesini engellemek ve özellikle İran’ın caydırılması suretiyle bölgesel bir savaşın çıkmasını engellemektir. Bu iki uçak gemisi görev grubunun böyle bir caydırıcılığı olsa da bölgesel bir savaş çıkması halinde bu güç yetersiz kalacaktır. ABD’nin sevk ettiği silahların nitelikleri askeri uzmanlar tarafından analiz edildiğinde bu gerçek apaçık ortaya çıkar. Üstelik ABD bir süre sonra bir uçak gemisi grubunu Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e kaydırmak suretiyle niyetini teyit etmiş oldu.

ABD öncelikle İsrail’i korumak ve bir bölgesel savaşın çıkmasını engellemek istiyor. Bunu başaramazsa ABD hegemonyası çöker. Ortadoğu’da çıkacak bir bölgesel savaş, ABD ve müttefiklerini zayıflatacak Rusya, ÇHC gibi rakiplerini güçlendirecektir. ABD, hem Rusya’ya karşı Ukrayna cephesinde hem Ortadoğu’da hem de Tayvan’da ÇHC’ne karşı savaşamaz. Savaşırsa da kazanamaz. Hamas’ın hamlesine ABD bölgesel savaşa yol açarak karşılık verirse ÇHC’de Tayvan’ı ilhak ederek karşı hamle yapabilir.

Hamas saldırısı sonrasında ABD’nin tutumuna baktığımızda tehlikenin farkında oldukları anlaşılıyor. ABD’nin bir bölgesel savaş çıkarma niyeti yoksa ve bunu önlemeye çalışıyorsa, kim neden bir bölgesel savaş çıkarmak istesin ve ABD’nin bunu önleme olanağı var mı soruları akla geliyor. Hamas’ın saldırısının ardından başka saldırı hamleleri gelecek mi? Bölgedeki ABD üslerine saldırılar oldu. ABD buna sınırlı bir karşılık verdi. İran ve bölgedeki vekil güçleri büyük bir saldırıya kalkışmadılar. Ateşli açıklamalar gördük ama tepkiler sınırlı kaldı. Bu aşamada kimsenin bir bölgesel savaşı göze alamadığını söylemek zorundayız. Çünkü böyle bir niyet olsa koşullar çok müsait.

Filistin sorunu çözülmeden Ortadoğu’da kalıcı bir barış olamaz. Bu zamana kadar ABD bu sorunun çözülmesini istemiyordu. Ama şimdi bu istikrarsızlık ABD’nin aleyhine dönmüş durumda. Bu durumda ABD bölgede istikrarı sağlamadan ÇHC’ne karşı askeri bir eylemde bulunamayacaktır. ABD, Filistin sorununu çözmek için şimdi harekete geçse bile bu yıllar sürecek zor bir süreçtir. Üstelik bu süreç istenirse çok kolay sabote edilebilir. Bu da ÇHC’ne istediği zamanı kazandırmaya yetecektir. Dolayısıyla ABD yanlış bir hamle yapmadığı sürece Ortadoğu’da bir bölgesel savaş olmaz. ABD böyle bir yanlış hamle yaparsa zaten yıpranmış olan hegemonyasını kaybeder.

Bu nedenlerle ben Ortadoğu’da bölgesel bir savaş çıkmasını beklemiyorum. Tam tersine 1967 BM kararları doğrultusunda iki devletli bir çözüme her zamankinden daha yakın olduğumuzu düşünüyorum. Putin, 1967 sınırlarını esas alan iki devletli çözümü desteklediklerini kendi ağzından ifade etti. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’ın beyanları da bu yöndedir. Türkiye garantör ülke olma tezini kabul ettirebilirse bölgede çok büyük bir avantaj sağlayacaktır. Türkiye, Suriye ve Irak’ta terör örgütlerine karşı başlattığı operasyonları bir kara harekâtı ile tamamlama ve örgütü yok etme olanağını yakalayabilir. Türkiye’nin eli güçlenmiştir.

Satranç tahtasına baktığımızda tablo kısaca şöyle görünüyor: Batı cephesi hızla kan kaybediyor ve bu gidişatı tersine döndürmek için ABD müesses nizamı hileye başvurmak suretiyle seçilmiş Trump yerine Biden’ı getirerek büyük bir atağa girişti. Önce Ukrayna üzerinden Rusya’ya bir cephe açarak Rusya’yı yıpratmayı ve meşgul etmeyi hedefledi. Asıl hamle ise Çin’i, Avustralya, Japonya, Güney Kore, Filipinler ve mümkün olursa Hindistan yardımıyla çevreleyip boğmak suretiyle parçalayıp etkisiz hale getirmekti. Tayvan sorununu kullanarak ABD savaşı istediği yerde ve zamanda başlatmayı planlıyordu. Savaşın yerini ve zamanını belirleyebilen avantajlıdır. Doğu cephesi bu hamleleri gördü ve zamanlamayı bozacak savaşın yerini ve zamanını değiştirecek karşı hamleyi Hamas üzerinden yaptı. Kazanılan zaman Doğu cephesinin lehine Batı cephesinin aleyhinedir. Yanlış hamleleri hesaba katmazsak satranç oyununun sonucunu görebiliriz. Doğu kazanıyor, yeni bir dünya düzeni kuruluyor.

Sosyal bilimlerin karmaşıklığı beşeri olması nedeniyle irrasyonel davranışları da açıklamak zorunda kalmasından kaynaklanıyor. Sonuçta sosyal bilimlerden söz edebiliyorsak hâkim olan rasyonel davranışlar olduğu içindir. ABD’de müesses nizamın ideolojik araçları (Evanjelizm, Neoconlar vb.) veya İsrail’in Siyonizm gibi ideolojileri irrasyoneldir. Bunlara olduğundan daha fazla değer vermek büyük bir hata olur. Örneğin “Büyük İsrail” projesi Siyonizm’in bir hedefi olarak eskilerden beri biliniyor. Bu tehdidi bilmemek görmemek elbette büyük hata olur. Çünkü böyle bir gerçek var. Ancak bu ideolojileri gerektiğinden fazla ciddiye almak tam tersine bu ideolojilere yarar sağlar. İsrail örneğinde bu durum net bir şekilde ortaya çıkıyor. Emperyalizm için kullanmaya çok elverişli bu çürümüş ideolojiler işlevini yitirdiğinde tarihin çöp sepetine gidecektir. İnsanlığın asıl düşmanı emperyalizmdir.

İsrail, Batının tüm desteğine rağmen, güya çok güçlü ordusuyla, Hizbullah, Hamas gibi örgütlere karşı bile çaresiz kalabiliyor. Araplarla kuşatılmış bu küçük devlet ABD ve NATO desteği olmadan varlığını sürdürme yeteneğine sahip değil. Gerçekte emperyalizm, Siyonizm’i ve İsrail’i bir araç olarak kullanıyor. Bu saldırgan ideolojilere inananlar kullanılıyor ve emperyalizm meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Ne zaman ki bu emperyalist saldırı püskürtülür o zaman bu saldırgan ideolojileri destekleyen Batı bu ideolojileri lanetler. Buna hiç kuşku yoktur. İsrail devleti projesi, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) gibi Batı için hüsranla neticelenecektir. Bu nedenle “Büyük İsrail” projesi ham hayaldir. Batı için artık rasyonel olan Filistin devletinin kurularak, İsrail ile kalıcı barışın sağlanması ve garantör ülkeler sayesinde istikrarın güvenceye bağlanmasıdır. Ortadoğu’da barışın hüküm sürmesi başta ülkemiz olmak üzere dünya barışına büyük katkı verecektir.

Kurulacak yenidünya düzeninde Filistin’de katliam yapanlara hesap sorulacağından hiç kuşku duymuyorum. İnsanlığın geleceği, emperyalizmin yenilmesi ve çürümüş ideolojilerden arınmış halklar ile aydınlık olacaktır.

Güncel
Etiketler
Filistin; İsrail; büyük savaş;