1. Dünyada yaygın basının gelişmeye başladığı dönemden itibaren, Türkiye’de ise Tanzimat döneminden başlayarak aydın kavramı ile gazeteci kavramı önemli ölçüde özdeşleşmişti. Basın, entelektüel dünyanın gelişmesinde önemli rol oynadı. Günümüzde gazeteciliğin entelektüel yaşamı aynı ölçüde besleyebildiğini düşünüyor musunuz?
NY: Tabii ki düşünmüyorum. Bunun günümüze dair nedenleri var ama işaret ettiğiniz döneme dair de nedenleri var. İşaret ettiğiniz dönemde okur yazar oranı yüzde 10’a bile ulaşmıyordu. Gazeteciler sadece gazetecilik yapmaktan öte işlev de edinmişlerdi, toplumu aydınlatmak, rehberlik etmek vs. “Aydın olmak”, toplumu geliştirmek ve yön göstermek anlamındaydı. Dönemin köşe yazarları aynı zamanda siyasal düşünce tartışmaları da açarlardı.
Günümüzde gazeteciliğin böyle bir işlevinden söz edemeyiz. Entelektüel yaşam, zihinsel üretim sürecini kapsar. Gazeteciler zihinsel üretim yapması gereken kişiler değil, olmamalı da zaten. Gazeteci haberle haşır neşir olan kişidir. Bakış açısı “ne oldu” sorusunu içerir. Köşe yazarlarını bir ölçüde ayrı tutsak da günümüzde onlar da haber odaklı yazmaya yöneldiler. Entelektüel için haber sadece bir veri olabilir ve “neden oldu” ya da “ne olması gerekirdi” sorularına yanıt arar. Entelektüel bir gazeteci olabilir mi, elbette olabilir, sayıları az da olsa varlar. Sadece kavramları doğru yerleştirmek gerek.
2. Görsel basın ve sosyal medya sayesinde gazetecilerin bilinirliği, takip edilmesi ve toplumu yönlendirme gücünün geçmişe göre arttığını söyleyebilir miyiz?
NY: Gazetecilerin görsel basın ve sosyal medya sayesinde bilinirliği ve takip edilmesinin arttığını elbette söyleyebiliriz ancak bu, yönlendirme gücünün, sanırım etkileme gücünden söz ediyorsunuz, arttığı anlamına gelmez. Bunun pek çok parametresi var. Görsel basın ve sosyal medya “gösteri”den beslenir. Etkileme gücü ise güven duygusundan. Bir de “etki”, “etkileme” kavramı epeyce yamultulmuş durumda. Çünkü etkiden söz edebilmeniz için kanıta dayanmak zorundasınız. Bir kişi X şeklinde davranırken ya da davranacakken onu Y şeklinde davranmaya, düşünmeye yönlendirmektir etki. İşin içine bir de benzerlerin benzerleri izleyip takip ettiğini düşündüğünüzde durum çetrefilleşiyor.
Gazetecilerin tanınırlığının yükselmesi haber ve gerçeğin topluma daha güçlü aktarılmasını sağlayabiliyor mu?
NY: Karşınızda toplum diye tek bir yapı olduğunu varsaymak bence tartışmalı bir durum. Neo-liberal dayatmalarla parçalı bir yapıya dönüştü toplum. Bauman’ın çok sevdiğim bir toplum tanımı var: “Banknot bozdurulmuş, elimizde bir avuç bozuk para kalmıştır.” Ortak bağlarla örülmüş toplum çözülünce, geriye tek tek insanlar kalır. İnsan sadece kendisiyle ve kendi hazları, ihtiyaçlarıyla ilgilenir. Maalesef bu işin bir yanı. Diğer yanı ise, “gerçek” kavramının bozulması. Artık bir haber, gerçeklikten ne kadar uzaklaşmışsa o kadar ilgi görüyor günümüzde. Anlaşılması zor bir cümle kurduğumun farkındayım.
3. Dünya ve Türkiye, 1980’li yıllardan itibaren büyük değişimler yaşadı. Bu dönüşüm Türkiye’de basını ve gazeteci karakterini nasıl etkiledi?
NY: Basını haber kavramını, gazetecilik işini ve basın etiğini yerle bir edecek biçimde dönüştürdü. Bu konuda ciltlerce kitap yazılabilir, yazıldı da. En önemlisi basın finansman kaynağı değişti. Okur ve izleyiciden finansmanın yerini iş dünyası aldı. Bu da her şeyi değiştirdi zaten. Haberle haberci, gazeteci arasındaki mesafe kapandı. Gazetecilik, pazarlamanın aracı oldu. Haberle aradaki mesafe kapanınca etik de zarar gördü. Neyin haber olduğuna, nasıl haberleşeceğine karar verilirken politik, ekonomik (çıkarcı) ilişki ağları devreye girdi. Bütün gazeteciler için genellemeyelim ama sektör için rahatlıkla genelleyebiliriz.
4. Dijitalleşme, basının geleceğini ve gazetecilerin mesleki faaliyeti ile gerçekle kurduğu ilişkiyi nasıl dönüştürüyor? Gazetecilerin düşünce dünyasındaki konumu nasıl etkileniyor?
NY: Dijitalleşme söz konusu olunca birinci sıraya gazetecinin düşünce dünyasındaki konumunu değil, kendisini dijitalde nasıl konumladığı konuyor maalesef. Gerçeği halka ulaştırma çabasının yerini, gerçeği nasıl izlenir, tıklanır kılabilirim kaygısı alıyor. Bu kaygı ise algoritmanın seveceği gazeteci üslubu diye bir şeyi ortaya çıkarıyor. Daha üst perdeden, daha ayrıştırıcı, yarıştırıcı, köpürtücü bir üslupla karşılaşıyoruz. İşin içine “daha” pekiştiricisi girdiğinde de “gerçek”le ilişkiden değil de Baudrillard’ın ifadesiyle “gerçekmiş gibi” bir şeyden söz edebiliriz. Gazeteci haberi bulup, yazıp ulaştıran değil, haberin şovunu yapan kişiye dönüşüyor. Böyle bir ortamda haberi aramak, gerçeği bulmak klasik ifadeyle samanlıkta iğne aramaktan çok daha zor hale geldi. Hep negatif ve olumsuzluktan söz ediyorum farkındasınız… İyi yanını da söyleyeyim o zaman, haberciliği doğru yapan, güvenilir kaynakların da önemi arttı.
5. Basın aynı zamanda bir reklam ve pazarlama aracı. Reklam-pazarlama-basın üçgeni gazeteciliği nasıl etkiliyor?
NY: Önceki sorularda cevabını verdiğim gibi, piyasa ilişkileri piyasa gazeteciliğini getiriyor. Bir yandan haber satılan bir ürüne dönüşüyor, bir yandan o ürünün arasına da reklamı yapılan ürünler yerleştiriliyor. Gazeteci haberin önüne geçiyor, bir tür ilişki pazarlamacısına dönüşüyor.
Ama buradaki en vahim durumlardan biri, reklam bütçelerinin geleneksel basından dijitale kayması. Bu durumu düzenleyici önlemler alınmadığı sürece geleneksel basının, yani gazete, dergi, televizyon ve hatta radyonun hayatta kalması zorlaşıyor. Patronlar finansmanda zorlanıyor ya da finanse etmek istemiyor. İşten çıkarmalar, küçülmeler başlıyor. Dijitale kayan reklam bütçeleri de son kertede tekno-milyarderlerin servetini büyütüyor.



