ABD Savaş Bürokrasisinde Çatlak: İstifalar, Tasfiyeler ve Liderlik Krizi

Teori

Emekli Tuğgeneral, İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahri Erenel ile ABD savaş bürokrasisindeki çatlak, istifalar, tasfiyeler ve liderlik krizi üzerine konuştuk. 

 

Teori: ABD savaş bürokrasisi ve savaş kabinesi artık istikrar sağlayamıyor mu? Neden bu kadar çok istifa haberi duyuyoruz?

Prof. Dr. Fahri Erenel: İstifa ve görevden alma haberlerine yol açan etkenlerin, Trump yönetiminin “Önce Amerika” politikaları çerçevesinde Pentagon ve Ulusal Güvenlik Kurumlarında başlattığı kapsamlı bir yeniden yapılanma, siyasi sadakat arayışı ve İran ile tırmanan bölgesel çatışma stratejisine duyulan tepkilerden oluştuğunu söyleyebiliriz. Tabi siyasi tasfiyeler ve sadakat testi burada son derece önemli.

Özellikle Biden döneminden kalan ve savaş karşıtı olarak görülen üst düzey askeri yetkilileri ve generalleri yönetimle uyumlu olmadıkları gerekçesiyle Savunma Bakanı görevden alıyor. Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı ve üst düzey generallerin aniden görevlerinden alınmasının orduda güven bunalımı yarattığını söyleyebiliriz. İran ile savaş politikasının bürokrasi üzerindeki en üst düzey çatlağı, Ulusal Terörle Mücadele Merkez Direktörü Joe Kent’in “İran'ın yakın bir tehdit oluşturmadığını” savunarak istifa etmesiydi. Amerikalı yetkililer bu savaşın beceriksizce yönetildiğini ve ülkenin istiklarsızlığa sürüklendiğini belirtiyor. 

Diğer taraftan Elon Musk'ın da başında olduğu Hükümet Verimliliği Departmanı’nın, Pentagon'da 50.000 ile 60.000 sivil personeli işten çıkarması veya istifaya zorlaması, bürokraside ciddi bir travma ve moral bozukluğuna yol açtığı söylenebilir. Yine Pentagon'un teknolojik ihtiyaçlarını karşılayan Savunma Dijital Servisi’nin dağılması ve personellerinin istifa etmesi kurumun teknolojik altyapısını zayıflatan bir istifa krizi olarak öne çıkmaktadır. 

Pentagon ve üst düzey komutanlıklarda profesyonel yetkinlikten ziyade sadakatin ön plana çıkarılması, orduda ciddi bir liyakat kaybı endişesi yaratıyor. Siyasi temizlik, teknolojik anlamda yeniden yapılanma, stratejik görüş ayrılıkları nedeniyle istifa ve görevden alma süreci yaşandığını söyleyebiliriz. ABD’nin küresel ölçekteki nüfuzu göz önüne alındığında, bu durum profesyonel insan kaynağında bir yetenek kaybı olarak görülmektedir

Teori: ABD tarihi içerisinde bu istifalar normal mi? Önceki savaşlarında ABD böyle istifalarla karşılaşmışmıydı?

Prof. Dr. Fahri Erenel: Her ne kadar ABD’nin önceki dönemini Trump dönemi demokrasisiyle karşılaştırmasak da ABD’nin geçmiş tarihinde bu tür istifalar Batı ülkelerinde olduğu gibi gayet normal olarak karşılanmaktadır. Nadir görülen bir durum değildir. Ancak bu dönemdeki istifaların niteliği ve yoğunluğu, geçmiş dönemlerdeki normal görülen sınırları zorlayabildiği düşünülmektedir. Tarihsel süreçte, yönetimlerin savaş politikalarına karşı geliştirilen vicdani ve stratejik itirazlar, üst düzey yönetimlerde daha önce de büyük istifa dalgalarına yol açmıştır. Bunlar arasında; Vietnam Savaşı sırasında Johnson yönetiminde savaşın kazanılmayacağına inanan Savunma Bakan Yardımcısı meşhur Cyrus Vance'in istifa etmesi, Robert McNamara'nın da savaş politikalarındaki fikir ayrılıkları, yine Irak Savaşı sürecinde Amerika'nın üst düzey diplomatlarından biri olan Kirsten Wright'ın Irak politikasını protesto edip ayrılması, ki bu istifalar özellikle savaşın meşruiyeti üzerine Amerika'da yoğun tartışmalar yaratmıştır. 

Biraz evvel de ifade ettiğimiz gibi İran Savaşı'nda da Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent'in, savaşın İsrail lobisinin baskısıyla başlatıldığını ve İran'ın bir tehdit oluşturmadığını belirterek istifası da bu konuda örneklerdendir. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki savaş karşıtı tepkiler incelendiğinde, istifaların genellikle askeri personelden ziyade sivil bürokratlar arasında yoğunlaştığı görülmektedir. Çünkü askeri harekatın ahlak temelli olmadığına inandıklarında istifa yolunu seçiyorlar. Askerler ise verilen emri uyguluyorlar. Verilen siyasi direktifin askeri harekatla arasında bir uyumsuzluk varsa bunu ifade ederler. Geçmişte bizde de olmuştu. Nitekim Turgut Özal döneminde yaşanan Kuzey Irak krizi sırasında Necip Torumtay’ın istifası, bu tür stratejik ve ilkeli görüş ayrılıklarının somut bir örneğidir. Savunma, istihbarat kurumlarıyla Beyaz Saray arasında savaşın gidişatı ve stratejiler arasında fikir ayrılıkları yaşanabilir. Aynı zamanda yönetim içerisinde ideolojik ayrışmalar nedeniyle de istifalar söz konusu olabiliyor. Belirttiğimiz üzere bu dönemin özgünlüğü, yaşanan istifaların kişisel tepkilerin ötesine geçerek, yönetim mekanizmasının içten içe yaşadığı derin bir kırılmayı yansıtmasıdır.

Teori: Her iki dünya savaşından sonra ABD'nin dünyaya yön veren kahraman liderleri vardı. İran savaşında aynı etkinin olmadığını söylemek mümkün. Sizce bunun nedeni nedir?

Prof. Dr. Fahri Erenel: ABD'nin Dünya Savaşları sırasında kurduğu küresel otorite ve güçlü lider imajı, İran ile süregelen çatışmalarda aynı sarsılmaz etkiyi yaratamıyor. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'nda Eisenhower, Truman gibi isimler dünyaya bir ölçüde yön vermişlerdir. Elbette kahramanlık nitelemesi farklı bir konu olsa da, bu imajın temelinde ABD'nin küresel ölçekteki hegemonik gücü yatıyordu. Peki, İran Savaşı'nda bu etki niçin sınırlı kalmıştır dersek; İkinci Dünya Savaşı’nda müttefikler İngiltere, Fransa, Amerikan liderliği altında toplanmışlardır. İran Savaşı'nda ise ne NATO ne de Avrupa müttefikleri, Amerika'nın bu müdahalesine kendilerine danışılmadan başladığı için tepki göstermiş ve kendi savaşları olarak görmemişlerdir. Amerika, İsrail ile birlikte yalnız kalmıştır. Nitekim Trump da bunu görüyor.

Dünya savaşları, Hitler Nazizmine ve Mussolini Faşizmine karşı bir nevi özgürlük savaşı olarak sunulmuştur. İran savaşı ise Amerikan halkının bile sorguladığı, uzun vadeli güvenliğe katkı sağlamayacağı bir düşünce tarzı olarak ortaya çıkmıştır. Bu yüzden de liderlik konusu sorgulanmıştır. Dünya savaşlarında hedeflenen mutlak zafer ve rejim değişikliğinden; yani Almanya'nın Hitler sonrası dönemi, İtalya'nın Mussolini sonrası dönemini söylemek mümkünken İran savaşında ise genellikle sınırlı hedefler konulmuştur. Bunlar nükleer kapasiteyi azaltma, hızlı zafer arayışı gibi kısa vadeli hedeflerdir. Nitekim İran’ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması Amerika'nın bu müdahaleden umduğu sonucu alamadığını gösteriyor. Amerika'nın uyguladığı ablukadan bir sonuç da üretilmiyor. Bu da ABD liderliğinin önceki savaşlarla mukayese edildiğinde sorgulandığını ve giderek yalnızlaştığını gösteriyor. 

İran'ın uyguladığı asimetrik taktikler ABD ve İsrail'e yüksek maliyetler çıkarıyor. ABD geçmiş savaşlarda savaşın yönünü belirleyen güçken burada gücünün mutlak olmadığını görebiliyoruz. Bu durum ABD’nin liderlik imajının bir şekilde sorgulanmasına neden oluyor.

ABD'nin, dünyayı Nazi Almanyası'ndan kurtaran 'lider ülke' imajı; Trump'ın savaş öncesi söylemleri ve Grönland'dan Meksika'ya, Küba'dan Kanada'ya uzanan bir coğrafyada müttefikleri ve komşularıyla yaşadığı krizleri yönetememesi nedeniyle ciddi şekilde zedelenmiştir. Tüm bunların yanı sıra; gümrük vergileri üzerinden yürüttüğü politikalar, uluslararası kuruluşlardan çekilmesi ve mevcut kurumları sürekli tartışmaya açması, ABD'nin düzen kurucu rolünü tek taraflı huzursuzluk kaynağı olan bir lider imajına hapsetmiştir. Bu durum, Washington’ın küresel liderliğinin temelden sorgulanmasına yol açmıştır. Dolayısıyla geçmişte küresel bir kurtarıcı olarak algılanan ABD liderliği; bugün yerini müttefikleri tarafından kuşkuyla bakılan, yalnızca kendi bölgesel çıkarlarını önceleyen ve etkisi sınırlı bir aktöre bırakmıştır.

Güncel
Etiketler
abd; donald trump; iran; savaş