Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi tarafından 18-19 Temmuz 2026 günlerinde Ankara’da düzenlenen Büyük Savaşı Önleyecek İttifak başlıklı konferansta, DÜNYA-MER başkanı Prof. Dr. Semih Koray tarafından yapılan açılış konuşmasını yayınlıyoruz.
Saygıdeğer Konuklar,
Değerli Katılımcılar,
Hanımefendiler, Beyefendiler,
Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi adına “Büyük Savaşı Önleyecek İttifak” toplantımıza hoş geldiniz der, sizleri en içten saygılarımızla selamlarım.
Toplantımız 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da toplanan NATO Zirvesine karşı bir Avrasya Zirvesini temsil etmektedir. Bugün Büyük Savaş çıkarsa, bu savaş hegemonya peşindeki ABD’nin Atlantik Sistemi’nin geri kalanını yedeğine alarak, dünün Mazlum, bugünün Hızla Gelişmekte Olan Dünyasına karşı açacağı bir savaş olacaktır. Toplantımız bu savaşı önleyecek gücü yaratmanın yollarını belirlemeyi amaçlamaktadır.
Sovyetler Birliği’nin dağılması, ABD hegemonyasının önünü açtı. NATO, işlevini yitirerek sönümlenmek yerine, Doğu’ya doğru kuruluşundan bu yana en hızlı genişlemesini yaşadı. Çünkü NATO bir savunma paktı değil, ABD’nin hegemonya örgütüydü. Üstelik ABD, NATO aracılığıyla kendi dışındaki Atlantik Sistemi ülkeleri üstüne de hegemonya kurmaktaydı. Onuniçin NATO 1.0, NATO 2.0, NATO 3.0 sınıflamasının değişmezi, ABD’nin hegemonya amacıdır; değişen ise dünyanın kendisidir. ABD’nin hegemonya örgütünün mimarisinde değişiklik yapma ihtiyacı dünyada yaşanan hızlı değişimden kaynaklanmaktadır.
ABD’nin 21. yüzyılı “Amerikan Yüzyılı” yapma hayali çok kısa sürede çöktü. Amerika, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla önünde hiçbir ciddi engelin kalmadığını sandı. Çünkü ABD’nin denkleminde Gelişen Mazlum Dünya’nın milli devletlerinin gücü yer almamaktaydı. Oysa bugün üretim gücünün, ama yalnızca ekonomide değil bilimde, teknolojide, kültürde -kısacası hayatın bütün alanlarında- YAPIM GÜCÜNÜN ağırlık merkezi Batı’dan Doğu’nun, Kuzey’den Güney’in eline geçmiştir. Dünyayı yeniden çok kutuplu hale getiren hız kaybetmeden devam eden bu süreçtir.
Çok kutupluluk, hegemonya emellerinin önünü tıkadı. Günümüzde ABD, Atlantik Sistemi ve NATO içinde yaşanmakta olan derin yarılmaların temel nedeni, bu tıkanmadır. ABD içinde yeniden dünyanın hakimi haline gelmek için arayış çok, ama buluş azdır.
26-27 Haziran tarihlerinde DÜNYA-MER olarak İstanbul’da düzenlediğimiz “Dünya Güvenliği ve NATO” toplantısının sonuç bildirgesinde “Ankara Zirvesinin NATO’nun son zirvesini oluşturmasının şaşırtıcı olmayacağı ve ABD’nin NATO’yu hegemonya amacına daha etkin hizmet edecek biçimde yeniden düzenleme çabasının dünya güvenliğine yönelik en önemli tehdit olduğu” ifade edilmektedir.
Bunlar nesnel saptamalardır. Çok kutupluluğun yanı sıra, ABD’nin son 25 yılda düzenlediği saldırılarda art arda uğradığı başarısızlıklar, Atlantik Sisteminin dayanaklarında derin çatlak ve yarılmalara yol açmıştır. Bugün Rusya Federasyonu, Ukrayna’da NATO’nun bütün güçlerini seferber ederek oluşturduğu yığınağa karşı insanlığın ön cephesinde başarılı bir savaş vermektedir. İran’ın her kademeden şehitler vererek ABD-İsrail saldırılarına karşı kazandığı başarılar, Amerika’nın yıkım gücünün amacına ulaşamayacağını kanıtlamıştır ve kanıtlamaya devam etmektedir. ABD, savurduğu bütün tehditlere karşın Avrupalı ortaklarına artık istediği gibi söz geçirememektedir.
Atlantiğin taşıyıcı kolonlarında oluşan yarılma ve çatlaklar çok derindir. Ankara’daki NATO Zirvesi’nin işlevi, bu kolonları gerçekten güçlendirmek yerine, sıvayla makyaj yapıp çatlak ve yarıkların üstünü örtme çabası olmuştur.
Türkiye’deki Ak Parti iktidarının Rusya ve İran’ı hedef tahtasına koyan NATO Zirvesi Sonuç Bildirgesini imzalaması kuşkusuz önemli bir zaafı yansıtmaktadır.Dünya-MER olarak bu zaafa Zirve öncesi yaptığımız “Dünya Güvenliği ve NATO” toplantısında şunları söyleyerek dikkat çekmiştik:
“NATO’da yaşanan dağılma ve zayıflamanın bu örgüt içinde Türkiye’nin önünü açarak ona yeni fırsatlar sunduğu görüşü son derece büyük bir yanılgıdır. Çökmekte olan bir örgütte daha fazla pay sahibi olmak, o çöküşün yükünden daha büyük bir payı üstlenmekten başka bir sonuç vermez.”
Ak Parti iktidarının bu zaafı, kesinlikle Türkiye’nin NATO konusundaki nihaî konumunu temsil etmemektedir. NATO Zirvesinin sonuç bildirgesinde Rusya ve İran hedef tahtasına konmaktadır. Türkiye’ye yönelik tehditlerin kaynağı ne Rusya, ne de İran’dır. Güvenlik tehdidi doğrudan ABD ve NATO’nun kendisinden gelmektedir. Ege ve Doğu Akdeniz’deki NATO üslerinin namluları Türkiye’ye dönüktür. ABD açısından Doğu Akdeniz’deki stratejik ittifak, Türkiye’yi içeren değil, hedef alan ABD, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki ittifaktır. ABD, Karadeniz’i bir NATO Gölüne çevirmeyi hayal etmektedir. Bunun amacı Rusya’yı Güneyden kuşatmak olduğu kadar, Türkiye’yi de Kuzeyden kuşatmaktır.
NATO’nun ülkemizdeki sicili kirlidir. Karşıdevrimci darbeler, kışkırtılmış kanlı çatışmalar, ayrılıkçı terör, Türk Ordusunu ve Vatan Partisini hedef alan Ergenekon tertibi ve son olarak 15 Temmuz 2015’te ordu, devlet ve halk tarafından birlikte ezilmiş olan FETÖcü darbe girişimi, NATO’nun Türkiye gladyosunun yıkıcı faaliyetleridir. Bu gerçeklik, Türk Devleti içinde de güçlü bir karşılık bulmaktadır. Onun için önümüzdeki dönemde Türkiye’ye damgasını vuracak olan süreç, ABD ve NATO’ya teslimiyet değil, devlet aygıtını da kapsayacak biçimde ülkenin bağımsızlığı için NATO karşıtlığı ile NATOculuk arasındaki mücadelenin yükselişi olacaktır.
Türkiye yalnızca güvenlik açısından değil başta ekonomi olmak üzere bilim, teknoloji, sanat, ahlak, kültür -kısaca bir uygarlığın yapıyaşlarını oluşturan bütün alanlarda- Atlantik Sisteminde boğulmaktadır. Atlantik Sistemi’nin çöküş süreci yapısal niteliktedir. Oysa Türkiye yapısal olarak her alanda önemli bir gizilgüce sahiptir. Bu gizilgücün maddi bir gerçekliğe dönüşmesi için gerekli koşulları sağlayacak coğrafya Atlantik değil, Avrasya’dır. Bu nesnel zorunluluğun Türkiye üstündeki etkisinin giderek ve hızla daha da güçleneceğini öngörmek hem gerçekçi, hem de önemlidir.
20. yüzyılda emperyalist sistemden kaynaklanan yeniden paylaşım savaşlarını önlemek mümkün olmadı. İnsanlık, tarihte eşi görülmemiş ölçüde büyük kayıplara yol açan bu savaşlardan büyük devrimlerle çıktı. En başta Rus, Türk ve Çin Devrimleri insanlığın geniş kesimlerini emperyalist hegemonya alanının dışına çıkardılar. Bugün İran’ın ABD-İsrail saldırısına karşı direnişinin başarısında Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti ile olan işbirliğinin önemli bir katkısı da söz konusudur. ABD ve NATO’nun salt bir yıkım gücüne dönüşmüş olmasına karşın, hiçbir güç kazanamayacağı baştan belli olan bir savaşı çıkaramaz. Üstelik savaşın sonucunu tayin eden tek başına kimin ne kadar ve hangi tür silahlara sahip olduğu değildir. Onun için bugün Büyük Savaşı önlemek mümkündür. Avrasya Cephesinde oluşturulacak ve pekiştirilecek stratejik bir ittifak dünya güvenliğine yönelik saldırıları caydırma gücüne sahiptir. Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakı böyle bir birlikteliğin belkemiğini oluşturmaya adaydır. Bu dört ülkenin oluşturacağı eksen, başka bölgesel işbirliklerinin oluşumu açısından da bir dayanak işlevi görecektir. Daha da ötede dünya güvenliği, Atlantik Sistemi ülkeleri ve halkları açısından da önem taşımaktadır. Söz konusu eksen İnsanlık Cephesinin de çekirdeğini oluşturacaktır. Bugün Trump NATO’dan çıkarsa, bu yalnızca NATO’nun artık bir hegemonya aracı olarak kendine yüklenen işlevi göremez hale geldiğinin göstergesi olur. Ama Türkiye NATO’dan çıkarsa, dünya değişir. Bu, dünya çapında Büyük Savaşa karşı Büyük İttifakın, bir İnsanlık Cephesi’nin kuruluşuna hız ve güç katan yeniden saflaşmayı tetikler.
Bugün insanlık Asya’dan yükselen yeni bir medeniyetin doğum sancılarını yaşamaktadır. Tarih boyunca medeniyetler insanın yapım gizilgücünü açığa çıkarma ve bunu ortak geleceğin inşasına yönlendirme yetileriyle varolmuşlardır. Onun için Büyük Savaşa Karşı İttifak bütün insanlığın kaderini belirleyecek bir olgudur. Biz DÜNYA-MER olarak bu önemli toplantının ötesinde de kalıcı işbirliklerini kurmak ve geliştirmek için üstümüze düşen görevleri yerine getirmeye hazırız.
Sözlerime bu toplantıya katılarak insanlık davasına katkıda bulunan bütün konuşmacılarımıza şükran ve saygılarımızı yeniden ifade ederek son veririm.



