Yapay Zekânın Ortaya Çıkardığı Temel Nitelikteki Felsefi Sorulara Bilimsel Yanıt Vermek

Yapay Zekânın Ortaya Çıkardığı Temel Nitelikteki Felsefi Sorulara Bilimsel Yanıt Vermek
Picture of Prof. Dr. Wang Weiguang Yazdı
Prof. Dr. Wang Weiguang Yazdı

Çeviri: Onurcan Balcı

Wang Weiguang (王伟光), 1950 doğumlu, Shandong Haiyang kökenli Çinli bir filozof ve Marksist teorisyendir. Çin Sosyal Bilimler Akademisi (CASS) eski başkanı (2013-2018), Çin Diyalektik Materyalizm Araştırmaları Derneği başkanı ve Nankai Üniversitesi’nde ömür boyu profesördür. Marksist felsefe, Marksizmin Çinlileştirilmesi ve Çin’e özgü sosyalizm teorisi alanlarında çalışmalar yürütmekte olup, 650’den fazla akademik makale ve çok sayıda kitap yayımlamıştır

Kaynak: 红色文化网, 3 Eylül 2026

Özet: Yapay zekânın hızlı gelişimi, insan toplumunu derinden dönüştürürken aynı zamanda bir dizi temel nitelikte felsefi sorunu da gündeme getirmekte ve Marksist felsefenin temel ilkeleri açısından yeni bir çağdaş meydan okuma oluşturmaktadır. Marksist felsefe, yapay zekânın ortaya çıkardığı bilim ve teknoloji sorunlarına ve çağın sorunlarına sistematik felsefi yanıtlar vermeli ve vermek zorundadır. İnsan düşüncesi ile yapay zekâ arasında özsel bir ayrım bulunmaktadır. İnsan düşüncesi, toplumsal varlığın bir yansıması ve toplumsal-tarihsel pratiğin ürünüdür; toplumsallık, pratiklik, tarihsellik, kültürel aktarım ve özne olarak bilinçlilik gibi yapay zekânın sahip olmadığı niteliklere sahiptir. Yapay zekâ, insan emeğinin ve zekâsının yarattığı bir üründür ve insan düşüncesini büyük ölçüde aşabilir; giderek daha geniş ölçekte ve kapsamda insanın düşünme faaliyetlerinin yerini alabilir. İnsan düşüncesi ile yapay zekâ arasındaki diyalektik birlik ilişkisi şurada ortaya çıkmaktadır: Yapay zekâ, bilim ve teknolojinin yanı sıra insan beyninin evrimiyle birlikte insan beyninin işlevlerine sürekli olarak yaklaşacaktır; ancak sürekli gelişen insan düşüncesinin bütünüyle ve nihai olarak yerini alması güçtür. Yapay zekâ, toplumsal ve tarihsel koşulların ürünü olarak, icadı, gelişimi ve kullanımı kaçınılmaz biçimde belirli toplumsal sistem koşullarının sınırlamaları ve etkileri altında olacaktır. İnsan yapay zekâyı yaratabildiğine göre, onu kontrol edebilecek durumda da olacaktır.

I. Marksist Felsefe, Yapay Zekânın Ortaya Çıkardığı Temel, Sarsıcı ve Büyük Sorunlara Kesin Bir Felsefi Yanıt Vermelidir ve Vermek Zorundadır

Marx, “üretici güçlerin içinde bilim de bulunmaktadır” şeklindeki düşünce başta olmak üzere bir dizi önemli görüş ortaya koyarak, bilimin ve teknolojinin üretici güçleri ileriye taşımasındaki büyük rolünü doğru biçimde kavramamız ve modern kapitalist toplum ile bilimsel ve teknolojik devrimin dünya tarihinin ilerleyişi üzerindeki etkisini anlamamız için bir anahtar sunmuştur. Bilim ve teknoloji artık “birinci üretici güç” hâline gelmiş ve çağdaş dünyanın gelişim güzergâhını kapsamlı ve derin bir biçimde şekillendirmektedir. Küreselleşme, dijitalleşme ve piyasa ekonomisinin yaygınlaşması ile ileri teknolojilerin gelişmesi ve uygulanması, dünyanın görünümünü her geçen gün değiştirmektedir. Çağdaş kapitalizmin birkaç on yıl içerisinde yarattığı üretici güçler, kapitalizmin birkaç yüzyıl boyunca ve hatta insan toplumunun binlerce, on binlerce yıllık tarihi boyunca yarattığı üretici güçlerin toplamını çok büyük ölçüde aşmıştır. 21. yüzyıla girilmesiyle birlikte bilim ve teknolojide devrim niteliğinde değişimler yaşanmış; dijitalleşme, büyük veri, yapay zekâ gibi gelişmeler insan toplumu üzerinde çok yönlü etkiler yaratmış, insanların üretim ve yaşam biçimlerini derinden değiştirmiş ve yanıtlanmayı bekleyen çok sayıda bilim ve teknoloji sorunu, çağ sorunu ve felsefi sorun ortaya çıkarmıştır. Marksist felsefe, bilimsel ve teknolojik yeniliklerin ve üretici güçlerin gelişiminin ortaya çıkardığı yeni sorunlara, özellikle de günümüzde bilimsel ve teknolojik yeniliklerin en ileri alanı olan yapay zekânın ortaya çıkardığı yeni sorunlara felsefi yanıtlar vermek için çaba göstermeli; yapay zekânın beraberinde getirdiği sorunları bütünsel olarak kavramak, anlamak ve çözmek için felsefi bir perspektif sunmalıdır.

Yapay zekânın 1940’lı yıllarda ortaya çıkışından günümüze kadar geçen süre henüz 80 yılı bulmamaktadır. Ancak gelişim hızı ve elde ettiği sonuçlar insanlık açısından hem umut hem de kaygı yaratmaktadır. Yapay zekâ, insan toplumuna büyük sürprizler getirirken aynı zamanda büyük meydan okumaları da beraberinde getirmiştir. Özellikle 21. yüzyıla girilmesinden bu yana yapay zekâ, güçlü hesaplama kapasitesi, algoritmik yenilikler ve veri depolama ile analiz teknolojilerindeki ilerlemeler sayesinde ses tanıma, görüntü tanıma, doğal dil işleme, kendi kendine öğrenme ve üretken yapay zekâ gibi birçok alanda hayret verici yetenekler sergilemiş; birçok önemli performans ölçütünde insanları aşan sonuçlar ortaya koymuştur. Örneğin yapay zekânın satranç ve diğer masa oyunlarındaki ezici üstünlüğü ile otomobil kullanımı, endüstriyel üretim ve hatta dil tanıma, görüntü tanıma ve metin yazımı gibi alanlarda insan emeğinin yerini alma yönündeki eğilimi buna örnek gösterilebilir. Özellikle 30 Ocak 2022 tarihinde ABD’deki bir yapay zekâ araştırma laboratuvarının kendi kendine öğrenme kapasitesi oldukça güçlü olan bir sohbet robotu programı olan ChatGPT’yi resmî olarak piyasaya sürmesinin ardından, Çin’deki Hangzhou merkezli DeepSeek Yapay Zekâ Temel Teknolojileri Araştırma Şirketi de yeni bir üretken yapay zekâ modeli geliştirmiş ve kısa süre içerisinde tüm dünyayı etkisi altına alan üretken yapay zekâ dalgasını daha da güçlendirmiştir. Bu gelişmeler, insan toplumunu giderek daha gerçek ve aynı zamanda daha ciddi bir sorunla karşı karşıya bırakmıştır: Bilgisayar insan beyninin yerini alabilir mi? Yapay zekâ insan düşüncesinin yerini alabilir mi? Robotlar insanlığı yönetebilir mi? Felsefi açıdan ifade edildiğinde sorun şudur: Yapay zekâ insan beyninin işlevlerinin yerini alabilir mi? Yapay zekâ insan düşüncesinin yerini alabilir mi? Yapay zekâ insan bilincine dönüşebilir ve insan bilincinin yerini alabilir mi? Robotlar nihayetinde insanları yönetebilir ve onlara hükmedebilir mi? Bütün bunlar yalnızca insanlık için değil, aynı zamanda Marksist felsefenin temel ilkeleri için de bir meydan okumadır. Marksist felsefe, bu sorulara kendine özgü ve insanları bütünüyle ikna edebilecek nitelikte kesin yanıtlar vermek zorundadır.

II. İnsan Düşüncesi ile Yapay Zekâ Arasında Özsel Bir Ayrım Bulunmaktadır

İlk olarak, insan düşüncesinin maddi temeli insan beynidir. İnsan beyni son derece karmaşık bir yapıya sahip olup yaklaşık yüz milyara yakın nöron ve yüz trilyonlarca bağlantı veya sinaps içermektedir. Son derece karmaşık ve yüksek verimlilikte bağlantı biçimlerine ve çalışma mekanizmalarına sahip olan insan beyninin depolama kapasitesinin en az 1 petabayt olduğu; ses, görme, dil, hareket gibi farklı işlevlerden sorumlu 150’den fazla farklı bölgeyi barındırdığı belirtilmektedir. İnsanların hafıza depolama işlevi özellikle hayret vericidir. Buna DNA’nın olağanüstü işlevleri, kısa süreli hipokampal hafıza, uzun süreli kortikal hafıza, açık ve örtük bellek gibi farklı hafıza biçimleri dâhildir. Bütün bunlar, yapay zekânın bütünüyle, eksiksiz ve nihai olarak taklit etmesinin ve simüle etmesinin son derece güç olduğu, son derece karmaşık yaşam süreçleri, mekanizmaları ve işlevleri ortaya koymaktadır.

İkinci olarak, yalnızca bilimsel ve teknolojik açıdan bakıldığında dahi, insanlığın bugüne kadar insan beynine ilişkin bilgisi, insan beyninin yapısının ve işleyiş mekanizmalarının yüzde 10’una dahi ulaşmış değildir. İnsan beynine ilişkin bilgimiz esas itibarıyla hâlâ bir “kara kutu” durumundadır. Yapay zekâ ise insan beyninin bazı kara kutu niteliğindeki yapılarını ve işlevlerini taklit etmekten ibarettir; insan beyninin kapsamlı, eksiksiz ve bütünüyle bir simülasyonu değildir. Bu nedenle yapay zekânın insan beynini bütünüyle kopyalaması veya yeniden üretmesi güçtür.

Bunun yanı sıra, insan beyni yüz binlerce yıllık fiziksel, fizyolojik ve toplumsal pratiğin evriminin ürünüdür. Üç kilogramdan daha hafif olan ve yalnızca yaklaşık 20 watt enerji tüketen insan beyni, olağanüstü derecede zekidir ve giderek daha da gelişmektedir. İnsan beyni ve insan düşüncesi, toplumsal koşulların ve toplumsal pratiğin gelişmesiyle birlikte sürekli olarak gelişmektedir. Dolayısıyla yapay zekâ da insan beyninin ve insan düşüncesinin gelişimine paralel olarak insan beyninin işlevlerini sürekli biçimde taklit ederek gelişmektedir. Başka bir ifadeyle, yapay zekâ insan beyninin işlevlerinin giderek daha büyük ölçüde yerini alsa veya bu işlevleri aşsa da, gelişimini her zaman insan beyninin evrimi ve gelişimi doğrultusunda sürdürmektedir. Bu durum, insan beyninin işlevleri ile yapay zekânın evrimsel gelişiminin sonsuzluğu ile bunların belirli bir ölçüde ve belirli bir zaman-mekân içerisinde sahip oldukları işlevlerin sınırlılığı arasındaki karşıtların birliği ve mücadelesini ortaya koymaktadır.

Bunun yanında insan beyni, maddi dünyanın uzun süreli gelişiminin, insan toplumunun uzun süreli gelişiminin, toplumsallaşmanın ve insanın toplumsal pratiğinin bir ürünüdür. Son derece zengin ve derin bir tarihsel ve kültürel aktarımı bünyesinde barındıran insan beyni, insana özgü toplumsal düşünme işlevlerine sahiptir ve ancak insanın kendine özgü toplumsal varoluş ve toplumsal pratik koşullarına sahip olmasıyla ortaya çıkabilecek toplumsal bilinci yaratmıştır. Bilinç, insan beyninin dış dünyayı yansıtma sürecidir; dışarıdan alınan bilgilerin sürekli olarak işlenmesi ve yeniden üretilmesi sürecidir. İnsan, bilincin kendisinin farkına vardığında ve bilinci simüle etmeye başladığında yapay zekâ ortaya çıkar. Yapay zekâ, insan emeğinin ve zekâsının gelişiminin önemli bir ürünüdür. İnsanlığın insan beyninin işlevlerine ilişkin bilgisinin daha yüksek bir aşamaya ulaştığını, insan bilincine ilişkin kavrayışının yeni bir düzeye eriştiğini ve insanın özbilincinin yeni bir seviyeye yükseldiğini göstermektedir. Yapay zekâ, insanların çok sayıda zahmetli, tekrarlayıcı ve monoton zihinsel emeği yerine getirebilir; böylece insanların özgürce kullanabileceği daha fazla zamana sahip olmasını ve enerjilerini daha anlamlı ve daha yaratıcı faaliyetlere yoğunlaştırmasını sağlayabilir.

Yapay zekâ özünde, insan zekâsını öğrenme, taklit etme ve simüle etme sürecidir; insan bilincinin belirli bir aşamaya kadar gelişmesinin yaratıcı bir ürünüdür. Yapay zekâ, ileri bilim ve teknoloji aracılığıyla insan beyninin işlevlerini simüle etmekte ve insanın zihinsel emeğinin bir bölümünün, giderek daha büyük bir bölümünün yerini almaktadır. Yapay zekâ, dışarıdan gelen bilgileri almak üzere giriş aygıtları aracılığıyla insanın duyu organlarını simüle etmekte; dışarıdan gelen bilgileri kaydetmek ve gerektiğinde bunlara erişebilmek için depolama birimleri aracılığıyla insan beyninin hafıza işlevini simüle etmekte; işlemci ve kontrol birimleri aracılığıyla insan beyninin analiz, sentez, yargılama, seçme ve hesaplama gibi düşünsel işlevlerini simüle etmekte; çıkış aygıtları aracılığıyla ise insanın dış çevreye verdiği tepkileri simüle ederek hesaplama sonuçlarını dışarı aktarmakta, haricî aygıtlarla bağlantı kurmakta ve diğer makinelerin hareketlerini yönlendirmektedir.

İnsanlar tarafından üretilen akıllı makineler, günümüzde çok çeşitli karmaşık üretim süreçlerinin kontrolünde ve ağır ve tehlikeli işlerin gerçekleştirilmesinde, askerî alan da dâhil olmak üzere, yaygın biçimde kullanılabilmektedir. Bunun yanı sıra hesaplama yapma, diferansiyel denklemleri çözme, geometri teoremlerini kanıtlama, dilleri çevirme, yazı yazma, maddelerin kimyasal yapılarını belirleme, hastalıkları teşhis etme, ev hizmetleri sunma, bilgi ve belgeleri toplama ve düzenleme gibi insan toplumunun üretim ve yaşamının hemen her alanında kullanılmaktadır.

Yadsınamaz bir gerçek şudur ki yapay zekâ, birçok açıdan insan beynine kıyasla son derece büyük avantajlara sahiptir; pek çok açıdan ve alanda insan beynini büyük ölçüde aşabilmekte ve onun yerini alabilmektedir. Ancak nihayetinde insan beynini kapsamlı biçimde aşması ve onun yerini bütünüyle alması güçtür. Yapay zekâ, yalnızca bilimsel ve teknolojik açıdan insan beyninin bazı işlevlerini taklit etmekte veya simüle etmektedir; ancak toplumsal pratik, toplumsal ilişkiler, toplumsallık, insanın öznel etkinliği, insanın karmaşık düşünme biçimleri ve insan bilincinin toplumsal-tarihsel ve kültürel özellikleri bakımından gerçek insan beynini iç yapısı, hareket yasaları ve işleyiş mekanizmaları açısından bütünüyle yeniden yaratması mümkün değildir. Öngörülebileceği üzere, bilim ve teknolojinin sıçramalı gelişimine eşlik ederek yapay zekâ insan beyninin işlevlerine giderek daha fazla yaklaşacak, hatta bilim ve teknolojinin sınırsız geleceğine ilişkin teorik beklenti açısından insan beyninin mevcut düzeyine ulaşması veya onu aşması mümkün olabilecektir. Ancak insanın toplumsal pratiği de sürekli gelişmekte, insan beyni de sürekli evrilmektedir. Bu nedenle yapay zekânın nihai olarak insan beynini aşması veya bütünüyle ve tamamen onun yerini alması güçtür. İşte bu, yapay zekânın insan beyninin ulaştığı veya aşabildiği, hatta onun yerini alabildiği yönündeki mutlaklık ile yapay zekânın insan beyninin ulaştığı veya aşabildiği düzeye ya da onun yerini alma noktasına hiçbir zaman nihai olarak ulaşmasının güç olması yönündeki göreliliğin diyalektik birliğidir.

İnsan düşüncesi, insan toplumunun varlığının bir yansımasıdır; yapay zekâ ise insanın kendi düşüncesini simüle etmesidir. İnsan düşüncesi, insanın uzun süre toplumsal pratik içerisinde faaliyet göstermesi sonucunda oluşmuş bilişsel bir yetenektir; yapay zekâ ise insan tarafından yaratılmış ve beynin işlevlerini simüle eden bir yapıdır. İnsan düşüncesi toplumsal pratik temelinde şekillenirken yapay zekâ, insan tarafından tasarlanmış programlara göre çalışmaktadır; üretken yapay zekâ dahi insan tarafından tasarlanmış programları önkoşul olarak almaktan bağımsız değildir. İnsan düşüncesi, son derece gelişmiş sinir sistemine dayanan insan beynindeki bir dizi karmaşık fizyolojik-psikolojik sürecin ürünüyken yapay zekâ, mekanik ve elektronik bileşenlerin yapısına dayanan mekanik-fiziksel bir süreçtir. İnsan düşüncesi ile yapay zekâ, nitelik bakımından bütünüyle farklı iki maddi hareket biçimidir. Yapısı ne kadar karmaşık olursa olsun yapay zekâ makineleri, insanın toplumsallığına, pratikliğine, tarihselliğine ve kültürel aktarımına sahip olmadıkları için bağımsız düşüncenin öznesi hâline gelemez; belirli tarihsel koşullar altında belirli pratik faaliyetlerde bulunan insanın düşüncesi gibi özerk ve bilinçli, toplumsal-pratik nitelikte düşünsel faaliyet yürütemez.

İnsanın düşünsel faaliyeti toplumsal bir olgudur ve toplumsal nitelik taşır. İnsan tarafından üretilen akıllı makineler, toplumsal niteliğe sahip insan beyniyle aynı düzlemde değerlendirilemez. İnsanın düşünsel faaliyeti, insanın zengin toplumsal pratiği tarafından belirlenir; pratik, insanın bilgisinin temeli, önkoşulu, içeriği ve itici gücüdür. Akıllı makineler hiçbir zaman insanın sahip olduğu zengin ve çeşitli pratik kaynaklarına sahip olmayacaktır. İnsanlığın yarattığı bir ürün olarak akıllı makinelerin insan zekâsını bütünüyle aşması mümkün değildir. İnsan onları tasarlama ve üretme yeteneğine sahipse, onları işletme ve kontrol etme yeteneğine ve yöntemlerine de sahiptir. İnsan beyninin yarattığı ve insan beyninin işlevlerini tamamlayan bir araç olarak yapay zekâ, teknolojinin ve insan beyninin gelişmesiyle birlikte insan beyninin işlevlerine, insan düşüncesine ve insan bilincine giderek daha fazla yaklaşabilir. Ancak insan beyninin işlevleri, insan düşüncesi ve insan bilinci de pratiğin ve bilimin ve teknolojinin sınırsız gelişimiyle birlikte sınırsız biçimde gelişmektedir. Yapay zekânın gelişimi, insan beyninin işlevlerinin ve insan bilincinin ulaştığı gelişim durumuna sürekli olarak yaklaşmaktadır; ancak gelişim hâlindeki insan beyninin işlevlerinin ve insan bilincinin düzeyine nihai olarak ulaşması güçtür.

III. Yapay Zekâ Belirli Toplumsal Sistem Koşullarının Sınırlaması ve Etkisi Altındadır

Bilim ve teknolojinin baş döndürücü bir hızla ilerlediği enformasyon çağında, büyük veriye dayalı derin öğrenme ve üretim teknolojileri yapay zekânın başlıca gelişim güzergâhı hâline gelmiştir. 2018 yılından itibaren, öncelikle doğal dil işleme alanında elde edilen atılımlarla birlikte, ChatGPT ve DeepSeek’in temsil ettiği kendi kendine öğrenen ve üretken yapay zekâ ürünleri genel yapay zekânın önünü açmış ve yapay zekânın gelişiminde yeni bir dalgayı başlatmıştır. Günümüzde yapay zekânın gelişimi küçük model aşamasından büyük model aşamasına geçmiştir. Büyük modeller, “büyük veri + büyük hesaplama gücü + güçlü algoritma”nın birleşiminin ürünüdür ve en az dört özelliğe sahiptir: Birincisi, ölçeklerinin büyük olmasıdır; sinir ağı parametrelerinin ölçeğinin on milyarın üzerine çıkması gerekmektedir. İkincisi, ortaya çıkış özelliğidir; yani önceden öngörülmeyen yeni yetenekler üretebilmeleridir. Bu, yapay zekânın yaklaşık 70 yıllık gelişiminde dönüm noktası niteliğindeki en önemli yeni özelliklerden biridir. Üçüncüsü, genellik özelliğidir; çeşitli sorunları çözebilmeleridir. Dördüncüsü ise üretkenliktir; belirli ölçüde kendi kendine öğrenme ve otomatik üretim işlevlerine sahip olabilmeleridir. Son yıllarda üretken yapay zekânın hızlı gelişimiyle birlikte yapay zekâ makineleri derin öğrenme, kendi kendine öğrenme, insan dilini otomatik olarak üretme, yaratma ve iletişim kurma gibi işlevlere sahip hâle gelmiştir… Bu durum bir kez daha bilgisayarın insan beyninin yerini alıp alamayacağı, yapay zekânın insan düşüncesinin ve insan bilincinin yerini alıp alamayacağı, robotların insanları kontrol edip edemeyeceği ve hatta onların yerini alıp alamayacağı sorularını gündeme getirmiştir.

Her türlü bilimsel ve teknolojik yenilik ile bunların uygulanması, belirli toplumsal ve tarihsel koşullarla bağlantılıdır. Bilim ve teknoloji bir yandan insan toplumunun tarihsel gelişimini hayal edilmesi güç bir biçimde ileriye taşırken, diğer yandan belirli toplumsal ve tarihsel koşulların ürünüdür. Dolayısıyla bunların icadı, gelişimi ve kullanımı kaçınılmaz olarak belirli toplumsal ve tarihsel koşulların etkisi ve sınırlaması altında gerçekleşir. Marksist felsefe bize, her türlü bilimsel ve teknolojik yeniliğin toplumsal bir olgu olduğunu öğretmektedir. Yapay zekâ gibi bilimin ve teknolojinin en ileri alanında yer alan toplumsal bir olgu da dâhil olmak üzere toplumsal olguları anlamak için onları belirli toplumsal ve tarihsel koşullar içerisine yerleştirmek gerekir. Bu olgular yalnızca üretici güçler ve maddi-ekonomik açıdan değil, aynı zamanda üretim ilişkileri, üstyapı, geniş toplumsal ilişkiler, siyaset ve ideoloji açısından da ele alınmalıdır. Bu, Marksist felsefenin en temel bilgilerinden biridir.

Yapay zekâ insan tarafından üretilmiştir; insanın yaratımıdır ve belirli toplumsal ve tarihsel koşulların ürünüdür. Dolayısıyla onun icadı, gelişimi ve kullanımı kaçınılmaz olarak belirli toplumsal üretim ilişkilerinden ve belirli toplumsal sistemlerden etkilenmekte ve bunlar tarafından sınırlandırılmakta, aynı zamanda belirli bir toplumsal sisteme hizmet etmektedir. Yapay zekânın icadı, üretimi ve kullanımı toplumsal-ekonomik, siyasal ve kültürel koşullar tarafından sınırlandırılmakta ve bunlardan etkilenmektedir. Kapitalist özel mülkiyet koşullarında sermaye, yapay zekânın yabancılaşmasına ve özel mülkiyet ile sermaye tarafından kontrol edilmesine ve sınırlandırılmasına yol açabilir. Kapitalist özel sermayenin yönlendirmesi altında emekçiler yapay zekânın kölesi hâline gelebilir; yapay zekâ toplumsal kutuplaşmayı daha da güçlendirebilir, servetin giderek daha küçük bir kesimin elinde yoğunlaşmasına ve giderek daha fazla insanın işsiz kalarak yoksulluğa sürüklenmesine yol açabilir. Sosyalist sistem ise yapay zekâdan toplumun yararına ve halka hizmet edecek şekilde azami ölçüde yararlanabilir. İnsanlığın yapay zekâyı üretebildiğine ve onu kontrol edebilecek yeteneğe de sahip olduğuna inanıyorum.

IV. “Yapay Zekânın İnsan Düşüncesinin Yerini Bütünüyle Alması ve Robotların İnsanlığı Tamamen Yönetmesi” Bilimsel bir Temele Dayanmamaktadır

Yukarıdaki değerlendirmelere dayanarak şu sonuca varılabilir: Yapay zekâ ile insan düşüncesi arasında özsel bir ayrım bulunmaktadır. İnsan düşüncesinin bilinç faaliyetinin süreci belirli ölçülerde ve kısmen formülleştirilebilir ve maddileştirilebilir; yani bu süreç kısmen soyutlanarak bir dizi sayı ve sembole dönüştürülebilir, bir program hâline getirilerek bilgisayara yüklenebilir ve daha sonra açılıp kapanan anahtarlar, yanıp sönen ve sönük lambalar, yüksek ve düşük elektrik potansiyelleri gibi farklı biçimler aracılığıyla ifade edilebilir. Ancak bu formülleştirme ve maddileştirme süreci insan tarafından tasarlanıp düzenlenmekte ve gerçekleştirilebilmesi için insan bilincinin katılımını gerektirmektedir. Yapay zekâ, düşünmenin bazı işlevlerini makinelere devrederek onların gerçekleştirmesini sağlamaktadır; makinenin kendisinin “düşünmesi” söz konusu değildir. Yapay zekâ hâlâ insanın bir aracıdır; insan zekâsının maddileşmiş biçimi ve insan beyninin bir uzantısıdır. İnsan beyni son derece özgün bir iç yapıya, özsel özelliklere, toplumsal koşullara, hareket yasalarına ve işleyiş mekanizmalarına sahiptir; yapay zekânın sahip olmadığı toplumsallık, tarihsellik, pratiklik, evrimsel gelişim, öznellik, etik ve insaniyet özelliklerini taşır. Yapay zekânın gerçekleştirdiği simülasyon makine düşüncesidir; makine düşüncesi ise insan beyninin düşüncesinin bir simülasyonundan ibarettir. Bu simülasyon giderek daha ileri, daha gelişmiş ve daha yetkin hâle gelecek; bazı bölümlerde veya bazı açılardan, hatta düşünmenin büyük bir bölümünde veya geniş alanlarda insan düşüncesini aşabilecektir. Ancak insan düşüncesiyle bütünüyle aynı değildir ve insan düşüncesinin yerini bütünüyle alamaz. Yapay zekânın gelişimindeki yeni sonuçlardan hareketle “yapay zekâ insan düşüncesinin yerini bütünüyle alacak, robotlar da insanlığı tamamen yönetecek” iddiasında bulunmak bilimsel bir temelden yoksundur.

Tam da yukarıdaki sonucu ortaya koyan bir örnek bulunmaktadır. 参考消息 gazetesinin 11 Mart 2026 tarihli 5. sayısında “Büyük Dil Modelleri mi, ‘Dünya Modelleri’ mi? Yapay Zekâ Teknolojisinin Gelişim Güzergâhları Arasındaki Görüş Ayrılıkları Derinleşiyor” başlıklı bir yazı yayımlanmıştır. Yazı, Fransız Les Échos gazetesinin internet sitesinde 18 Şubat tarihinde Frédéric Filloux imzasıyla yayımlanan “İnsan Zekâsının Ne Olduğu Konusunda Bile Uzlaşı Yok” başlıklı makaleden aktarılmıştır. Söz konusu yazıda aktarıldığı üzere, 19 Aralık 2025 akşamı ABD’nin San Francisco kentinde yapay zekâya yönelik genel coşku küçük bir soğuma yaşadı. Akşam saat altı sularında Mission District’te bir transformatörde aniden yangın çıktı ve 130 bin hanenin elektriği kesildi; yüzlerce trafik ışığı aynı anda söndü. Yollardaki trafik iki farklı dünyaya ayrıldı: İnsanların kullandığı araçlar kavşaklardan büyük ölçüde normal biçimde geçmeye devam ederken, Google’ın bünyesindeki “Waymo” şirketi tarafından işletilen sürücüsüz taksi filosu ise bir anda işlevsiz hâle geldi. Bu haberde ortaya konan durum şu gerçeği göstermektedir: Yapay zekânın nihai olarak insan düşüncesinin yerini alması ve robotların nihai olarak insanlığı yönetmesi güçtür; insan beyninin, insan düşüncesinin, insan bilincinin ve insanın özne olarak sahip olduğu yeteneklerin evrimsel gelişimi için her zaman toplumsal ve zamansal bir alan kalacaktır.(Bu makale, yazarın 24 Nisan 2026 tarihinde Zhejiang eyaletinin Hangzhou kentine bağlı Jiande’de düzenlenen “Yapay Zekâ Üzerine Felsefi Düşünceler” sempozyumunda yaptığı konuşmanın ve 5 Temmuz 2026 tarihinde Liaoning eyaletinin Dalian kentinde düzenlenen Çin Diyalektik Materyalizm Araştırmaları Derneği ile “Xi Jinping’in Kültür Düşüncesinin Felsefi Temelleri” başlıklı teorik sempozyumda sunduğu ana konuşmanın ses kayıtlarından derlenerek hazırlanmıştır. Makale ilk olarak Marksist Felsefe dergisinin 2026 yı

Paylaş
Paylaş: