Yapay Zekâ Komünizmin Gerçekleşmesini Teşvik Eder mi?

Yapay Zekâ Komünizmin Gerçekleşmesini Teşvik Eder mi?
Picture of Liu Weibing Yazdı
Liu Weibing Yazdı

Liu Weibing
Fudan Üniversitesi, Marksizm Enstitüsü, Şanghay

Yazar Hakkında:

Liu Weibing, erkek, Fudan Üniversitesi Marksizm Enstitüsü’nde doçenttir (Associate Professor). Hukuk doktoru olup başlıca araştırma alanları; yapay zekâ çağında Marksizmin çağdaşlaştırılması, Çin tarzı modernleşme, ideoloji ve kültürdür.

Özet

Yapay zekâ, bilim ve teknolojideki önemli bir atılım olarak, uygarlık düzeyinde kapsamlı ve dönüştürücü bir anlam taşımakta; belirli ölçüde komünizmin hakikat, iyilik ve güzellik boyutlarının bütünsel biçimde gerçekleşmesini teşvik edebilmektedir. Yapay zekânın beraberinde getirdiği üretici güçlerin gelişimi ve üretim tarzındaki dönüşüm, komünizmin tarihsel zorunluluğunu doğrulamakta ve bu süreci hızlandırmaktadır. Yapay zekânın uygulanması, teknik bir güzergâh olarak emek adaletinin ve komünizmin özsel adalet anlayışının hayata geçirilmesine de katkı sağlayabilmektedir. Bunun yanı sıra yapay zekâ, özgür bireylerin birliğinin gelişmesini ve zorunluluklar alanı ile özgürlükler alanının bütünleşmesini teşvik ederek komünizmin estetik boyutunun gerçekleşmesine de katkıda bulunabilir.

Bununla birlikte, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin varlığını sürdürmesi nedeniyle yapay zekâ bağımsız bir artık değer kaynağı hâline gelmemekte; emeği “ortadan kaldırmak” suretiyle emek özgürleşmesini de gerçekleştirememektedir. Dahası, sermayenin içsel sınırları nedeniyle yapay zekânın gelişimi ve komünizmin gerçekleşmesine sağlayabileceği katkılar da belirli sınırlar taşımaktadır. Dolayısıyla komünizmin gerçekleşmesi, yalnızca yapay zekânın sunduğu teknik olanaklara dayandırılamaz.

Anahtar Kelimeler: Yapay zekâ; sermaye mantığı; emek; özel mülkiyet; komünizm.

Yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, bu teknolojilerin temel özellikleri giderek daha belirgin hâle gelmektedir. Felsefe, siyaset bilimi, hukuk, sosyoloji, gazetecilik ve iletişim ile Marksist teori başta olmak üzere farklı disiplinler, yapay zekânın yönetişim biçimlerinde meydana getirdiği dönüşüm, yapay zekânın etik sorunları ve iletişim biçimlerinde yol açtığı değişimler gibi konular etrafında kapsamlı ve derinlikli tartışmalar yürütmüş; bu alanlarda zengin bir akademik literatür ortaya koymuştur.

Bunlar arasında, yapay zekânın yol açtığı teknolojik dönüşümün Marksizmin temel kuramsal meseleleri üzerindeki etkisine ilişkin tartışmalar da günümüz akademik çalışmalarının önemli odak noktalarından biri hâline gelmiştir. Bu tartışmaların öne çıkan sorularından biri de şudur: Yapay zekâ komünizmin gerçekleşmesini teşvik eder mi?

Pek çok araştırmacı, yapay zekânın gelişiminin komünizmin gerçekleşmesini son derece güçlü bir şekilde hızlandıracağını ileri sürmektedir. Nitekim onlara göre, “Yapay zekâ teknolojisinin hızlı gelişimi ve giderek olgunlaşması, komünist toplumun gerçekleşmesi için teknik açıdan uygulanabilir bir zemin sağlamaktadır.”[1]

Bu görüşü savunanlara göre, yapay zekânın komünizmin gerçekleşmesini destekleyen teknik potansiyeli esas olarak insanların emek biçimlerini dönüştürmesi ve üretici güçlerin gelişimini hızlandırmasında yatmaktadır. “Yapay zekânın hızla gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla birlikte akıllı toplumun ortaya çıkışı, Marx ve Engels’in tasarladığı komünist toplum için sağlam bir maddi temel oluşturmakta; üretim araçlarının kamusal mülkiyetinin, planlı ekonominin ve ‘ihtiyaca göre dağıtım’ ilkesinin hayata geçirilmesine, eski iş bölümünün ortadan kaldırılmasına, emeğin insanın ‘birinci yaşam gereksinimi’ hâline gelmesine, insanın özgür ve çok yönlü gelişiminin sağlanmasına ve ‘özgür bireylerin birliği’nin inşa edilmesine imkân sunmaktadır.”[2] Yapay zekânın gelişmesi, makinelerin insan emeğinin yerini almasını sağlayacak; böylece insanlar kendi gelişimlerini gerçekleştirmek için daha fazla serbest zamana sahip olacaktır. Nitekim bu yaklaşım şu şekilde ifade edilmektedir: “Üretim alanındaki faaliyetlerin az sayıdaki insan ve yapay zekâ tarafından yürütülmesi, toplumun büyük çoğunluğunun tasarruf edebileceği zamanı artırabilir. Bu da Marx’ın öngördüğü anlamda özgür insanın gerçekleşmesini daha mümkün hâle getirir.”[3]

Benzer şekilde, 2016 yılında Liu Qiangdong, Changing the World: Interviews on the Management Philosophy of Outstanding Chinese Entrepreneurs adlı esere verdiği röportajda, yapay zekâ teknolojisinin gelişmesiyle yalnızca insan emeğinin özgürleşmeyeceğini, aynı zamanda kaynakların insanların ihtiyaçlarına göre hassas biçimde dağıtılabileceğini ve bunun da komünizmin gerçekleşmesini mümkün kılabileceğini iyimser bir bakış açısıyla dile getirmiştir. 2023 yılında ise Elon Musk, ilk Küresel Yapay Zekâ Güvenliği Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, yapay zekâ teknolojisinin yaygınlaşmasıyla birlikte herkesin yüksek bir gelire sahip olacağını ve insanların artık çalışmak zorunda kalmayacağını ileri sürmüştür.

Genel olarak bu görüşler, yapay zekânın teknik özelliklerinden hareketle, teknolojik dönüşümün emek özgürleşmesine ve üretici güçlerin gelişimine sağlayacağı katkıyı vurgulamakta; bu yönüyle yapay zekânın komünizmin bilimsel temelde gerçekleşmesine katkısını inceleyen önemli yaklaşımlar olarak değerlendirilmektedir. Mevcut çalışmalar temel alınarak, bu makalede mantıksal çıkış noktası olarak komünizmin bütüncül kavranışı esas alınacak; ardından yapay zekânın uygarlık ölçeğindeki kapsamlı dönüşüm gücü aracılığıyla komünizmin gerçekleşmesini nasıl bütüncül biçimde teşvik ettiği ve bu teşvikin neden belirli sınırlar taşıdığı analiz edilecektir.

I. Mantıksal Çıkış Noktası: Komünizm Kavramının Bütüncül Olarak Kavranması

Komünizm, Çin Komünist Partisi’nin uzun vadeli ideali olduğu kadar, Marksizmin öngördüğü insanlık tarihinin en yüksek toplumsal aşamasını da ifade etmektedir. Marksist kuram içerisinde komünizm, çok katmanlı ve karmaşık bir kavramlar bütünü olarak ele alınmakta ve başlıca üç boyutta ortaya çıkmaktadır. “Komünizm, bir yandan özel mülkiyetin olumlu anlamda aşılmasına dayanan yeni bir toplumsal düzen; diğer yandan kapitalist ideolojiyle tam bir kopuşu, ‘maddi bağımlılık’ ve ‘soyut tahakküm’ün aşılmasını ifade eden bir ‘özgür bireylerin birliği’; aynı zamanda zorunluluk alanının aşılması yoluyla insanın özgürleşmesini gerçekleştiren bir ‘özgürlükler alanı’dır.”[4]

Ancak komünizm hangi boyutuyla ele alınırsa alınsın, özünde hakikat (真), iyilik (善) ve güzellik (美) boyutlarının bütünlüğünü ifade etmektedir.

İlk olarak, komünizm güzelliğin varoluşunu temsil eden estetik bir boyuta sahiptir ve yüce bir tarihsel biçim olarak ortaya çıkar. Modern kapitalist toplumun sermaye egemenliği, yabancılaşma ve benzeri nedenlerle ürettiği “çirkin” olguların aksine, olumsuzlamanın olumsuzlanması olarak komünizm zorunlu olarak güzeli temsil eder. İster bir ideal ve inanç, ister bir toplumsal sistem, isterse bir toplumsal hareket olarak ele alınsın, komünizm daima mükemmelliğe yönelen yüce bir varoluş biçimidir.

Hegel’in kuramsal sisteminde güzellik, ideanın türevi ve onun duyusal biçimde dışavurumu olarak görülür. Ona göre “güzellik, ideanın duyusal görünüşüdür.”[5] Kant ise güzelliği amaçsızlık temelinde açıklar: “Güzellik, bir nesnenin, herhangi bir amaç tasarımı içermeksizin algılanan ereksellik biçimidir.”[6] Ayrıca güzellik çıkardan bağımsızdır; “güzellik, her türlü çıkar ilişkisinden bağımsız haz veren şeydir.” Güzellik kavramsal değildir; “güzellik, herhangi bir kavrama dayanmaksızın evrensel olarak hoşnutluk uyandırandır.” Son olarak estetik yargı zorunlu bir haz niteliği taşır; “güzellik, kavramdan bağımsız olarak zorunlu bir haz nesnesi kabul edilendir.”[6]

Her ne kadar bu yaklaşım güzelliği özgürlük ile doğanın birliği içerisinde arasa da, onu nihayetinde aşkın (transendental) bir kategori olarak değerlendirmektedir. Marx ise güzelliğin özüne ilişkin bu anlayışı köklü ve devrimci biçimde dönüştürmüştür. Marx’a göre güzellik, soyut ideanın duyusal dışavurumu ya da insanın pratik faaliyetlerinden bağımsız aşkın bir kategori değildir; tersine, insanın pratik etkinliği içinde tarihsel olarak oluşan bir varoluştur. İnsan, varlığın etkin öznesi olduğundan Marx’a göre “güzellik, varoluşun kendisinin en yüksek mükemmelliğidir.”[7]

Bu bakımdan güzellik, insanın özgür ve bilinçli özsel güçlerinin en yüksek düzeyde gerçekleşmesi anlamına gelir. Güzelliğin insanın özsel güçleriyle ilişkilendirilmesi ise ona aynı zamanda pratik ve tarihsel bir boyut kazandırmaktadır.

Bu anlamda komünizm estetik bir boyut kazanmakta; ancak bu sayede uyumlu ve yüce bir tarihsel biçim olarak nitelendirilebilmektedir. Komünizm aşamasındaki güzellik, insanın özgür ve çok yönlü gelişiminde somutlaşır; insanın özgür ve bilinçli özsel güçlerinin açığa çıkmasıyla kendini gösterir. Bu, hem insanın insan olma niteliğinin tarihsel süreç içerisinde yetkinleşmesini hem de insan özünün yeniden kendisine dönmesini ifade eder. Nihayetinde bu süreç, insanın özgür ve çok yönlü gelişiminin insanın özgürleşmesi doğrultusunda gerçekleştirilmesinden ibarettir.

Böylece komünizmin estetik boyutu, aşkın ve soyut bir kategori olmaktan çıkarak insanın tarihsel pratiği zeminine geri döner; insanların üretim, pratik faaliyet ve emek süreçleri içerisinde tarihsel olarak oluşan bir varoluş biçimine dönüşür.

Bununla birlikte, komünizmin estetik boyutunun gerçekleşebilmesi iki tarihsel önkoşulun yerine getirilmesine bağlıdır. Bunlardan ilki özel mülkiyetin ortadan kaldırılması, ikincisi ise üretici güçlerin son derece gelişmiş bir düzeye ulaşmasıdır. Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet varlığını sürdürdüğü sürece, üretim araçlarını elinde bulunduran sınıfın proletaryayı karşılıksız biçimde sömürmesi kaçınılmaz olacak; bunun sonucu olarak da yabancılaşmış emek olgusu ortaya çıkacaktır. Aynı zamanda üretim araçlarının özel mülkiyeti, kaçınılmaz olarak özel çıkarlarla genel çıkarların karşı karşıya gelmesine ve sahte bir topluluğun oluşmasına yol açacak; böylece toplumsal ilişkileri belirlerken aynı zamanda insanı sınırlandıracak ve insanın gelişimini yabancılaştıracaktır.

Öte yandan, üretici güçlerin düşük gelişmişlik düzeyi, insanların üretim faaliyetlerinin çoğunlukla iş bölümü biçiminde örgütlenmesi anlamına gelir. Bu durum ise insanın yalnızca belirli alanlarda ve belirli yetenekler bakımından gelişebilmesine imkân tanır. Ayrıca sermaye, değer biçimi aracılığıyla emek zamanı ile serbest zamanı birbirine karşıt hâle getirir; bu durum, zorunluluklar alanı ile özgürlükler alanı arasındaki karşıtlık olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla insanın gelişimi, serbest zamanın elde edilmesine ve genişletilmesine, başka bir ifadeyle zorunluluklar alanı ile özgürlükler alanının birliğinin sağlanmasına bağlıdır.

İkinci olarak, komünizm yasallığa uygun bilimsel bir boyuta sahiptir ve kaçınılmaz bir tarihsel eğilimi temsil eder. En yüksek yetkinlik düzeyi ve yüce tarihsel hedef olarak komünizm, soyut bir ütopya değil; insanların üretim, pratik faaliyet ve emek süreçleri içerisinde tarihsel olarak oluşan bir varoluştur. Bu da, özgürleşmenin nasıl gerçekleştirileceğini arayan ve “güzeli arama” niteliği taşıyan komünist hareketin, aynı zamanda nesnel yasalara uygun bilimsel bir boyutu da içerdiği anlamına gelir.

Bu bilimsel boyut, kapitalizmin olumsuzlanması üzerine kuruludur. Nitekim şu şekilde ifade edilmektedir:

“Başka bir ifadeyle, insanın özgürleşmesini gerçekleştirecek olan komünizm, ‘olumsuzlama’ sürecidir; yani ‘mevcut durumu’ ortadan kaldırma, ‘var olan koşullara fiilen karşı çıkma ve onları değiştirme’ sürecidir. Bu olumsuzlama sürecini özgürleşmenin temeli olarak görmek ya da özgürleşmenin temelini olumsuzlama süreci üzerinden kavramak, Marx ontolojisinin son derece önemli bir düşünsel içeriğini, yani devrimci ve eleştirel diyalektiğin özünü oluşturmaktadır.” [8]

Marx, kapitalist toplumda yoksulluk, yabancılaşma ve benzeri “çirkin” olguların ortaya çıktığını, dolayısıyla kapitalizmin estetik açıdan kusurlu bir toplumsal düzen olduğunu tespit etmiştir. Bu “çirkinliğin” kökenini araştırırken ekonomik etkenlere ulaşmış; kapitalist toplumdaki bütün bu olumsuzlukların temel nedeninin üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet ile bu mülkiyet temelinde emekçilerin sömürülmesi olduğunu ortaya koymuştur. Marx, bu kökeni ortaya koyduktan sonra, söz konusu kökenin olumsuzlanmasının kaçınılmaz olarak komünizme yol açacağını ileri sürmüştür.

İlk olarak, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet koşullarında sermayenin kendini büyütme süreci, insanların özgür ve çok yönlü gelişimini istemeden de olsa teşvik eden nesnel bir güç hâline gelir. Sermayenin artık değere yönelik sınırsız talebi ve bilinçli sömürüsü, temelde iki yolla gerçekleşebilir: mutlak artık değer elde etmek ya da nispi artık değer elde etmek. Ancak işçinin çalışma süresini uzatarak mutlak artık değer elde etme yöntemi hem doğal hem de ahlaki sınırlarla karşılaşır; bu nedenle ne kalıcıdır ne de sınırsızdır. Bu yüzden sermaye, üretici güçleri geliştirerek gerekli emek zamanını kısaltmaya, artık emek zamanını artırmaya ve böylece nispi artık değer elde etmeye yönelir. Bu durum, sermayenin “emek üretkenliğini artırma ve gerekli emeği azami ölçüde olumsuzlama” yönünde zorunlu bir eğilim taşıdığı anlamına gelir.[9] Bu eğilim, üretim araçlarının bir makine sistemine dönüşmesinde somutlaşır.

Marx’a göre sabit sermaye, sermayenin en uygun biçimi olduğu kadar üretici güçlerin düzeyini ölçmenin de önemli bir göstergesidir. “Makine sistemi, sabit sermayenin en uygun biçimi olarak ortaya çıkar.”[9] Makineyi temsil eden sabit sermaye, sermayenin nispi artık değer elde etme etkinliğini artırmış ve onu giderek bu yönteme daha bağımlı hâle getirmiştir. Bu süreç, “bilimin genel düzeyine ve teknik ilerlemeye, yani bilimin üretime uygulanmasına” bağlıdır.[9]

Bu gelişme, komünizmin gerçekleşmesi için iki temel koşul hazırlar. Birincisi, sabit sermayeye duyulan bağımlılık emeğin üretimden ayrılmasına yol açar ve emek özgürleşmesinin teknik koşullarını oluşturur. Özellikle makinelerin işçilerin yerini alması, yani otomasyon ve akıllı üretim biçimlerinin gelişmesi, giderek daha fazla emekçinin üretim sürecinin dışına itilmesine neden olur. Bu anlamda “emeğin özgürleşmesinin koşulları” ortaya çıkmış olur.[9] İkincisi, sabit sermaye artık emek zamanının elde edilmesini daha verimli hâle getirir ve böylece istemeden de olsa insanlar için daha fazla serbest zaman üretir. Sermaye artık emek zamanını mümkün olduğunca artık değere dönüştürmeye çalışsa da, bu dönüşümün gerçekleşemediği ölçüde artık emek zamanı, insanların özgür ve çok yönlü gelişimine hizmet eden serbest zamana dönüşebilir.

İkinci olarak, sermayenin kendini büyütme niteliği kapitalist gelişmenin uzlaşmaz çelişkilerle karşılaşmasına ve nihayetinde çöküşe yönelmesine yol açar. Sermaye, gerekli emeği azami ölçüde azaltma eğilimi nedeniyle giderek sabit sermayenin verimliliğine daha fazla bağımlı hâle gelir. Ancak “değişen sermayenin değişmeyen sermayeye göre nispi olarak azalması ve toplam sermayenin organik bileşiminin sürekli yükselmesi sonucunda, emek sömürüsünün derecesi aynı kalsa hatta artsa bile, artık değer oranı genel kâr oranının sürekli düşmesi biçiminde görünür.”[10] Sermayenin amacı üretici güçleri geliştirmek değil, artık değer elde etmektir; üretici güçlerin geliştirilmesi bu amaca ulaşmanın yalnızca bir aracıdır. Sabit sermayeye yapılan yatırım, elde edilen artık değeri aşmaya başladığında sermaye artık bu yatırımları sürdürme ve üretici güçleri geliştirme konusunda motive olmayacaktır. Böylece kapitalist toplum durgunluğa girecek ve dönemsel ekonomik krizler içinde giderek çözülmeye başlayacaktır.

Son olarak, kapitalizmin kaçınılmaz çöküşü ile komünizmin kaçınılmaz yükselişi arasındaki bağ, kapitalizmin kendi “mezar kazıcısını”, yani proletaryayı yaratmış olmasıdır. Kapitalist üretim tarzı, üretim araçlarını giderek daha az sayıda kişinin elinde toplarken, giderek daha büyük bir proletarya kitlesi üretir. Proletarya, “sivil toplumun sınıfı olmayan sınıfı”dır; toplumdaki genel adaletsizlikle ve devlet düzeniyle kapsamlı bir karşıtlık içindedir.[11] Bu nedenle onun kurtuluşu, en köklü kurtuluş biçimine dayanmak zorundadır.

Proletarya kendinde sınıf olmaktan çıkıp kendisi için sınıf hâline geldiğinde, bilimsel teori rehberliğinde kapitalist toplumun uzlaşmaz çelişkilerini ve sürdürülemez gelişme dinamiklerini kavrayacak; komünistlerin önderliğinde örgütlü ve hedefli bir devrimci mücadele yürüterek kapitalizmin ortadan kaldırılmasını ve komünizmin kurulmasını hedefleyecektir. Marx bu süreçte sürekli olarak şunu vurgulamıştır: “Komünizmin ayırt edici özelliği genel mülkiyeti ortadan kaldırmak değil, burjuva mülkiyetini ortadan kaldırmaktır.”[12] Başka bir ifadeyle, hedef alınan özel mülkiyet, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyettir.

Üçüncü olarak, komünizm ereksel (amaç yönelimli) bir ahlaki boyuta sahiptir ve adalete uygun tarihsel bir toplumsal durumu ifade eder. Ancak komünizmin bu ereksel ahlaki boyuta sahip olması, onun toplumsal düzenini salt değer temelli bir yoldan inşa etmeyi amaçladığı anlamına gelmez. Aksine, Marx’ın eleştirdiği şey tam da bu tür felsefi komünizm anlayışının temsil ettiği ütopik komünizm tasavvurudur. Komünizmin ereksel ahlaki boyutu, bilimsel gelişim güzergâhı üzerinde yükselen üstyapısal bir yansımadır.

Marx, kapitalist toplumun üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete dayanan yapısını bilimsel olarak çözümleyerek, kapitalistlerin işçilerin ürettiği artık değere el koymak suretiyle gerçekte uygarlığı da gaspettiklerini, bunun ise tarihsel bir adaletsizlik oluşturduğunu ortaya koymuştur. Nitekim Marx’ın ifadesiyle, “Kapitalist, işçinin toplum için yarattığı serbest zamanı, yani uygarlığın kendisini çalmaktadır.”[13] Bu adaletsiz kapitalist uygarlıkta kapitalist, “kişileşmiş sermaye” iken, “işçi ise yalnızca kişileşmiş emek zamanıdır.”[14] Dolayısıyla kapitalist toplumdaki adaletsizlik, sermayenin üretim tarzının zorunlu bir sonucudur.

Bu nedenle, kapitalist toplumun olumsuzlanması olarak komünist toplum, üretim araçlarının ortak mülkiyeti temelinde sınıf karşıtlıklarının ortadan kalktığı, herkesin yeteneğine göre katkıda bulunduğu ve ihtiyaçlarına göre pay aldığı yeni bir uygarlık biçimini zorunlu olarak ortaya çıkaracaktır. Bu bakımdan komünizmin ereksel ahlaki boyutu, kapitalizmin ahlaki olmayan niteliğinin olumsuzlanması yoluyla görünür hâle gelmekte ve komünizmin bilimsel gelişim güzergâhına uygun tarihsel oluşumunu yansıtmaktadır. Marx ve Engels’in belirttiği gibi, “Komünist devrim, geleneksel mülkiyet ilişkileriyle en köklü kopuşu ifade eder; bu nedenle kendi gelişim süreci içerisinde geleneksel düşüncelerle de en köklü kopuşu gerçekleştirmesi şaşırtıcı değildir.”[12]

Komünizmde adalet, yeni bir üretim tarzı ile yüksek düzeyde gelişmiş üretici güçler üzerine inşa edilen; soyut adalet ve hukuksal adalet anlayışlarını aşan daha üst düzey bir adalet biçimidir.

Bu aşamada komünist adaletin gerçekleşebilmesi iki temel koşulun sağlanmasına bağlıdır. Birincisi, yabancılaşmış emeğin aşılması temelinde emek adaletinin yeniden tesis edilmesi ve emeğin insanların özgür ve bilinçli faaliyetinin bir ifadesi hâline gelmesidir. İkincisi ise, üretici güçlerin yüksek düzeyde gelişmesiyle birlikte, herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre ilkesinin teknik açıdan uygulanabilir koşullarının oluşmasıdır.

Sonuç olarak komünizm, hem bir kuramsal sistem, hem devrimci bir hareket hem de bir toplumsal düzendir. Komünizm kavramının bu çok katmanlı ve tarihsel olarak dönüşen niteliği, onun kapitalist toplumun olumsuzlanması perspektifinden kavranmasını gerektirir. Bu çerçevede komünizm, insanın özgürleşmesini amaçlayan varoluşun estetik boyutu bakımından, kapitalist siyasal ekonominin eleştirisine dayanan bilimsel bir güzergâhı temsil etmekte ve aynı zamanda iyilik (ahlak) boyutunu da kendi içinde barındırmaktadır.

II. Pratik Güzergâh: Yapay Zekânın Komünizmin Gerçekleşmesini Teşvik Etmesinin Bütüncül Yolu

Bilim ve teknolojide önemli bir atılım olan yapay zekâ, uygarlık ölçeğinde kapsamlı bir dönüşüm yaratarak önemli bir medeniyet değeri kazanmıştır. Nitekim, “Yapay zekâ, yeni bilimsel ve teknolojik devrim ile endüstriyel dönüşüm dalgasına öncülük eden stratejik bir teknolojidir ve güçlü bir yayılma ve sürükleyici etkiye sahip ‘öncü kaz (头雁)’ rolünü üstlenmektedir.”[15]

Yapay zekânın ortaya çıkışı ve hızla gelişmesi, sermayenin ortalama kâr oranının düşme eğilimini doğrulamış ve hızlandırmış; sermayenin içsel çelişkilerinin daha erken ortaya çıkmasına yol açmıştır. Aynı zamanda teknolojik dönüşüm aracılığıyla üretim ve bölüşüm alanlarında kapsamlı değişimler meydana getirerek özsel adaletin gerçekleşmesini teşvik etmiş ve insanın özgür ve çok yönlü gelişimi için teknik bir temel oluşturmuştur. Bu nedenle yapay zekâ teknolojisi, komünizmin hakikat, iyilik ve güzellik olmak üzere üç temel boyutunun tamamını destekleyici bir işlev görmektedir.

İlk olarak, yapay zekânın ortaya çıkışı, komünizmin gerçekleşmesinin tarihsel zorunluluğunu doğrulamakta ve bu süreci hızlandırmaktadır. Yapay zekâ teknolojisinin gelişmesi, sermayenin kendini büyütme sürecinde gerekli emek zamanını mümkün olan en düşük düzeye indirme ve giderek sabit sermayeye daha fazla bağımlı hâle gelme eğiliminin somut bir göstergesidir. Sermaye, daha fazla artık değer elde edebilmek için gerekli emek zamanını azami ölçüde azaltma yönünde içsel bir eğilime sahiptir. Ancak bu amacın işçi ücretlerini düşürerek gerçekleştirilmesi hem belirli sınırlar taşır hem de uzun vadede sürdürülebilir değildir. Çünkü gerekli emek, işçilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için zorunlu olan emektir ve aynı zamanda toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan emekçilerin tüketim gücünün de sınırını belirler. Marx’ın ifadesiyle, “Gerekli emek, canlı emek gücünün değişim değerinin sınırıdır.”[9]

Bu nedenle her kapitalist, kendi ödediği ücretleri bir maliyet unsuru olarak görüp mümkün olduğunca düşürmeye çalışırken, diğer kapitalistlerin işçilerine daha yüksek ücret ödemesini ve böylece toplumun tüketim kapasitesini artırmasını bekler; ancak bu sayede sermayenin yeniden değerlenme döngüsü tamamlanabilir. Başka bir ifadeyle, sermayenin yeniden değerlenebilmesi için emekçilerin belirli bir tüketim gücüne sahip olmaları ve emek gücünün yeniden üretilebilmesi zorunludur. Dolayısıyla gerekli emeğin yalnızca ücretleri azaltarak en aza indirilmesi nesnel sınırlara sahiptir.

Buna karşılık sermaye, sabit sermayeye giderek daha fazla bağımlı hâle geldikçe, üretici güçlerin gelişmesi ve bilim ile teknolojinin üretim süreçlerine uygulanması sayesinde gerekli emek miktarını azaltabilmektedir. Yapay zekâ teknolojisinin gelişimi de bu tarihsel eğilimin en güncel örneklerinden biridir.

Bir yandan yapay zekânın ortaya çıkışı ve gelişmesi, sermayenin üretim tarzını dönüştürerek gerekli emeği azaltmasının somut bir tezahürüdür. Marx bu durumu şu sözlerle ifade etmiştir: “İnsan, nesnelerin onun yerine yapabileceği işleri artık kendisi yapmadığında, sermayenin tarihsel görevi de tamamlanmış olacaktır.”[9] Burada Marx, sermayenin uygarlık tarihindeki ilerici yönünün, insanı giderek doğrudan üretim faaliyetinden uzaklaştırması olduğunu vurgulamaktadır. Çünkü “Sermaye açısından üretim koşulu işçi değil, yalnızca emektir.”[9]

Yapay zekâ teknolojisi, üretim tarzında otomasyon, akıllı üretim ve insansız üretim biçimlerine dayalı bir dönüşümü gerçekleştirmiştir. Bu dönüşümün özü, doğrudan emeğin dolaylı emek tarafından ikame edilmesidir. Söz konusu süreç aynı zamanda üretimde iş birliğinin gelişme sürecidir. Marx’ın ifadesiyle, “Birçok kişinin aynı üretim sürecinde ya da birbirleriyle bağlantılı farklı üretim süreçlerinde planlı biçimde birlikte çalışmasına iş birliği (kooperasyon) denir.”[14]

Üretimin iş birliği aşamasına geçmesi, doğrudan emeğin hâkim olduğu bireysel üretim biçiminden, dolaylı emeğin belirleyici olduğu toplumsallaşmış üretime doğru tarihsel bir dönüşüm anlamına gelir. Bu süreçte emekçiler, kolektif işçi (Gesamtarbeiter) niteliği kazanırlar. Nitekim Marx’a göre, “Kolektif işçinin farklı üyeleri emek nesnesi üzerinde kimi zaman doğrudan, kimi zaman da dolaylı olarak etkide bulunurlar.”[14] Dolayısıyla emekçinin, “kolektif işçinin yalnızca bir organı hâline gelmesi ve kendisine düşen belirli işlevi yerine getirmesi yeterlidir.”[14]

Bu nedenle sermaye, istihdam ettiği işçi sayısını azaltarak gerekli emek miktarını düşürebilmektedir. Başka bir ifadeyle, gerekli emeği mümkün olan en düşük düzeye indirmeyi hedefleyen sermaye, tarihsel gelişim süreci içerisinde kaçınılmaz olarak insansız üretime dayalı yapay zekâ teknolojilerini ortaya çıkarmaktadır.

Öte yandan yapay zekânın ortaya çıkışı ve gelişmesi, sermayenin sabit sermayeye giderek daha fazla bağımlı hâle gelmesinin de bir göstergesidir. Sabit sermayeye bağımlılık, özünde üretici güçlerin geliştirilmesi yoluyla üretim verimliliğinin artırılmasına duyulan bağımlılığı ifade eder. Bu süreçte bilim ve teknolojinin gelişimi belirleyici öneme sahiptir. Çünkü bilimsel ve teknolojik ilerlemeler ile bunların üretime uygulanması, emeğin karmaşıklık düzeyini artırmaktadır. Karmaşık emek, daha yüksek nitelikli emek olduğundan daha fazla değer üretme kapasitesine sahiptir.

Bunun yanında, belirli bir zaman diliminde soyut emeğin toplumsal olarak gerekli emek zamanı ve bunun belirlediği değer miktarı sabittir. Bilim ve teknolojinin üretim süreçlerine uygulanması ise üretim verimliliğini yükselterek kullanım değerlerinin, yani üretilen ürün miktarının artmasını sağlar; böylece birim zaman içerisinde yaratılan toplam değer de yükselmiş olur. Bu bakımdan yapay zekâ teknolojisinin gelişimi, sermayenin kendini büyütme sürecinde bilim ve teknolojiyi üretim tarzına giderek daha yoğun biçimde dâhil etmesinin somut bir ifadesidir.

Yapay zekâ teknolojisi, sermayenin hareket yasalarının zorunluluğunu doğrulamakla kalmamakta, aynı zamanda kapitalizmin uzlaşmaz çelişkilerini de hızlandırarak komünizmin tarihsel zorunluluğunu daha görünür hâle getirmektedir. Sermayenin “kendi kendini yıkıma sürükleyen mayını”, toplam sermayenin organik bileşiminin yükselmesine paralel olarak ortalama kâr oranının düşme eğilimidir. Yapay zekâ teknolojisi gerekli emek miktarını en düşük düzeye indirebildiğinden, üretim süreçlerinde yaygın biçimde uygulanması durumunda sermayenin organik bileşimini önemli ölçüde yükseltecek ve böylece kapitalizmin içsel çelişkilerinin gelişimini hızlandıracaktır.

Bununla birlikte, yapay zekânın yaygınlaşması sonucunda, eski toplumsal iş bölümünde tek yönlü beceriler geliştirmiş olan çok sayıda proletarya mensubu makineler tarafından ikame edilecek ve işsiz kalacaktır. Böylece bu kişiler, kendi toplumsal ilişkilerini geliştirme ve zenginleştirme imkânlarını daha da yitirerek giderek yararsız sınıf hâline dönüşecektir. Bu sınıf, Harari’nin ifadesiyle, “ekonomik, siyasal ya da sanatsal açıdan hiçbir değeri bulunmayan; toplumun refahına, gücüne ve görkemine hiçbir katkı sağlamayan yeni ve büyük bir insan topluluğu”dur.[16]

Yararsız sınıf, artık yalnızca sömürülen bir sınıf olmaktan da çıkmış; hatta sömürülme niteliğini dahi kaybetmiş, gerçekten hiçbir şeye sahip olmayan tarihsel bir toplumsal kesimi ifade etmektedir. Bu aşamada söz konusu sınıf, sermayeye karşı çok daha köklü ve kapsamlı bir olumsuzlama potansiyeline sahip olacak; kapitalizmin gerçek anlamdaki “mezar kazıcısı” hâline gelecektir.

İkinci olarak, yapay zekâ komünizmin adalet boyutunun gerçekleşmesini teşvik etmektedir. Komünist adalet, gelişmiş üretici güçler ile üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayanan üretim ilişkileri temelinde yükselen özsel (maddi) bir adalet anlayışıdır. Yapay zekâ teknolojisinin gelişmesi, komünizmin bu adalet anlayışının gerçekleşmesini iki açıdan destekleyebilir:

(1) Yapay zekânın gelişimi, emek adaletinin gerçekleştirilmesini teşvik edebilir. Marx’a göre kapitalist toplumun adaletsiz olmasının temel nedenlerinden biri, insanın kendini gerçekleştirmesinin aracı olması gereken emeğin yabancılaşmış emek biçimine dönüştürülmesidir. Bunun sonucunda, insan ne kadar çok çalışırsa o kadar yoksullaşmakta ve ne kadar çok emek harcarsa o kadar tek yönlü bir gelişim göstermektedir. Bu durum kapitalist toplumun temel adaletsizliklerinden biridir.

Yabancılaşmış emeğin ortaya çıkmasının başlıca iki nedeni vardır. Birincisi, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin varlığı nedeniyle emekçilerin ücretli emek sürecinde sömürülmesidir. İkincisi ise üretici güçlerin yeterince gelişmemiş olmasıdır. Düşük üretici güçler düzeyi ile üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet arasındaki tarihsel etkileşim, emeği insanın kendini gerçekleştirdiği özgür bir faaliyet olmaktan çıkarıp yalnızca yaşamını sürdürmesini sağlayan bir geçim aracına dönüştürmektedir.

Yapay zekâ teknolojisinin gelişmesi ise insan emeğinin üretici güçlerin yetersizliğinden kaynaklanan sınırlamaları aşması için adeta bir “Arşimet noktası” sunmaktadır. Bunun nedeni, yapay zekânın makinelere insan zekâsını belirli ölçüde taklit edebilme ve kısmi bir özerklik kazanma yeteneği kazandırmasıdır. Ayrıca makine zekâsı geliştikçe, makineler insanların yerine giderek daha fazla tekrarlayıcı, ağır ve tehlikeli işi üstlenecek; böylece teknik anlamda sınırlı da olsa bir emek özgürleşmesinin gerçekleşmesine katkı sağlayacaktır. Bu süreç sayesinde emek, yapay zekânın desteğiyle yeniden insanın birinci yaşam gereksinimi hâline gelebilme potansiyeline kavuşacaktır.

(2) Yapay zekâ teknolojisinin gelişimi ihtiyaca göre dağıtım ilkesinin hayata geçirilmesini de teşvik edebilir. Marx, kapitalist toplumun yanı sıra bazı kaba sosyalistlerin savunduğu “dağıtım adaleti” anlayışını eleştirirken, bunun geriye dönüş anlamına geldiğini açıkça ifade etmiştir.[17] Çünkü dağıtım, üretim sürecinin bütünü içerisinde yalnızca bir aşamayı oluşturmaktadır. Kapitalist üretim tarzının yarattığı yapısal adaletsizlikleri ortadan kaldırmadan, yalnızca “dağıtım adaleti” aracılığıyla adaletin sağlanabileceğini düşünmek, adalet arayışını ütopyacı bir zemine oturtmaktadır. Marx’ın ifadesiyle, “Sözde dağıtım sorunu üzerinde gereğinden fazla durmak ve asıl ağırlığı bu noktaya vermek de temelden yanlıştır.”[17]

Bu nedenle, soyut hukuk anlayışına dayanan dağıtım adaleti kavrayışının aşılması; bunun yerine üretici güçlerin yüksek düzeyde geliştiği ve üretim araçlarının ortak mülkiyetinin tesis edildiği koşullar altında herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre ilkesine dayanan özsel adaletin gerçekleştirilmesi, komünist adalet anlayışının en önemli göstergelerinden birini oluşturmaktadır.

Bu anlamda, komünizmde ihtiyaca göre dağıtım ilkesinin hayata geçirilebilmesi, bireylerin ihtiyaçlarını ölçebilen ve öngörebilen bir teknolojik altyapının varlığını zorunlu kılmaktadır. Yapay zekâ teknolojisi ise bireysel ihtiyaçların toplanması, analiz edilmesi ve öngörülmesi konusunda önemli teknik avantajlara sahiptir. Bunun temel nedeni, “hesaplamanın yapay zekânın özü olmasıdır.”[18]

Yapay zekâ teknolojisinin temelinde büyük veri teknolojileri yer almakta; bu sayede veriler akıllı sistemler aracılığıyla toplanabilmekte, analiz edilebilmekte ve algoritmalar yoluyla işlenerek çözümler üretilebilmektedir. Bu nedenle yapay zekâ teknolojisi geliştikçe ve olgunlaştıkça, planlama mekanizmaları da giderek daha önemli bir rol üstlenecektir. Yapay zekâ yalnızca büyük veri teknolojileri sayesinde piyasa ekonomisinin kör işleyişini ve kaynak tahsisindeki israfı azaltmakla kalmayacak; aynı zamanda toplumsal gelişmeleri daha rasyonel, bilimsel ve doğru biçimde öngörerek çeşitli risklerin önlenmesine de katkı sağlayacaktır. Nitekim, “bilgi ve zekâ temelli teknolojik altyapılar ile gelişmiş akıllı analiz araçları, ileri düzeyde gelişmiş bir planlı ekonominin kurulmasını mümkün kılmaktadır.”[2]

Günümüzde yapay zekâ ve büyük veri teknolojileri, günlük yaşamda algoritmik öneri sistemleri gibi yeni uygulamaları ortaya çıkarmıştır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bu öneri sistemleri giderek daha isabetli hâle gelmekte; insanların ilgi alanlarını, tercihlerini ve ihtiyaçlarını daha doğru tahmin edebilmektedir. Bu bakımdan yapay zekâ, ihtiyaca göre dağıtım ilkesinin uygulanabilmesi için gerekli teknik altyapıyı hazırlamaktadır.

Üçüncü olarak, yapay zekâ komünizmin estetik boyutunun gerçekleşmesine de imkân sağlayabilir. Yapay zekâ teknolojisinin gelişimi, özgür bireylerin birliğinin kurulmasını ve zorunluluklar alanı ile özgürlükler alanının bütünleşmesini teşvik etmektedir.

Bir yandan yapay zekâ, özgür bireylerin birliğinin oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Komünizmin estetik boyutunun temel unsurlarından biri, geçmişte var olan çatışmacı ve sahte topluluk biçimlerinin aşılması ve bunların yerini özgür bireylerin gerçek birliğinin almasıdır. Marx ve Engels’in ifadesiyle, “Sınıfların ve sınıf karşıtlıklarının bulunduğu eski burjuva toplumunun yerini, herkesin özgür gelişiminin herkesin özgür gelişmesinin koşulu olduğu bir birlik alacaktır.”[12]

Peki, özgür bireyler gerçek bir topluluğu nasıl oluşturacaktır? Marx’a göre bunun temeli, üretim araçlarının ortak mülkiyeti üzerine kurulu toplumsallaşmış emektir. Çok sayıdaki bireysel emeğin tek bir toplumsal emek gücü olarak örgütlenmesi, iş bölümünün ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır.[11] Ancak gerçek bir topluluk içerisinde emek, gerçek anlamda iş birliğine dayalı bir nitelik kazanabilir. Çünkü “bireyler ancak gerçek topluluk koşulları altında, kendi birlikleri içinde ve bu birlik aracılığıyla özgürlüklerine kavuşabilirler.”[11]

Bu süreçte yapay zekâ teknolojisinin ortaya çıkardığı kolektif işçi (Gesamtarbeiter) olgusu, söz konusu birleşme sürecini hızlandırmaktadır. İnsanlar artık geçmişte olduğu gibi iş bölümünün katı sınırları içinde yalnızca avcı, balıkçı ya da entelektüel olmak zorunda değildir. Yapay zekânın sağladığı teknik imkânlar sayesinde, Marx’ın ünlü ifadesindeki gibi, sabah avlanabilir, öğleden sonra balık tutabilir, akşam eleştirel faaliyetlerde bulunabilir; kısacası özgürce emek verebilirler. Böylece iş bölümünün ve tarihsel koşulların insanlar arasında yarattığı karşıtlıkların, üretim araçlarının ortak mülkiyetinin kurulması temelinde ve yapay zekânın geliştirdiği toplumsal emek biçimi sayesinde aşılması ve bireylerin gerçek bir topluluk içerisinde birleşmesi mümkün hâle gelebilir.

Diğer yandan, yapay zekâ teknolojisi zorunluluklar alanı ile özgürlükler alanının bütünleşmesini de teşvik etmektedir. Komünizmin estetik bir nitelik taşımasının bir diğer nedeni, tarihsel olarak bu iki alan arasındaki ayrımın aşılmasıdır. Zorunluluklar alanı, maddi üretim alanını ifade ederken; özgürlükler alanı, maddi üretim alanına karşılık gelen “iletişim ve toplumsal etkileşim pratiği alanını”[19] ve “özgür faaliyet alanını”[20] ifade etmektedir.

Özgürlükler alanının iki temel özelliği bulunmaktadır. Birincisi, özgürlükler alanı zorunluluklar alanının ötesinde yer almakta; başka bir ifadeyle ancak zorunluluklar alanının sona erdiği noktada başlamaktadır. İkincisi ise, özgürlükler alanının insanın yeteneklerinin gelişimini ifade etmesidir. Bununla birlikte, özgürlükler alanı “ancak zorunluluklar alanının temeli üzerinde gelişip serpilebilir.”[10] Bu bağlamda “çalışma gününün kısaltılması bunun temel koşuludur.”[10]

Her ne kadar zorunluluklar alanı ile özgürlükler alanı arasındaki karşıtlığın ortadan kaldırılmasının temel şartı, üretim araçlarının dönüştürülmesi ve sömürünün ortadan kaldırılması olsa da, yapay zekâ teknolojisinin gelişimi, üretim araçlarının dönüştürüldüğü ve sömürünün sona erdiği bir toplumsal düzende bu iki alanın birleşmesini sağlayacak teknik altyapıyı sunabilir. Bunun nedeni, yapay zekânın üretici güçlerin ileri düzeyde gelişimini temsil etmesi ve insanların yapay zekânın güçlendirme (empowerment) kapasitesi sayesinde emek biçimlerini dönüştürebilmeleridir.

Bu çerçevede, insanların sahip olduğu her türlü “zayıf yetenek” ya da “yetersizlik”, “AI+” uygulamaları aracılığıyla “güçlü yeteneğe”, hatta “çok yönlü yetkinliğe” dönüştürülebilir. Böylece insanların zorunluluklar alanındaki emek kapasiteleri arasındaki farklılıklar, yapay zekâ teknolojisinin gelişmesi sayesinde büyük ölçüde eşitlenmiş olacaktır.

Aynı zamanda, geçmişte üretim tarzının belirlediği ve yalnızca sınırlı sayıdaki insanın erişebildiği özgürlükler alanı da, yapay zekânın yaygınlaşmasıyla birlikte, bilgi ve deneyimin dar çevreler içerisinde aktarılmasına dayanan engelleri aşacak; herkes için fırsat eşitliği yaratacaktır. Böylece insanlar, makinelerden öğrenerek sanatla uğraşabilecek, kültürel faaliyetlere katılabilecek, boş zamanlarını geliştirebilecek ve benzeri etkinlikleri gerçekleştirebileceklerdir. Bu anlamda yapay zekâ, özgürlükler alanı ile zorunluluklar alanının bütünleşmesine yönelik teknik bir güzergâh sunmaktadır.

Sonuç olarak, yapay zekâ her ne kadar bilim ve teknolojide yaşanan önemli bir dönüşüm olsa da, teknik düzlemde komünizmin hakikat, iyilik ve güzellik boyutlarının bütünsel olarak gelişmesini desteklemekte ve uygarlık ölçeğinde kapsamlı bir dönüşümü mümkün kılmaktadır. İnsanlığın giderek akıllı uygarlık çağına doğru ilerlediği tarihsel süreçte, komünizme özgü bazı özelliklerin de bilimsel ve teknolojik gelişmeler aracılığıyla aşamalı olarak hayata geçirilmesi mümkün olacaktır.

III. Tarihsel Sınırlılıklar: Yapay Zekânın Komünizmin Gerçekleşmesini Teşvik Etmesinin Sınırları

Yapay zekâ, uygarlık ölçeğinde yol açtığı kapsamlı dönüşüm sayesinde, başlangıçta sahip olduğu salt teknik niteliği aşarak insan uygarlığının gelişimini harekete geçiren bir “Arşimet noktası” hâline gelmiştir. Bununla birlikte, komünizm yalnızca bilimsel ve teknolojik devrimler yoluyla doğrudan gerçekleştirilemez. Çünkü Marx’ın sözünü ettiği “iki zorunluluk” (kapitalizmin kaçınılmaz çöküşü ile komünizmin kaçınılmaz yükselişi) esas olarak bilim ve teknolojideki değişimlere değil, üretici güçlerin gelişmesinin yol açtığı üretim ilişkilerinin dönüşümüne dayanmaktadır.

Komünizmin gerçekleşmesi yalnızca üretici güçlerin son derece gelişmiş olmasını değil, aynı zamanda üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin ortak mülkiyete dönüştürülmesini de gerektirir. Ancak üretim araçlarının ortak mülkiyeti altında sömürü ortadan kaldırılabilir; zorunluluklar alanı ile özgürlükler alanı arasındaki karşıtlık aşılabilir ve yabancılaşmış emek sona erdirilebilir. Bu nedenle, yapay zekânın komünizmin gerçekleşmesini destekleyici etkisi belirli tarihsel sınırlara sahiptir. Bu sınırlılıkların incelenmesi, yapay zekânın komünizmin gerçekleşmesine katkısını bütüncül biçimde değerlendirebilmek açısından vazgeçilmezdir.

İlk olarak, yapay zekâ bağımsız bir artık değer kaynağı hâline gelmemektedir. Dolayısıyla yapay zekânın sömürülmesi yoluyla komünizmin gerçekleştirilebileceğini ileri süren basit bir yaklaşım geçerli değildir.

Yapay zekânın üretim süreçlerinde meydana getirdiği insansızlaşma ve akıllılaşma eğilimleri, bazı araştırmacıları “zayıf yapay zekânın üretim sürecinde değer yarattığı”[21] ve “akıllı emeğin de değer yaratan emek olduğu; dolayısıyla emeğin değer yaratma niteliğini taşıdığı”[22] görüşünü savunmaya yöneltmiştir. Bu yaklaşıma göre yapay zekâ, sermayenin kendini büyütmesi açısından en kusursuz “köle” niteliğini taşımakta; insan emeğinin yerini tamamen alabilecek ve böylece artık insanlar yerine yapay zekâ sömürülebilecektir. Böyle bir durumda insanların sömürülmesi zorunluluğu ortadan kalkacak; insanlar bir yandan sermayenin büyümesinin yarattığı refahtan yararlanırken, diğer yandan bu refah üzerinde özgür ve çok yönlü gelişimlerini gerçekleştirebileceklerdir. Bu bakış açısına göre komünizm de böylece gerçekleşmiş olacaktır.

Ancak bu yaklaşım, Marx’ın bizzat eleştirdiği düşüncenin güncel bir versiyonudur. Marx’ın ifadesiyle, “Rodbertus’un sabit sermayeyi emek zamanından bağımsız, kendi başına bir değer kaynağı olarak görmesi ne kadar da saçmadır.”[9]

Çünkü bu yaklaşım, yapay zekânın özünde insan emeğinin nesnelleşmiş bir ürünü olduğunu ve insanlık tarihinin toplumsal gelişimi içerisinde ortaya çıktığını göz ardı etmektedir. Yapay zekâ yalnızca kendi bünyesinde taşıdığı değeri üretilen metaya aktarır; yeni değer yaratmaz. Aktardığı değer de sonuçta “makinenin kullanılmasını sağlayan emek gücünden kaynaklanmaktadır.”[9] Yapay zekânın ortaya çıkardığı insansız üretim olgusu da gerçekte doğrudan emeğin dolaylı emek tarafından ikame edildiği iş birliğine dayalı bir üretim biçimidir. Bu süreçte büyük miktardaki değer, kolektif işçinin toplumsal emeği ve karmaşık emek aracılığıyla üretilmektedir. Dolayısıyla yapay zekânın sağladığı “yapay nimet”, canlı emeğin “doğal nimetinin” yerini almamakta; yapay zekâ bağımsız bir artık değer kaynağı hâline gelmemektedir. Bu nedenle işçilerin yerine yapay zekânın sömürülmesiyle komünizmin gerçekleştirilebileceği düşüncesi gerçekçi değildir.

İkinci olarak, yapay zekâ teknik açıdan emek özgürleşmesini bütünüyle gerçekleştiremez. Dolayısıyla makinelerin insan emeğinin yerini almasının tek başına komünizmi gerçekleştireceğini ileri süren yaklaşım da geçerli değildir.

Madem ki yapay zekâ bağımsız bir artık değer kaynağı değildir, o hâlde üretim tarzındaki dönüşüm sayesinde insanların emekten muaf tutulması yoluyla emek özgürleşmesi sağlanabilir mi? Buna cevabımız olumsuzdur. Çünkü emek özgürleşmesi, emeğin ortadan kaldırılması anlamına gelmez. Emek özgürleşmesi, yabancılaşmış emekten kurtuluşu ifade eder; emeğin kendisinin ortadan kaldırılmasını değil. Aksine emek, insanın özgür ve çok yönlü gelişiminin temel yollarından biridir ve komünist toplumda birinci yaşam gereksinimi hâline gelecektir. O aşamada gerek zorunluluklar alanındaki üretici emek, gerekse özgürlükler alanındaki özgür faaliyetler, insanın çok yönlü gelişiminin vazgeçilmez biçimleri olacaktır. Bu nedenle, ister tüm emeğin ister yalnızca üretici emeğin ortadan kaldırılmasını öngören kuramsal varsayımlar, insanın özgür ve çok yönlü gelişimini gerçekleştiremez.

Yabancılaşmış emeğin temel nedeni üretici güçlerin geri kalmışlığı değil, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyettir. Özel mülkiyet varlığını sürdürdüğü sürece, insan emeği yapay zekâ tarafından ikame edilse bile insanlar kendiliğinden serbest zamana kavuşup özgürce gelişemezler. Yapay zekâ her ne kadar büyük miktarda artık emek zamanı üretse de, bu zamanı serbest zamana dönüştürecek toplumsal mekanizmayı kendiliğinden oluşturamaz. Çünkü emekçiler, gerekli geçim araçlarını değişim yoluyla elde edebilmek için artık emek zamanında çalışmaya devam etmek zorundadırlar. Böylece artık emek zamanı sermaye tarafından gasp edilmekte, işçilerin yarattığı uygarlık sermaye tarafından sahiplenilmektedir.

Dolayısıyla üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet ortadan kaldırılmadığı sürece, yapay zekâ insanların büyük çoğunluğunun emeğinin yerini alabilecek olsa bile, herkesin özgür ve çok yönlü gelişimini sağlayamaz. Emekçiler bunu bir emek özgürleşmesi olarak değil, işsiz kalma tehdidi olarak deneyimleyeceklerdir. Bu nedenle emek özgürleşmesini yalnızca yapay zekâya dayandırmak, yapay zekânın tarihsel işlevini aşan bir beklentidir. Nitekim, “Yapay zekâ, emek özgürleşmesinin yalnızca tarihsel koşullarından biri, teknik hazırlığı ve imkânıdır; emek özgürleşmesini doğrudan gerçekleştiremez. Daha da önemlisi, yapay zekâ çağındaki ‘çalışmama’ durumunu emek özgürleşmesiyle özdeşleştirmek doğru değildir.”[2]

Üçüncü olarak, sermayenin içsel sınırları nedeniyle yapay zekânın gelişimi de belirli sınırlara tabidir; bu nedenle yapay zekâ komünizmin gerçekleşmesini ancak sınırlı ölçüde teşvik edebilir. Yapay zekâ, sermayenin artık değer yasasının zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkan bilimsel ve teknolojik bir dönüşüm olmakla birlikte, aynı zamanda sermayenin kendi iç sınırları tarafından da belirlenmektedir. Bu nedenle yapay zekâ, komünizmin gelişimini ancak belirli ölçülerde destekleyebilmektedir.

Bir yandan, “gerekli emek, canlı emek gücünün değişim değerinin sınırıdır”[9] ifadesi, yapay zekânın yaygın biçimde uygulanmasının emekçilerin gerekli emek düzeyi tarafından sınırlandırıldığını göstermektedir. Özel mülkiyet ve sermaye mantığı altında, emek gücünü satarak gerekli geçim araçlarını elde etmek, emekçilerin yaşamlarını sürdürebilmelerinin zorunlu koşuludur. Bu nedenle emekçilerin yerine geçebilecek yapay zekâ teknolojilerinin gelişimi, kaçınılmaz olarak emekçilerin yaşamını ve gelişimini de etkileyecektir.

Öte yandan, toplum nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan emekçilerin gerekli emek düzeyi, aynı zamanda toplumun tüketim kapasitesini ve sermayenin yeniden değerlenme döngüsünün tamamlanıp tamamlanamayacağını belirlemektedir. Dolayısıyla sermayenin temel çelişkisi şu şekilde ortaya çıkmaktadır: Bir taraftan daha fazla artık değer elde edebilmek amacıyla gerekli emeği mümkün olduğunca azaltmak ve bu doğrultuda yapay zekâyı geliştirmek istemektedir; diğer taraftan ise emekçilerin üretilen malları satın alabilecek yeterli tüketim gücüne sahip olmasını arzulamaktadır. Ancak bu sayede sermayenin yeniden değerlenme süreci tamamlanabilmektedir.

Bu çelişki, yapay zekânın sermaye mantığı içerisinde kesintisiz ve engelsiz bir gelişim gösteremeyeceğini, dolayısıyla üretici güçlerin gelişimini ve bunun sonucunda komünizmin gerçekleşmesini sınırsız biçimde destekleyemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Diğer yandan, “artık değer, artık emek ile üretici güçlerin gelişiminin sınırını oluşturur.”[9] Bu durum, yapay zekânın gelişmesi ve uygulanmasının yalnızca bilimsel ve teknolojik bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik bir mesele olduğunu göstermektedir. Pek çok kişi, yapay zekânın hızlı gelişiminin ve geniş ölçekli kullanımının yalnızca bilimsel ve teknolojik ilerlemeye bağlı olduğunu düşünmektedir. Oysa bu yaklaşım, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin arkasındaki sermaye mantığını göz ardı etmektedir.

Marx’ın belirttiği gibi, “Sermaye, makineyi ancak makine işçinin zamanının daha büyük bir bölümünü sermaye için çalışmaya, yani kendisine ait olmayan zamanı başkası için harcamaya zorladığı ölçüde kullanır.”[9] Çünkü sermayenin amacı üretici güçleri geliştirmek değil, artık değer elde etmektir. Yapay zekâ da sermaye açısından yalnızca artık değeri daha verimli elde etmeye yarayan bir araçtır. Eğer yapay zekâya yapılan yatırım, sermayenin elde edeceği artık değeri aşacak olursa, sermaye yapay zekânın gelişimini desteklemekten vazgeçecek; hatta onun gelişiminin önünde engel hâline gelecektir.

Dolayısıyla yapay zekânın yaygın biçimde kullanılabilmesi ve gerçekten uygarlık ölçeğinde kapsamlı bir dönüşüm yaratabilmesi de sermayenin içsel sınırları tarafından belirlenmektedir. Bu nedenle yapay zekânın yakın gelecekte toplumsal yaşamın her alanına kendiliğinden nüfuz edeceğini varsaymak doğru değildir.

Bütün bunlar göstermektedir ki yapay zekânın gelişimi, komünizmin gerçekleştirilmesine yönelik doğrudan uygulanabilir bir teknik güzergâh ortaya koymamaktadır. Aksine yapay zekânın kendisi de hâlâ sermaye mantığının etkisi altında bulunmakta ve bu nedenle belirli tarihsel sınırlara sahiptir. Dolayısıyla günümüz toplumunda yapay zekâ meselesi ilk bakışta bilim ve teknolojiyle ilgili görünse de, özünde ekonomik bir sorundur. Yapay zekânın yeni bir değer yaratma kaynağı oluşturduğunu veya tek başına emek özgürleşmesini gerçekleştirdiğini ileri sürmek ise sermaye mantığını göz ardı eden ütopik bir yanılsamadan ibarettir.

Kaynakça

[1] Lin, Qingchun. “Yapay Zekâ ve Komünizmin Gerçekleşmesinin Olası Yolu: Marx’ın Tarihsel Dönemlendirme Teorisi ve İçsel Üretim Mantığı Üzerine Bir İnceleme.” Bilimsel Sosyalizm, 2021(5).

[2] Sun, Weiping. “Akıllı Toplum: Komünist Toplumun İnşasının Temeli ve Koşulları.” Marksizm Araştırmaları, 2021(1).

[3] Gao, Qiqi. “Yapay Zekâ, İnsan Özgürleşmesi ve İdeal Toplumun Gerçekleşmesi.” Shanghai Normal Üniversitesi Dergisi (Felsefe ve Sosyal Bilimler), 2018(1).

[4] Lü, Xiaobin. “‘Tarihin Derinliklerindeki Gelecek Tasavvuru’: Marx’ın Komünizm Düşüncesi ve Çin’deki Uygulaması — Çin Tarzı Modernleşmenin Çağdaş Anlamı Üzerine.” Zhejiang Sosyal Bilimler, 2023(10).

[5] Hegel, G. W. F. Estetik, Cilt 1. Çev. Zhu Guangqian. Pekin: Commercial Press, 1979.

[6] Kant, Immanuel. Yargı Gücünün Eleştirisi, Cilt I. Çev. Zong Baihua. Pekin: Commercial Press, 1963.

[7] Zhang, Dun & Liu, Rui. “Estetiğin Ontolojik Temeli Üzerine.” Jilin Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2017(3).

[8] Sun, Zhengyu. Marksist Diyalektik Araştırmaları. Pekin: Beijing Normal Üniversitesi Yayınları, 2012.

[9] Marx, Karl & Engels, Friedrich. Marx ve Engels Eserler Seçkisi, Cilt 8. Pekin: People’s Publishing House, 2009.

[10] Marx, Karl & Engels, Friedrich. Marx ve Engels Eserler Seçkisi, Cilt 7. Pekin: People’s Publishing House, 2009.

[11] Marx, Karl & Engels, Friedrich. Marx ve Engels Eserler Seçkisi, Cilt 1. Pekin: People’s Publishing House, 2009.

[12] Marx, Karl & Engels, Friedrich. Marx ve Engels Eserler Seçkisi, Cilt 2. Pekin: People’s Publishing House, 2009.

[13] Marx, Karl & Engels, Friedrich. Marx ve Engels Toplu Eserleri, Cilt 31. Pekin: People’s Publishing House, 1998.

[14] Marx, Karl & Engels, Friedrich. Marx ve Engels Eserler Seçkisi, Cilt 5. Pekin: People’s Publishing House, 2009.

[15] Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Parti Tarihi ve Belge Araştırma Enstitüsü. Xi Jinping’in Siber Güç Stratejisine İlişkin Konuşmalarından Seçmeler. Pekin: Central Party Literature Press, 2021.

[16] Harari, Yuval Noah. Homo Deus: Yarının Kısa Tarihi. Çev. Lin Junhong. Pekin: CITIC Press, 2017.

[17] Marx, Karl & Engels, Friedrich. Marx ve Engels Eserler Seçkisi, Cilt 3. Pekin: People’s Publishing House, 2009.

[18] Chen, Zhong. “Yapay Zekânın Özünden Hareketle Gelecekteki Gelişim.” Exploration and Free Views (Tansuo yu Zhengming), 2017(10).

[19] Wang, Fengming. “Özgürlükler Alanı, Zorunluluklar Alanı ve İnsan Özgürlüğü: Kapital ve Elyazmalarında Marx’ın Özgürlük Anlayışının Analizi.” Marksizm Araştırmaları, 2018(1).

[20] Zhao, Jiaxiang. “Zorunluluklar Alanı ile Özgürlükler Alanının Anlamı ve Aralarındaki İlişki.” Pekin Üniversitesi Dergisi (Felsefe ve Sosyal Bilimler), 2013(6).

[21] Hu, Bin. “Zayıf Yapay Zekâ Çağında Emek Değer Teorisi ve Emek Sistemi.” Zhejiang Gongshang Üniversitesi Dergisi, 2019(4).

[22] He, Yuchang & Zong, Sujuan. “Yapay Zekâ, Akıllı Ekonomi ve Akıllı Emeğin Değeri: Marx’ın Emek Değer Teorisi Perspektifinden Bir Değerlendirme.” Mao Zedong ve Deng Xiaoping Teorisi Araştırmaları, 2017(10).

[23] Liu, Weibing. “Yapay Zekâ Emek Özgürleşmesini Gerçekleştirebilir mi?” Marksizm ve Gerçeklik, 2022(2).

Destekleyen Araştırma Projeleri:

Bu çalışma, Çin Ulusal Sosyal Bilimler Fonu Genç Araştırmacılar Projesi kapsamında desteklenen “Yapay Zekâ Çağında İdeolojik Risklerin Önlenmesine Yönelik Mekanizmaların Yenilikçi Biçimde Geliştirilmesi” (Proje No: 23CKS053) ile Şanghay Eğitim Geliştirme Vakfı ve Şanghay Belediye Eğitim Komisyonu tarafından yürütülen “Chenguang (晨光) Programı” kapsamında desteklenen “Çin Tarzı Modernleşme Perspektifinden Yapay Zekânın Emek Özgürleşmesini Teşvik Edici Rolü Üzerine Araştırma” (Proje No: 23CGA04) tarafından finanse edilmiştir.

Paylaş
Paylaş: