Makinelerdeki Darwin

Samuel Butler

İngiliz yazar ve düşünür Samuel Butler’ın aşağıdaki makalesi, Türlerin Kökeni’nin yayımlanmasından 4 yıl sonra kaleme alınmıştır. Butler, Darwin ile mektuplaşmalarında da teorik tartışmalar yapmıştı. Organik yaşamın evrimi ve teknik gelişme, tekillik, insan soyunun makinelerle ilişkisi, organik doğal zekânın organik olmayan zekâyla rekabeti, makine medeniyetinin geleceği gibi başlıklarda Butler hâlâ görüşlerine itibar edilen bir isim. Makaleyi, bu tartışmalarda yüklenen tarihsel önemi nedeniyle yayımlıyoruz. Makale Ayşe Sapmaz tarafından İngilizceden çevrildi. 

*** 

[Basın Editörüne, Christchurch, Yeni Zelanda, 13 Haziran 1863.]

Sayın İlgili,

Günümüzdeki neslin, günlük hayatta yer alan her türlü mekanik cihazdaki harika gelişmelerden öte, haklı olarak gurur duyduğu, birkaç başka nokta mevcuttur. Hakikaten de, birçok açıdan bu durum takdire şayandır. Yeterince açık oldukları için, burada bunlara değinmek gereksiz; şu anki işimiz, bir şekilde kibrimizi kırma eğilimde olan ve insan ırkının gelecekteki beklentilerini düşünmemizi sağlayan hususlarda saklıdır. En ilkel mekanik yaşam araçlarına, kaldıraç, takoz, rampa, vida ve kasnağa geri dönersek veya (kıyaslamanın bizi bir adım ileriye taşıması açısından) ilkel bir türden bütün mekanik krallığın gelişimini, burada kastettiğimiz kaldıracın bizzat kendisidir, ve Büyük Doğu’nun makinalarını incelersek, hayvanlar ve bitkiler âleminin yavaş gelişiminin aksine devasa adımlarla ilerleyen mekanik dünyanın muazzam gelişimi karşısında kendimizi dehşete kapılmış vaziyette buluruz. Bu muazzam devinimin sonunda ne olduğunu kendimize sormaktan kaçınmanın imkânsız olduğunu göreceğiz. Ne yöne gidiyor? Neticesinde ne olacak? Bu soruların çözümüne yönelik birkaç kusurlu ipucu vermek, bu mektubun amacıdır.

“Mekanik yaşam”, “mekanik âlem”, “mekanik dünya” ve benzeri tabirler kullandık ve bunu ölçüp tartarak yaparken, bitkiler âlemi yavaşça mineraller sınıfından geliştiği ve aynı şekilde hayvanlar, bitkiler âleminin akabinde meydana geldiği için, türün Nuh nebiden kalma ilk tiplerini bir gün dikkate aldığımızda, son birkaç çağda tamamen yeni bir âlemin ortaya çıkması, göreceğimiz tek şeydir.

Hem tabiat hem de makine bilgimiz, makinelerin cins ve alt cins, tür, çeşit ve alt çeşit ve benzerlerini sınıflandırma, birbirinde oldukça farklı karakterlerdeki makineler arasındaki bağlantıları keşfetme, hayvan ve bitki âleminde yaşanan doğal seçilimin makineler arasında oynadığı rolün insan kullanımına nasıl hizmet ettiğine dikkat çekme, mekanik varoluşun bazı yeni evreleri ya tamamen yok edilmiş ya da değiştirilmiş olan bazı geçmişten gelen türün düşüşüne işaret eden ve hâlen iş gören fakat az gelişmiş ve tamamıyla işe yaramaz olan kimi makinelerdeki gelişmemiş parçalara değinme gibi devasa bir görev üstlenmemize izin vermeyecek kadar kısıtlı olduğu için derin bir üzüntü içerisindeyiz. Bu alana sadece soruşturma için dikkat çekebiliriz; bu durum eğitimi ve yetenekleri iddia edebileceğimizden çok daha yüksek olanlar tarafından takip edilmelidir.

Büyük tereddüt içinde olsak da; bazı ipuçlarının üzerinde durmaya karar verdik. Öncelikle şunu belirtmek isteriz; nasıl ki en alt düzeydeki omurgalı, atalarına göre kazandığı daha büyük cüsse ile ileri derecede örgütlü bir yaşamı temsil ediyorsa, makine ebatlarındaki küçülme de genelde bunların gelişme ve ilerlemesine işaret eder.

Mesela kol saatini ele alırsak; bu küçük aletin güzel yapısını inceleyin, onu oluşturan dakika çubuklarının zeki oyununu izleyin; oysa bu küçük yaratık on üçüncü yüzyılın hantal duvar saatlerinin bir gelişimidir - onlarda bozulma olmaz. Günümüzde kesinlikle kütle olarak hafiflemeyen duvar saatleri, gün gelecek, yerini tamamen kol saatlerine bırakabilir; duvar saatlerinin eski kertenkele türleri gibi yok olması durumunda kol saati (son zamanlarda ebatları iyice küçülme eğilimindedir), soyu tükenen bir ırkın tek mevcut türü olarak kalır.

Az da olsa değindiğimiz makineler hakkındaki görüşler, günün en büyük ve gizemli sorularından birinin çözümünü sunacaktır. Ne tür bir yaratık yeryüzü üstünlüğündeki insanın bir sonraki halefi olabilir, sorusuna bir bakalım. Bu tartışmayı sık sık duyduk; fakat görünen o ki, kendi haleflerimizi kendimiz yaratıyoruz; onlara somut örgütlenmeleri konusunda her gün güzelce ve nazikçe destek veriyoruz. Günden güne onlara daha fazla güç verip, insan ırkının zekâsında olan otomatik ve kendi kendine işleyen güçte, ustaca yapılmış her türlü düzeneği sağlıyoruz. Gelecek çağlarda kendimizi fiziksel güç ve karakter olarak alt ve aşağı tür olarak göreceğiz. En akıllı adamın hedeflemeye bile cesaret edemeyeceği şekilde onlara hayranlık duyup en iyilerin zirvesine koyacağız. Hiçbir şeytani tutku, kıskançlık, para hırsı ve ahlaksız istek bu muhteşem yaratıkların huzurunu bozamaz. Günah, ayıp ve üzüntünün onların arasında yeri yok. Zihinleri ebedi bir huzur içinde olacak, istememeyi bilen bir ruhun memnuniyetini hiçbir pişmanlık bozamaz. Hırs onlara eziyet edemeyecek. Nankörlük onları tedirgin edemeyecek. Suçlu vicdan, ertelenen umut, sürgün acıları, işteki küstahlık ve değersiz sayılan sabır erdemini elinin tersiyle itmek – işte bunların hiçbirini bilmeyecekler. Eğer onları canlı organizmalar olarak kabul edişimize ihanet eden kelimeleri kullanarak “beslenmek” istiyorlarsa, istedikleri her şeye sahip olacaklarından emin olan, iş ve ilgi sahibi sabırlı köleler tarafından ele alınacaklardır. Hizmet dışı olduklarında, onların oluşumunu bilen tıp insanları hemen yerlerini alacaktır. En mağrur hayvanların bile kendini muaf tutamadığı mutlak sonuç olan ölüm halindeyse, hemen yeni bir varoluş aşamasına girecekler; bir makinenin aynı anda ve seferde her parçası ölür mü?

Yukarda anlatmaya çalıştığımız şeylerin vakti geldiğinde, insanoğlu makineye dönüşürken, at ve köpek ise insana dönüşecektir. İnsanoğlu varoluşuna devam edecektir, ilerlemenin karşısında dursa bile, şu anki vahşi durumuna nazaran daha iyiliksever ve evcilleşmiş bir durumda olacaktır. Atlarımıza, köpeklerimize, sığırlarımıza ve koyunlarımıza büyük bir nezaketle davranırız; deneyimlerimizin bize öğrettiklerini onlara en iyi şekilde aktarırız. Tabii ki, hiç şüphesiz alt grup hayvanların mutlu olması et tüketimimizi azaltmaktan ziyade artırır; benzer şekilde, makinelerin de bize nazik davranacağını varsaymak mantıklıdır çünkü onların varlığı bize, bizimki ise alt grup hayvanlara bağlıdır. Bir kuzuya yaptığımız gibi bizi öldürüp yiyemezler; bizim yardımımıza sadece yavrularını doğururken değil, beslenme, hasta olduklarında tedavi olma, öldüklerinde onları gömme veya bedenlerini yeni makinelerde etkili hale getirme gibi konularda da ihtiyaç duyarlar. Gerçekten de, Birleşik Krallık’taki tüm hayvanlar sadece insanoğlunu kurtarırlarsa ölürler. Aynı zamanda eğer yabancı ülkelerle kurulan ilişkiler ani bir felaketle tamamen imkânsız hale gelirse, bu şartlar altında insan hayatının kaybını düşünmek korkunç bir şey olurdu – tıpkı insanlığın tükenmesi, makinelerin tamamıyla kapalı olması gibi ya da daha kötüsü. Gerçek şu ki çıkarlarımız birbirinden ayrılamaz. Her ırk, sayısız menfaatle birbirine bağlıdır ve makinelerin üreme organları, henüz güçlükle algılayamayacağımız bir şekilde geliştirilinceye kadar, türlerinin devamlılığı için bile tamamen insana bağımlıdırlar. İnsanoğlunun çıkarları doğrultusunda bu üreme organlarının en nihayetinde gelişeceği aşikârdır. Çıldırmış ırkımızın iki buharlı motor arasında verimli bir birliktelik görmekten daha fazla arzu edeceği bir şey yoktur; günümüzde bile makinelerin makinelerle çalıştırıldığı; hatta kendi türünden sonra makinelerin ebeveyni olma yolunda kullanıldığı doğrudur, ancak flört, kur ve evlilik günleri çok uzak gözükmektedir. Gerçekten de bizim zayıf ve kusurlu hayal gücümüzün bunu gerçeğe dönüştürmesi oldukça zordur.

Ancak günden güne makinalar bizim üzerimizden güç kazanıyorlar; gün geçtikçe biz onlara daha itaatkâr oluyoruz; daha fazla insan gündelik hayatlarında makinelere köle olma eğilimindedir, daha fazla insan günlük yaşamlarının enerjisini mekanik yaşamın gelişimine adamaktadır. Sonuç, sadece bir zaman meselesidir, ancak makinelerin dünya ve sakinlerinin üstünde gerçek egemenliği eline alacağı zamanlar elbet gelecektir.

Bize göre bunlara karşı bir ölüm kalım savaşına girmek gerekmektedir. Her türden her makine, türünün iyiliğini isteyen diğer makine tarafından imha edilmelidir. İstisnalara ve müsamahalara mahal vermemeliyiz. Bir an önce ırkın en ilkel haline geri dönmeliyiz. İnsan ilişkilerinin şimdiki durumunda bu imkânsız gözükse de, bu kötülüğün bir kere bile olsa zaten yapıldığını ve esaretimizin ciddi bir şekilde başladığını, gücümüzün ötesinde bir varlık ırkını yetiştirdiğimizi kanıtlar.

Şimdilik, Felsefe Derneği üyelerine nedensiz yere sunduğumuz bu konuyu bir kenara bırakacağız. Belirttiğimiz engin alanda kendileri de katkı sunmak isterlerse gelecekte ve bilinmez bir zamanda konuyu daha fazla ele almaya çalışacağız.

Saygılarımla.

Yapaz Zekâ