15 Eylül günü bazı yatırım fonu şirketlerinin ödemelerinde temerrüde düşmesi sonucu konumuz kriz patlak verdi.
Aslında aylardan bu yana konuşulan bir durum vardı. Borsada bazı şirketlerin fiyatları olduğundan daha yüksekti. Küçük şirketlerin fiyatlarında anormal şişkinlik vardı.
Bu konu paylaşılıyor ve bu şişkinliğin eninde sonunda patlayacağı söyleniyordu. SPK’nın (Sermaye Piyasası Kurulu)vkonu üzerine eğildiği ve buna karşılık önlem alacağı konuşuluyordu. SPK, Ağustos ayı sonuna doğru bazı önlemler almaya başladı.
Bu önlemleri burada anlatarak kafa karışıklığı yaratmak istemiyorum, ancak bu önlemler sonucunda kriz patladı.
Burada SPK bu önlemleri almasaydı bu kriz çıkmazdı demek hatalı bir yaklaşımdır. SPK belki bu önlemleri daha önce almadığı konusunda eleştirilebilir. Ancak yazının sonunda gerçek anlamda sorun nedir? Ne yapmak gerekirdi? Konusunu daha detaylı anlatacağım.
Gelelim olayların başlangıcına.
Yatırım Fonu Nedir? Nasıl Çalışır?
Yatırım fonu, çok sayıda yatırımcıdan toplanan paralarla oluşturulan büyük bir havuzun, profesyonel yöneticiler tarafından hisse senedi, altın, faiz, tahvil veya yabancı para gibi çeşitli yatırım araçlarında değerlendirildiği bir yatırım aracıdır.
Elinizde bir miktar para var. Bu parayı daha profesyonel ellerde değerlendirmek ve kendi başınıza elde edeceğiniz kazançtan daha fazlasını elde etmek istiyorsunuz.
İşte yatırım fonları bu anlamda hizmet vermek için kurulmuştur.
Paranızı bir sepet yaparak, içine hem altın, hem yerli, hem dünyada işlem gören başka ülke şirketlerinin hisselerinden almak istiyorsunuz; hem de aynı sepet içine devlet tahvillerini koymak istiyorsunuz. Ancak bunları tek tek almaya kalksanız bu alım hem pratik olmaz hemde elinizdeki olanaklarla bunların bir kısmına ulaşamayabilirsiniz. Yatırım fonları bu tür taleplere cevap verir.
Yatırım fonu, binlerce yatırımcının küçük küçük paralarını birleştirerek milyonlarca liralık devasa bir sepet oluşturur. Siz bu fondan 1 adet pay aldığınızda, o devasa sepetin içindeki tüm yatırım araçlarına bütçeniz oranında ortak olursunuz. Sepet değer kazandıkça, sizin sahip olduğunuz payın değeri de artar.
Yatırım fonları aynı zamanda
- Az riskli, ama düşük getirili
- Orta riskli, ama orta getirili
- Yüksek riskli, ama yüksek getirili olarak farklı farklı sepet içerikleri ile düzenlenmiştir.
Zaten dikkat edilirse 7 tane şirkete ait 131 adet yatırım fonu olmasının da nedeni budur. Bu sepetlerin içinde farklı birleşimler bulunmaktadır. Bazılarında sadece hazine bonosu, devlet tahvilleri. Bunlar düşük getirili, ama düşük riskli yatırım fonlarıdır. İçine altın, hisse senedi gibi kalemler girerse getirisi yüksek olabilir ama riski de o oranda yüksek olur vb. gibi.
Yatırım fonları 1980’li yılların sonunda yapılan düzenlemeyle sadece bankalar tarafından kurulmasına karar verilmişti.
Türkiye’de bankalar haricinde özel ve nitelikli fonların kurulabilmesine ve portföy yönetim şirketlerinin önünün açılmasına imkan tanıyan 30 Aralık 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’dur.
Bu kanun, Türkiye’deki sermaye piyasalarını tamamen yenileyerek, mevcut fon krizinin de zeminini oluşturan esnek yapıların kurulmasına hukuki dayanak sağlamıştır.
Ancak bu serbest fonların gelişimi ve çoğalması pandemi sonrası ve 2023 yılı ile başlamıştır. Bu tarihe kadar daha yavaş seyreden gelişme, 2020-2023 yılları arasında hızlanmış ve piyasaya yayılmaya başlamıştır.
Bu fonlar 2025 yılı içinde daha fazla ilgi çekmek ve para toplamak için yasal olarak önü açık ancak spekülatif diyebileceğimiz portföy oluşturma yolu seçmişlerdir.
Borsaya kote büyük ve küçük şirketler bulunmaktadır. Büyük şirketlerin değerleri ile oynamak kolay değildir. Çok büyük miktarlı alıp satmak gerekmektedir. Ancak küçük bilançolu şirketlerin durumları böyle değildir. Elinde büyük paralar biriken bu fonlar o hisse senetlerini alıp satarak kolaylıkla değerleri ile spekülatif hareket yapabilirler.
İşte bu fonların tam da yaptığı bu olmuştur. Bilançoları ve borsa değerleri çok yüksek Ereğli Demir Çelik, Türk Hava Yolları gibi hisselerden fonların içine almak yerine, fiyatları ile oynayabilecekleri küçük şirket hisselerinden alıp satarak bu hisselerin değerlerini sunî olarak arttırmışlardır.
Değerleri artan bu hisse senetleri, yatırım fonlarının çok fazla değer kazandığı ve yatırımcılarına çok büyük paralar kazandırdığı sanısı ile piyasada çok fazla talep edilir hale gelmiştir.
Ayrıca piyasada söylenenlere göre, bu yatırım fonu sahibi şirketler hiçbir ekonomik faaliyeti olmayan başka şirketler kurarak yada satın alarak bu şirketleri borsaya açmışlar ve bu şirketlerin değerini de şişirerek yüksek fiyat yaratmışlardır.
Elbette bu süreç bir anda olmamıştır. Ağırlıklı olarak 2025 yılından bu yana sürmüştür.
Bu şişen balon eninde sonunda patlayacak bir balondur. Bu sürdürülebilir bir gelişme değildir.
Devlet 2026 yılı Ağustos ayından itibaren buna karşı önlem almak için harekete geçmişti.
Devlet aldığı önlemlerle bu yatırım fonlarının ellerinde bulunan ufak şirket hisselerini 2026 yıl sonuna kadar çıkarmaları talimatını vermiştir. Fonlar ellerindeki bu hisseleri bir an önce elden çıkarmaya başlamışlar, hızla elden çıkarma sonucu olarak bu hisselerin şişen değerleri düşmeye başlamış ve piyasada bu hisseleri alacak kimse çıkmadığı için bu hisselerin fiyatları bir yandan düşmüş, aynı zamanda da fonlar bu hisseleri satarak nakde dönme olanağını bulamamışlardır.
Bu arada yatırım fonu değerlerinin, düşen hisse senedi fiyatları ile birlikte düştüğünü gören yatırımcılar, ellerindeki payları satmaya kalkınca, fon sahibi şirketler yeterince para elde edemedikleri için başta anlatıldığı gibi taahhütlerini yerine getirememe yani temerrüt durumuna düşmüşlerdir.
Sonunda işte 15 Eylül tarihindeki kriz patladı.
Patlayan krizle birlikte ortada birçok rakam dolaşmaya başlamıştır. Ancak kriz mutlaka on binlerce kişiyi etkileyecek ve bu vatandaşların tasarruflarının çok önemli kısmı buharlaşacak yani yok olacaktır. Bugünden bunun hesaplanması kolay değildir. İşte bugün İş Bankası ve Ziraat Bankası’nın bu konuda görevlendirilmesi bu nedenledir. Yapılan bu görevlendirme ile bu fonların içindeki hisse senedi vs gibi değerler adım adım tasfiyeye tabi tutularak elde edilecek paralar fonlarda hissesi bulunan kişilere ödenecektir.
Bu krizden etkilenen sayısının 500 bin kişinin üstünde olduğu söylenmektedir. Bu krizin parasal boyutunun ise 800 milyar TL dolaylarında olduğu ve krizin temel konusu olan hisse senetleri toplamının ise, bu toplamın yaklaşık %60’ını oluşturduğu hesaplanmaktadır.
Yaşanan Nedir?
Birkaç günden bu yana yaşanan kriz aslında ilk değildir. Sistem sürüp giderse son da olmayacaktır.
Bu tür krizlerin birincisi 24 Ocak 1980 kararları sonrasında faizlerin serbest bırakılmasıyla gündeme gelen bankerler olayıdır. 1980 yılında kurulmaya başlanan ve serbestçe faiz verme hakkına sahip olan bu bankerler, sonunda 1982 yılından başlamak üzere bankerler faciası denen olaylara neden oluştu.
Bu krizde yine on binlerce vatandaşın parası heba olmuştur. Bunlara halk arasında saadet zinciri adı verilmişti.
Serbest piyasa adı altında, her türlü sahtekârlığa ve dolandırıcılığa açık alan yaratan bu sistem, 1980’li yıllardan bu yana, en büyüğü batan bankalar olmak üzere defalarca bu bataklığa saplandı.
Hatırlanacaktır; Ege Bank’ın sahibi olan şahsın kendi bankasının merkezindeki kasayı soyduğunun video kaydı, televizyonlarda defalarca gösterilmişti.
Çalışıp emek vermeden para kazanma dürtüsü, paradan para kazanma sistemi sonuçları bu olmaktadır.
Ne kadar dürüst ve ne kadar ahlaklı olursanız olun, bu sistem eninde sonunda temel mantığı nedeniyle, böyle sahtekârlıkların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Çünkü bugün içinde yaşadığımız sistem bu böceklerin ortaya çıkmasına elverişli bir iklim oluşturmaktadır.
Yapılması gereken, bu sistemi tasfiye ederek, paradan para kazanma mekanizmalarını sonlandırmaktır. Üreterek, emek vererek kazanç sisteminde bu tür sahtekârlıklar yine ortaya çıkabilir. Ancak ortaya çıkan bu sahtekârlıklar daha küçük boyutlarda ve daha rahat önlenebilecek şekilde olacaktır.



