Yazar Hakkında: Doç. Dr. Li Jing, Wuhan Üniversitesi Marksist Teori ve İdeolojik-Siyasi Eğitim alanında doktora derecesine sahip olup halen Wuhan Tekstil Üniversitesi’nde doçent olarak görev yapmaktadır. Marksist teori ve ideolojik-siyasi eğitim alanlarında çalışmalar yürüten yazar, çok sayıda akademik makale yayımlamış ve çeşitli ulusal sosyal bilimler projelerinde yer almıştır.
Öz: Son yıllarda yapay zekâ hızla gelişmekte ve bazı insanların gelecekteki topluma ilişkin sınırsız hayaller kurmasına yol açmaktadır. Bunlar arasında, yapay zekâ teknolojisinin gelişmesiyle birlikte komünizmin kendiliğinden gerçekleşeceğini ileri süren görüşler de bulunmaktadır. Bu tür söylemler, bu çalışmada kısaca “Yapay Zekâ Komünizmi” miti olarak adlandırılmaktadır. Gerçekte ise yapay zekâ teknolojisinin gerçek bir üretici güç hâline gelmesi ve toplumsal üretici güçlerin sürekli gelişimini desteklemesi, belirli bir toplumsal biçim, yani üretim ilişkileri aracılığıyla gerçekleşmek zorundadır. Üretim ilişkilerini bir kenara bırakarak teknoloji uygulamasından ve üretici güçlerin gelişiminden söz etmek gerçeklikten kopuk bir yaklaşımdır. Kapitalist üretim ilişkileri altında, yapay zekâ teknolojisinin gelişmesiyle ortaya çıkan üretici güçlerin gelecekte komünizmin gerçekleştirilmesine yapabileceği katkı, yalnızca nesnel olarak belirli bir maddi ve teknik temel sağlamak ve mülkiyet ilişkilerini dönüştürebilecek devrimci bir güç oluşturmakla sınırlıdır. Yapay zekâ teknolojisi ancak sosyalist sistem altında komünizmin gerçekleştirilmesine gerçek anlamda sınırsız imkânlar sunabilir. “Yapay Zekâ Komünizmi” miti, Batı’daki “burjuva sosyalizminin” yeni tarihsel koşullar altındaki bir varyantıdır. Bunun özü, teknolojik düşünce akımını görünüş biçimi olarak kullanan ve finansal emperyalizmden dijital emperyalizme geçişe hizmet eden bir burjuva ideolojisi olmasıdır. Bu mit, burjuvazinin finansal emperyalizm altında giderek ağırlaşan sınıfsal ve toplumsal çelişkileri örtbas etme ve emekçi halkın yarattığı artı değeri sömürmeye devam edebilmek amacıyla kurguladığı bir “güzel yalan” niteliğindedir. Günümüz dünyasında sosyalizm ile kapitalizmin uzun süre bir arada var olduğu koşullar altında, Çin’e özgü sosyalizme kararlılıkla bağlı kalmak ve onu geliştirmek, Çin tarzı modernleşme aracılığıyla Çin ulusunun büyük yeniden canlanmasını gerçekleştiren somut gerçekleri ortaya koymak gerekmektedir. Böylece yapay zekâ teknolojisinin uygulanması için kurumsal güvence, maddi temel, değer yönlendirmesi ve entelektüel destek sağlanmalı ve Batı’nın “Yapay Zekâ Komünizmi” miti kırılmalıdır.
Anahtar Kelimeler: “Yapay Zekâ Komünizmi”; çağdaş kapitalizm; dijital emperyalizm; Batı solu; burjuva sosyalizmi
Son yıllarda ChatGPT, DeepSeek ve Sora gibi yapay zekâ büyük modellerinin geliştirilmesi ve uygulanması insanların dikkatini çeken başlıca konulardan biri hâline gelmiştir. “Sohbet edebilme”, “akıl yürütebilme” ve hatta “görevleri bağımsız olarak yerine getirebilme” gibi çığır açıcı teknolojik yeteneklere sahip olan bu yapay zekâ sistemlerinin hızla gelişmesi, bazı insanların gelecekteki topluma ilişkin sınırsız hayaller kurmasına yol açmıştır. Örneğin, “dijital teknoloji devrimi bağlamında sosyalist teori sürekli olarak yenilenmektedir”; Batı’da “dijital teknolojinin gelişimini temel alan çeşitli sosyalist düşünce akımları, örneğin siber komünizm (sosyalizm), iletişimsel sosyalizm, platform sosyalizmi ve Kevin Kelly’nin dar anlamda ‘dijital sosyalizm’ olarak adlandırdığı teori türleri” ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra, “dijital teknolojinin ‘özgürleştirici iletişim pratikleri’ sayesinde” Batı ülkelerindeki proletaryanın mücadeleleri içerisinde “sosyalizm gelecektir” sloganı ortaya çıkmaya başlamış; bazı sol partiler de programlarına sosyalizme ilişkin unsurlar ve söylemler eklemiştir. Hatta ABD teknoloji dünyasının önde gelen isimlerinden Elon Reeve Musk, dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak ile gerçekleştirdiği bir görüşmede, robotların bütün işleri yaptığı ve muazzam bir servet yarattığı durumda bunun hükümet aracılığıyla dağıtılabileceğini ve böylece “herkesin temel gelire sahip olması yerine, herkesin yüksek gelire sahip olacağını” ifade etmiştir. Bu tür görüşler, bazı insanların yapay zekâdaki yüksek teknoloji gelişimi sayesinde insan toplumunun komünizme geçebileceği yönündeki hayallerini daha da güçlendirmiştir. Bu hayallerin tümü genel olarak, toplumsal sistemi bir kenara bırakarak, komünizmin gerçekleşmesine ilişkin umudu yalnızca modern yapay zekâya dayalı yüksek teknolojik üretici güçlere bağlamakta; üretim ilişkilerinden ve komünizmin gerçekleştirilmesi sürecinde proletaryanın teorik bilinçliliği ile devrimci eylemin rolünden ise hiç söz etmemektedir. Bu çalışma, şimdilik bu tür söylemleri “Yapay Zekâ Komünizmi” miti olarak adlandırmaktadır. Bunun kökeni ve özü, Marx’ın Komünist Manifesto’da eleştirdiği “burjuva sosyalizminin”, modern yapay zekâ teknolojisi koşullarındaki yeniden biçimlenmiş hâlidir. Çin tarzı modernleşme yoluyla Çin ulusunun büyük yeniden canlanmasının gerçekleştirilmesinin kritik bir döneminde bulunulan günümüzde, henüz ortaya çıkış aşamasındaki bu hatalı siyasi düşünce akımının erken dönemde açığa çıkarılması ve eleştirilmesi, doğru ilkelerin yeniden tesis edilmesi açısından son derece gereklidir. Bu yaklaşım, yeni dönemde ve yeni tarihsel yolculukta reform ve dışa açılma sürecinin doğru istikamet doğrultusunda ilerlemesini güvence altına almak bakımından büyük önem taşımaktadır.
I. Batı “Yapay Zekâ Komünizmi” Mitinin Gerçek Dışılığının Analizi
Batı’daki “Yapay Zekâ Komünizmi” mitinin savunduğu temel görüş, bilim ve teknolojinin sürekli ilerlemesi ve toplumsal üretici güçlerin gelişmesine yönelik katkısının sürekli olarak ortaya çıkması hâlinde, kapitalist sistem altında dahi kendiliğinden komünizme geçilebileceğidir. Bu görüş, biçimi değiştirilmiş şekilde burjuva düşünürlerin ve oportünistlerin eski söylemlerinin tekrarlanmasından ibarettir. Söz konusu görüşün saçmalığı ve gerçek dışılığı açıkça ortadadır.
Birincisi, yapay zekâ teknolojisinin gerçek bir üretici güç hâline gelmesi ve toplumsal üretici güçlerin sürekli gelişimini sağlaması, belirli bir toplumsal biçimden, yani üretim ilişkilerinden geçmesini gerektirir. Üretim ilişkilerini bir kenara bırakarak teknoloji uygulamasından ve üretici güçlerin gelişiminden söz etmek gerçek dışıdır. Marksizm, üretici gücü, insanın üretim pratiği içerisinde oluşan doğayı kullanma ve dönüştürme yeteneği olarak görür. Üretici güçler, insanın üretici emeğinin gelişmesi ve ilerlemesiyle sürekli olarak yükselir ve insan toplumunun toplumsal biçimlerinin daha alt düzeylerden daha üst düzeylere doğru gelişmesini sağlar. Bilim ve teknoloji; insanlığın üretici güçlerinin geliştirilmesi, üretim biçimlerinin yenilenmesi, toplumsal maddi zenginliğin artırılması ve toplumsal uygarlık biçimlerinin değişmesi gibi alanlarda büyük bir rol oynamaktadır. Bu nedenle Marx, bilimi “tarihin güçlü bir kaldıracı” ve “en yüksek anlamıyla devrimci bir güç” olarak nitelendirmiştir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, Marx’ın bilimi ve teknolojiyi üretici güçler kategorisine dâhil etmesinin, onu üretici güçlerin diğer unsurları olan insan, emek araçları ve emek nesneleriyle aynı düzeyde ve maddi üretimin toplumsal biçimlerinden bağımsız, yalıtılmış biçimde işleyen bir güç olarak gördüğü anlamına gelmemesidir. Burada kastedilen, bilim ve teknolojinin ancak “sanayi aracılığıyla giderek pratik olarak insan yaşamına girmesi, insan yaşamını dönüştürmesi ve insanın özgürleşmesine hazırlanması” koşulunda toplumsal üretici güce dönüşebileceğidir. Dolayısıyla bilim ve teknoloji ne ölçüde gelişmiş olursa olsun, belirli üretim ilişkileri onun ayrılamaz ve zorunlu toplumsal biçimidir. Günümüzdeki en ileri bilim ve teknoloji örneklerinden biri olan yapay zekâ açısından da onu üretici güce dönüştüren toplumsal biçimler yalnızca iki tür olabilir: sosyalist üretim ilişkileri veya kapitalist üretim ilişkileri. Sosyalist üretim ilişkileri altında yapay zekâ teknolojisi, maddi üretim ve manevi üretim gerçekleştiren geniş emekçi kitlelere ait olur ve onların hizmetinde kullanılır; kapitalist üretim ilişkileri altında ise yapay zekâ teknolojisi, maddi ve manevi üreticilerin artı emeğini sömüren az sayıdaki sömürücünün mülkiyetindedir ve onların hizmetine sunulur. Bu nedenle bu iki somut üretim ilişkisini, özellikle de mülkiyet ilişkilerini, yani gerçek yaşamda yapay zekâ teknolojisinin kime ait olduğu ve kimin hizmetinde bulunduğu temel sorununu bir kenara bırakarak, yapay zekâ teknolojisinin gelişiminin üretici güçlere ve hatta komünizmin gerçekleştirilmesine sağlayacağı katkı hakkında soyut biçimde konuşmak, yalnızca bir yalan ve gerçekdışı bir hayal olabilir.
İkincisi, kapitalist üretim ilişkileri altında yapay zekâ teknolojisinin gelişmesiyle ortaya çıkan üretici güçlerin gelecekte komünizmin gerçekleştirilmesine katkısı, yalnızca nesnel olarak belirli bir maddi-teknik temel sağlamak ve mülkiyet ilişkilerini dönüştürecek devrimci bir güç oluşturmakla sınırlıdır. Daha kapitalist sanayileşme döneminin başlarında Marx, bilim ve teknolojinin kapitalist üretim ilişkileri içerisindeki uygulanmasını, yani makineye dayalı büyük sanayinin toplumsal gelişmeye katkısını kapsamlı ve ayrıntılı biçimde incelemiştir. Marx, makinelerin kapitalist kullanımının “üretim sürecinin maddi koşullarını ve toplumsal bileşimini olgunlaştırırken, aynı zamanda üretim sürecinin kapitalist biçiminin çelişkilerini ve karşıtlıklarını da olgunlaştırdığını; böylece yeni toplumun oluşum unsurlarını ve eski toplumun dönüşüm unsurlarını da olgunlaştırdığını” belirtmiş ve “kapitalist özel mülkiyetin ölüm çanı çalmak üzeredir. Mülksüzleştirenler mülksüzleştirilecektir” sonucuna varmıştır. Bu durum, kapitalist sanayileşme döneminde bilim ve teknolojinin kapitalist kullanımının bir yandan toplumsal maddi zenginliğin artmasını sağladığını ve nesnel olarak gelecekteki toplum için belirli bir maddi temel biriktirdiğini; diğer yandan ise sermaye ile emek arasındaki karşıtlığı sürekli olarak derinleştirdiğini ve kapitalizmin mezar kazıcısını yarattığını göstermektedir.
Kapitalizmin bilim ve teknolojiye, üretim araçlarına ve kendi toplumsal yapısına yönelik sürekli düzenlemeleriyle birlikte yapay zekâ, insan zekâsını taklit eden, genişleten ve geliştiren yeni bir bilim dalı olarak kapitalizmi sanayileşme ve enformasyon çağından akıllılaşma çağına taşımaktadır. Akıllı teknolojilerin hızlı gelişimi, insanlığın üretici güçlerinin düzeyini hayal edilemeyecek ölçüde ileriye taşımıştır. Akıllı toplum çağında kapitalizm de birçok yeni değişim geçirmiştir. Örneğin “enformasyon sermayesi”, “dijital sermaye”, “algoritmik sermaye” ve “platform sermayesi” gibi yeni tür akıllı sermaye biçimleri ortaya çıkmış; akıllı teknolojiler sermayenin işleyişine giderek daha fazla nüfuz ederek sermayenin organik bileşimini zenginleştirmiş ve “akıllı sermayeleşme” sürecini meydana getirmiştir. Bunun yanında, enformasyon ve veriler üzerinde tekel kuran ve algoritmaları kontrol eden bir grup dev akıllı teknoloji şirketi ile akıllı teknoloji sermayesinin ayrıcalıklı kesimleri ortaya çıkmış; “sayısal-akıllı emek” gibi yeni emek biçimleri oluşmuştur. Ancak ne olursa olsun, bu değişimler nihayetinde teknolojinin kapitalist uygulanması sonucunda ortaya çıkan yeni sermaye ve yeni emek biçimlerine aittir. Hatta yapay zekânın ortaya çıkışı dahi, üretim ilişkilerine dokunmaksızın ekonomik krizleri hafifletmek, göreli artı değeri daha fazla elde etmek ve sermayenin büyümesini gerçekleştirmek amacıyla kapitalizmin gerçekleştirdiği üretim teknolojisi yükseltmesinin ve dönüşümünün bir sonucudur. Bu durum, sermayenin kendi büyümesini gerçekleştirmek amacıyla gerekli emek zamanını mümkün olan en yüksek ölçüde azaltmasının bir yansımasıdır. Yapay zekâ da nihayetinde yalnızca en gelişmiş “emek koşulu” olarak varlığını sürdürmektedir.
Kapitalist sistem altında yapay zekânın hızlı gelişmesi, sermaye ile emek arasındaki karşıtlığı değiştirmemiştir. Bunun özü, Marx’ın ele aldığı kapitalist büyük makine sanayisinden farklı değildir. Yapay zekânın kapitalist uygulanmasının ortaya çıkardığı toplumsal çelişkiler de makinelerin kapitalist uygulanmasının yarattığı çelişkilerle büyük ölçüde aynıdır. Bunlar hâlâ üretimin toplumsallaşması ile üretim araçlarının kapitalist özel mülkiyeti arasındaki çelişkide somutlaşmaktadır. Sermaye ile emek arasındaki bu çelişki, aynı zamanda bilim ve teknoloji ile emek arasındaki karşıtlığı da daha da derinleştirmektedir. Örneğin yapay zekâ teknolojisinin gelişimi, kendi başına ele alındığında insanların bilgi miktarını ve tercih olanaklarını artırabilir. Ancak kapitalist özel mülkiyet koşullarında uygulandığında, insanları kolaylıkla bilgi ve enformasyon “yankı odalarına” hapsedebilir. Akıllı teknoloji kendi başına insanları daha bilgili ve daha yetkin hâle getirebilecek bir potansiyele sahipken, kapitalist özel mülkiyet koşullarındaki uygulaması giderek daha fazla emekçinin bilişsel ve anlama kapasitesinin farkında olmadan gerilemesine yol açmaktadır.
Kapitalist, sermayenin kişileşmiş hâlidir. Kapitalizmin akıllılaşma çağında yaratılan servet, yalnızca akıllı teknolojiler üzerindeki tekel gücünü elinde bulunduran az sayıdaki dev teknoloji şirketinin ve kapitalistin mülkiyetindedir; insanların çoğunluğu ise akıllı teknolojilerin yarattığı devasa serveti paylaşma hakkından yoksundur. Akıllı sermayeye canlı emek sağlayabilen insanların elde ettiği gelirin küçük bir bölümü önceki döneme kıyasla görünüşte artmış olabilir; ancak bu artış, tekelci kapitalistlerin hızla büyüyen devasa servetiyle karşılaştırıldığında önemsizdir ve yalnızca emek gücünün yeniden üretimini sürdürmeye hizmet etmektedir. Kapitalist koşullar altında, akıllı teknolojilerin sürekli gelişmesiyle birlikte emekçinin sahip olduğu özgürlük, yalnızca hangi biçimde sömürüleceğini seçme özgürlüğüne indirgenmektedir. Akıllı teknoloji becerilerini kaybeden veya akıllı teknolojilere “yararlı veri” sağlayamayan emekçiler ise sermayenin mantığı içerisinde nihayetinde yaşam değerini ve onurunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Yukarıdaki analiz, yapay zekâ teknolojisinin kapitalist uygulanmasının sermaye ile emek arasındaki karşıtlığın derinleşmesine ve toplumdaki zengin-yoksul ayrımının büyümesine eşlik ettiğini; burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişkinin giderek daha keskin hâle geleceğini göstermektedir. Eğer proletarya Marksist teorinin rehberliğinde bilinçli bir biçimde örgütlenmez ve üretici güçlerin önünde bir kabuk oluşturan kapitalist üretim ilişkilerini yıkmazsa, yapay zekâ ne ölçüde gelişirse gelişsin komünizmin kendiliğinden gerçekleşmesine yol açmayacaktır.
Üçüncüsü, yapay zekâ teknolojisinin kapitalist uygulanması sermaye değerinin büyümesinin kaynağı olamaz; yapay zekânın yarattığı servetin paylaşılması yoluyla komünizme ulaşılabileceği iddiası ise tamamen bir yalandır.
İlk olarak, ileri düzey yapay zekânın kapitalist kullanımı artı değer üretemez. ChatGPT, DeepSeek ve Sora gibi üretken yapay zekâ büyük modelleri, insanın özsel güçlerinin nesnelleştirilmesine dayanan makine öğrenimi modelleridir ve insanın yaratıcı düşüncesinin insan dışındaki bir biçimde ortaya konulması olarak, özünde nesnelleştirilmiş sayısal-akıllı emektir. Dolayısıyla yapay zekâ hâlâ bir makinedir; yalnızca son derece yüksek düzeyde akıllılaşmış bir makinedir. Yapay zekâ ne ölçüde gelişirse gelişsin, onun insan benzeri düşünme biçimi ve programları insanlar tarafından önceden tasarlanmıştır. Yapay zekânın kendisine ait yenilikçi bir düşüncesi veya yaratıcı ürünü bulunmamaktadır. Sayısal-akıllı üretimin sözde “kendini katlama etkisi” büyük modelin kendisinde bulunan bir özellik değildir; bireylerin amaçlı olarak sayısal-akıllı emeğin nesnelleştirilmesinden yararlanması yoluyla gerçekleştirilir. Akıllı robotların kendisi, insanın nesnelleştirilmiş emeğinin tarihsel gelişiminin ürünüdür. Yapay zekâ yalnızca emekçiler tarafından yaratılmış olan değeri yeni veri metalarına aktarır; emekçilerin ona aktardığı değerin ötesinde yeni bir değer yaratmaz. Bu nedenle yapay zekâ, emekçinin yerini alarak artı değerin yeni kaynağı hâline gelemez; kapitalizm de “emekçileri sömürmenin” yerine “robotları sömürmeyi” koyamaz.
İkinci olarak, yapay zekânın kullanılması sermayenin emek üzerindeki sömürüsünü hafifletmez. Yapay zekâ robotları özünde tarih boyunca birikmiş emektir ve üretim sermayesindeki artışı temsil eder. Üretim sermayesindeki artış ise sermayenin canlı emek üzerindeki tahakkümünün artması anlamına gelir. Sermaye ne kadar büyürse, ücretli emeğin miktarı da o ölçüde artar. Belirli bir anlamda yapay zekânın kapitalist uygulanması, kapitalistlerin emek üzerindeki sömürüsünün kapsamını genişletmekte, süresini uzatmakta, yoğunluğunu artırmakta ve sömürü biçimlerini daha gizli hâle getirmektedir. Örneğin sayısal-akıllı çağda sermayenin canlı emeğe el koyması, maddi üretim alanından maddi olmayan entelektüel, bilişsel, zihinsel, duygusal ve ruhsal alanlara doğru genişlemekte ve insan faaliyetlerinin neredeyse tamamını kapsamaktadır. Columbia Üniversitesi Modern Sanat ve Teori alanında profesör olan Jonathan Crary, kapitalizmin askerî alandaki “uykusuzluk teknolojisini” daha geniş toplumsal alanlara uyguladığını ve “7/24 biçimindeki piyasanın ve sürekli çalışmayı ve tüketimi destekleyen küresel düzenin uzun süredir işlediğini” belirtmektedir. Bu durum, algoritma çağındaki sayısal-akıllı emekçileri -yaygın ifadeyle “programlama maymunları” veya “kod köleleri”- kesintisiz ve sınırsız bir çalışma biçimine sürüklemektedir.
Sayısal-akıllı çağda sermaye, emekçilerin çalışma zamanını sömürmenin yanı sıra, insanların gündelik yaşamlarındaki izleri, düşünceleri ve duygusal izlerini de bilgi toplama kapsamına almaktadır. Bunlar sermaye tarafından amaçlı biçimde “dijitalleştirilmekte”, sermayenin değerini büyütmesinin kaynağı hâline getirilmekte ve algoritmalar tarafından nicelleştirildikten sonra sermayeye sürekli olarak yeni sömürü yöntemleri sağlamaktadır. Kapitalizmin yapay zekâ çağında insanların maruz kaldığı sömürü, kapitalist sanayileşme çağındakinden hiçbir şekilde daha az değildir. Daha geniş kapsamlı, daha derin ve daha gizli biçimler alan bu sömürü, emekçilerin Marx’ın belirttiği gibi “makineyi ve makinenin kapitalist kullanımını birbirinden ayırmayı; böylece saldırılarını maddi üretim araçlarının kendisine değil, maddi üretim araçlarının toplumsal kullanım biçimine yöneltmeyi öğrenmeleri” gerektiğini daha açık biçimde kavramalarına yol açmaktadır.
Son olarak, yapay zekânın kapitalist toplumda yaygın biçimde uygulanması, kapitalist toplumun temel çelişkisini daha da derinleştirecek ve böylece “iki kaçınılmazlığın” gerçekleşmesini hızlandıracaktır. Hesaplama gücü, algoritmalar ve veri temelinde; akıllı makineleri taşıyıcı ve insan-makine etkileşimini destekleyici unsur olarak kullanan sayısal-akıllı büyük modellerin kapitalist toplumda yaygın biçimde uygulanması, bütün toplumun üretimini giderek daha fazla sayısal-akıllı hâle getirmektedir. Bu üretim biçimi, sayısal-akıllı sistemin “insanileşmesi” ve sayısal-akıllı üretimin “özerkleşmesi” şeklinde kendini göstermekte; sermayenin canlı emeği emmesi ve sömürmesi giderek daha kolay, esnek ve hassas hâle gelmektedir.
Bir yandan sayısal-akıllı emeğin toplumsallaşma düzeyi eşi görülmemiş ölçüde yükselmekte ve sayısal-akıllı altyapı olarak büyük modellerin kamusal niteliğine yönelik ihtiyaç giderek artmaktadır. Diğer yandan dijital sermaye, insan-makine etkileşiminin denetleyicisi ve dağıtım kurallarının belirleyicisi olarak, sayısal-akıllı büyük modeller üzerindeki sermaye tekelini giderek güçlendirmektedir.
Büyük modeller üzerindeki sermaye tekeli ile sayısal-akıllı emeğin toplumsallaşması arasındaki çelişki, nihayetinde üretici güçlerin muazzam ölçüde büyümesi ile halkın satın alma gücünün daha da daralması arasındaki çelişki şeklinde ortaya çıkmakta ve böylece toplumsal bir krizin koşullarını hazırlamaktadır. Günümüz Batı ülkelerinde art arda yaşanan işten çıkarma dalgaları ve tüketimdeki gerileme, yapay zekâ tarafından işlerinin elinden alınmasının ardından emekçilerin ne servete ne de özgürlüğe sahip olabildiğini göstermiştir. Belirli bir anlamda yapay zekânın hızlı gelişimi ve toplumsal uygulamaları, kapitalist özel mülkiyetin ölüm çanının çalınması ve gelecekteki toplumsal gelişim için daha yüksek bir maddi ve teknolojik başlangıç noktası sağlamaktadır.
Özetle, yapay zekânın kapitalist uygulanması, gerekli emek miktarını mümkün olan en yüksek ölçüde azaltarak kapitalist toplumun uzlaşmaz çelişkilerini büyütmekte ve böylece kapitalist özel mülkiyetin daha hızlı biçimde ortadan kalkmasına katkıda bulunmaktadır. Yapay zekâ teknolojisinin kapitalist uygulanmasının komünizmin gerçekleştirilmesi açısından taşıdığı anlam yalnızca bundan ibarettir.
Yapay zekâ teknolojisi ancak sosyalist sistem altında komünizmin gerçekleştirilmesine gerçek anlamda sınırsız imkânlar sunabilir. Üretim araçlarının kamu mülkiyeti temelinde, emekçi halk üretim araçlarının sahibi hâline geldiğinde, yapay zekânın temel teknolojilerinin hâkimi ve kullanıcısı olduğunda ve tüm akıllı cihazların maddi üretimi ile veri kaynaklarının kullanımı artık özel sermayenin büyümesine hizmet etmeyip geniş emekçi kitlelerin ihtiyaçlarını karşılamaya hizmet ettiğinde -ve ancak o zaman- sermayenin akıllı teknoloji üzerindeki kısıtlamaları ortadan kaldırılabilir ve akıllı teknoloji ile emek arasındaki karşıtlık giderilebilir. İnsanların genel nitelikteki işlerinin robotlar tarafından yerine getirilmesinin ardından, insanlar ancak o zaman kendi ilgi ve yeteneklerine daha uygun alanlarda öğrenme ve gelişme imkânına kavuşabilir ve böylece özgür ve çok yönlü gelişimlerini gerçekleştirebilirler.
Sonuç olarak, yapay zekânın komünizmin gerçekleştirilmesine katkısı, yapay zekânın hangi mülkiyet biçimiyle birleştiğine bağlıdır. Kapitalist özel mülkiyeti değiştirmeksizin, yalnızca yapay zekâ teknolojisinin gelişmesine dayanarak komünizmi gerçekleştirmeye çalışmak, hayal kurmaktan başka bir şey değildir. Bunun sonucu yalnızca komünizmin gerçekleştirilememesi değil, aynı zamanda yapay zekâ teknolojisinin kendi gelişme perspektifinin de son derece belirsiz ve tehlikeli hâle gelmesidir.
II. Batı’daki “Yapay Zekâ Komünizmi” Mitinin Ortaya Çıkışının Kökenleri ve Özü
Temel olarak bakıldığında, Batı’daki “Yapay Zekâ Komünizmi”, “burjuva sosyalizmi” düşüncesinin yeni yüzyılın yeni aşamasındaki bir varyantıdır. Marx ve Engels, Komünist Manifesto’da “burjuva sosyalizmi” düşüncesini kapsamlı biçimde eleştirmiş ve “burjuvazinin bir kesimi, burjuva toplumunun varlığını güvence altına almak amacıyla toplumun hastalıklarını ortadan kaldırmak istemektedir” tespitinde bulunmuştur. Bunun için benimsedikleri yöntem ise “yalnızca maddi yaşam koşullarının, yani ekonomik ilişkilerin değiştirilmesidir. Ancak bu sosyalizmin anladığı anlamda maddi yaşam koşullarının değiştirilmesi, yalnızca devrimci yoldan gerçekleştirilebilecek olan burjuva üretim ilişkilerinin ortadan kaldırılması değil; aksine bu üretim ilişkileri temelinde gerçekleştirilen bazı idari reformlardır. Dolayısıyla sermaye ile ücretli emek arasındaki ilişkiyi hiçbir biçimde değiştirmez; en fazla burjuva egemenliğinin maliyetlerini azaltabilir ve onun mali yönetimini basitleştirebilir.” Marx ve Engels’in ifadesiyle, “burjuva sosyalizmi tam olarak şu iddiadan ibarettir: burjuva, burjuva olmasını işçi sınıfının çıkarları için sürdürmektedir.”
Kapitalizmin farklı tarihsel dönemlerinde, kapitalizmin gelişimindeki değişimler ve proletarya devriminin koşullarındaki dönüşümlerle birlikte “burjuva sosyalizmi” düşüncesi de buna karşılık gelen çeşitli biçimler almıştır. Örneğin 1870’ler ve 1880’lerde, Almanya’daki liberal kapitalizm döneminde sınıfsal çelişkilerin keskinleşmesi, Marksizmin yaygınlaşması ve işçi hareketinin hızla gelişmesi karşısında, Alman yöneticisi Bismarck yalnızca şiddet araçlarını kullanarak işçi ve sosyalist hareketlerini durduramayacağını görmüş; bunun üzerine siyasal alanda devletin “sınıflar üstü” niteliğini propaganda etmeyi, ekonomik alanda ise hayırseverlik ve kamu hizmetleri gibi uygulamaları hayata geçirmeyi birlikte kullanmış ve bunları “Bismarck devlet sosyalizmi” olarak adlandırmıştır. Ancak işçi sınıfı bu yöntemin gerçek niteliğini açığa çıkardıktan sonra, bu “burjuva sosyalizmi” düşünce akımı yalnızca yirmi yıl varlığını sürdürebilmiş ve nihayet tarihin çöplüğüne atılmıştır.
1880’lerin İngiltere’sinde de “burjuva sosyalizmi” düşüncesi ortaya çıkmıştır. O dönemde İngiltere’nin sanayi hegemonyası ve tekelci konumu giderek zayıflamaya başlamıştı. Engels şu öngörüde bulunmuştur: “İngiltere’nin sanayi tekeli varlığını sürdürdüğü sürece, İngiliz işçi sınıfı da belirli ölçülerde bu tekelin nimetlerinden pay almıştır”; “İngiltere’nin sanayi tekelinin çöküşüyle birlikte İngiliz işçi sınıfı bu ayrıcalıklı konumunu kaybedecektir. Ayrıcalıklara sahip olan ve lider konumda bulunan azınlık da dâhil olmak üzere bütün İngiliz işçi sınıfı, diğer ülkelerin işçileriyle aynı düzeye gelecektir. İşte sosyalizmin İngiltere’de yeniden ortaya çıkmasının nedeni de budur.” Ancak o dönemde İngiltere’deki Sosyal Demokrat Federasyon, Sosyalist Birlik ve Fabianlar gibi çeşitli sosyalist gruplar, siyasal alanda “anayasacılığı”, ekonomik alanda “komünalleşmeyi” savunmuş ve yöntem olarak küçük adımlarla gerçekleştirilen toplumsal reformları benimsemişlerdir. Bu uygulamaların özü, “sosyalizm” kisvesi altında kapitalist toplumun bütün kötülüklerinin temelini mümkün olduğunca korumak ve böylece kapitalizmin sonsuza dek varlığını sürdürmesini sağlamaktı; dolayısıyla bunlar tipik birer “burjuva sosyalizmi” örneğiydi. Engels onları sert biçimde eleştirerek, “bunu ya kendileri aldatılmış ve kandırılmış olarak yapıyorlar ya da sosyalizmi aldatıyorlar” demiştir. Sonunda İngiltere’deki işçi sınıfı partileri, “burjuva sosyalizmi” düşüncesinin etkisi altında tamamen burjuva partilerine dönüşmüştür.
Yukarıdakiler gerek liberal kapitalizm döneminde gerekse tekelci kapitalizm döneminde, burjuvazinin işçi sınıfı üzerindeki baskı ve sömürüsü derinleşerek sınıfsal çelişkileri daha da keskinleştirdiğinde, işçi sınıfının içgüdüsel olarak sosyalizme yöneldiğini göstermektedir. Kapitalist sistemin krizinin derinleşmesiyle birlikte, egemen konumdaki en tutucu burjuva ideolojik sistemleri de içgüdüsel olarak ve çeşitli yollarla sosyalist düşünce sisteminin içine sızmaya çalışmakta; böylece işçi sınıfının düşünsel silahı olan bilimsel sosyalizmi yozlaştırmak ve zayıflatmak amacıyla çeşitli biçimlerde “burjuva sosyalizmi” ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde Batı’daki “Yapay Zekâ Komünizmi” mitinin ortaya çıkışı, yeni çağın koşulları altında kapitalist toplumdaki çelişkilerin derinleşmesinin, kapitalist sistemin krizinin daha da ağırlaşmasının ve “burjuva sosyalizmi” düşünce akımının biçim değiştirerek gelişmesinin bir sonucudur. Finansal emperyalizm çağındaki kapitalizmde, üretimin toplumsallaşması ile üretim araçlarının kapitalist özel mülkiyeti arasındaki çelişki ortadan kalkmamış, aksine temelde daha da şiddetlenmiştir. Krizden kurtulmak amacıyla kapitalist hegemon güçler, ekonomik krizin yükünü geniş gelişmekte olan ülkelere aktarmanın yanı sıra dünyanın çeşitli bölgelerinde sürekli olarak farklı çatışmaları ve savaşları kışkırtmak ve yaratmakta, hatta iç çelişkileri başka yöne çevirmek amacıyla doğrudan savaş başlatmaktadır. Bu durum, finansal emperyalizmin asalaklığını, çürümüşlüğünü, gericiliğini ve çöküşünü bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır. Ancak Lenin’in belirttiği gibi, “bu çürüme eğiliminin kapitalizmin hızlı gelişmesini ortadan kaldırdığını düşünmek yanlıştır”; “genel olarak kapitalizmin gelişimi eskisinden çok daha hızlıdır.” Bilgi çağından “akıllılaşma” çağına geçişi sağlayan yapay zekâ teknolojisi devrimi, finansal emperyalizm çağındaki kapitalizmin çürümüş ve ölüm döşeğindeki koşullar altında dahi şaşırtıcı derecede hızlı bir gelişme göstermesine olanak sağlamıştır. ABD, kendi çıkarları ve sözde “küresel stratejisi” doğrultusunda, yapay zekânın temel teknolojik kapasitesini geliştirmek için devlet düzeyinde daha fazla kaynağı seferber etmekte; “finansal hegemonya”nın nimetlerinden sonuna kadar yararlandıktan sonra, sözde “stratejik rekabet” içerisinde “dijital hegemonya” elde etmeye hazırlanmaktadır. Yapay zekâ teknolojisinin gelişmesiyle birlikte kapitalist üretici güçler daha da gelişecektir; ancak bunun yol açtığı toplumsal üretim ilişkilerindeki değişimin hızı ve kapsamı, kapitalist toplumdaki giderek ağırlaşan kutuplaşmanın hızı ve sınıfsal çelişkilerin daha da keskinleşme düzeyi karşısında yetersiz kalmaktadır. Halkın kapitalizme yönelik şüphe ve nefreti giderek artarken, sosyalizme ilişkin beklenti ve özlem de giderek güçlenmektedir. İşte “burjuva sosyalizminin” bir varyantı olan “Yapay Zekâ Komünizmi” tam da böyle bir arka planda ortaya çıkmıştır.
Burjuvazi, yapay zekâ teknolojisindeki öncü konumunu ve teknolojik tekelini kullanarak “Yapay Zekâ Komünizmi” mitini geniş biçimde propaganda etmektedir. Bunun gerçek amacı ise finansal emperyalizmin giderek ağırlaşan sınıfsal ve toplumsal çelişkilerini örtbas etmek ve emekçi halkın artı değerini sömürmeye devam edebilmek için bir “güzel yalan” üretmektir. Bu durum somut olarak şu biçimlerde ortaya çıkmaktadır: Birincisi, ileri teknolojiler üzerindeki tekeline dayanarak burjuvaziyi sözde “insanlığı komünizme doğru yönlendiren öncü güç” hâline getirmekte ve “burjuvanın burjuva olması işçi sınıfının çıkarları içindir” şeklinde bir yanılsama yaratarak sınıfsal çıkarları ve sınıfsal farklılıkları bulanıklaştırmaktadır. Oysa gerçeklikte, tam tersine, teknolojik ilerlemenin yol açtığı sermayenin organik bileşimindeki değişim, işçi sınıfının sermaye tarafından sömürülmesinin süresini uzatmakta, yoğunluğunu artırmakta, kapsamını genişletmekte ve sömürü biçimlerini daha gizli hâle getirmektedir.
İkincisi, halkın gelecekteki güzel yaşam beklentisine hitap ederek gelecekteki ekonomik çıkarlar konusunda karşılıksız vaatlerde bulunulmasıdır. Musk, “evrensel temel gelirin” makinelerin işgücünün yerini alması sonucunda ortaya çıkacak işsizliğin çözüm yollarından biri olabileceğini ve gelecekte “evrensel temel gelirin” gerekli hâle geleceğini ileri sürmüştür. Ancak gerçeklik şudur ki, daha o aşamaya gelinmeden, yapay zekânın kapitalist uygulanması nedeniyle çok sayıda işçi işsiz kalmış ve temel yaşam ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hâle gelmiştir. Çin’de de bazı sosyal medya fenomenleri, yapay zekânın insanlara “emek harcamadan kazanç elde edebilecekleri” bir yaşam sunacağını hararetle savunmaktadır. Bu yaklaşım, gerçekte komünist toplumda emeğin “yalnızca geçim aracı olmaktan çıkıp bizzat yaşamın birincil ihtiyacı hâline gelmesi” niteliğini insanların elinden almaktadır.
Üçüncüsü, hem tehdit hem de çıkar vaadini birlikte kullanılmasıdır. Musk, ABD medyasına verdiği bir röportajda, birkaç yıl içerisinde yapay zekânın “en zeki insanları aşacağını” ve yapay zekânın gelişiminin ya “olumlu sonuçlar doğuracağını” ya da insanlığın “yok olacağını” öngörmüştür. Bu öngörünün ne ölçüde doğru olduğu bir yana, sermaye ve teknoloji dünyasının önemli isimlerinden biri olarak bu tür korkutucu açıklamalar yapması, insanlarda “teknoloji sermayenin izlediği yolu takip etmezse güzel toplumun geleceği” yönünde bir tehdit algısı yaratmaktadır. Burada şu soruyu sormak gerekir: Teknolojinin insanlığı yok edebileceği yönündeki tehlike, acaba onun kapitalist uygulanmasından kaynaklanmıyor mu? İnsanlık uygarlığının ve teknoloji tarihinin ortaya koyduğu üzere, yeni bir teknolojik buluşun insan toplumunun gelişimini destekleyip desteklemeyeceği, onun dayandığı toplumsal sistemin niteliği tarafından belirlenmektedir. Nükleer enerjinin hem insanlığa hizmet etmek hem de insanlığı yok etmek amacıyla kullanılabilmesi bunun açık bir kanıtıdır.
Sonuç olarak, burjuvazinin savunduğu “Yapay Zekâ Komünizmi” miti ile bilimsel sosyalizmin hiçbir ortak yanı bulunmamaktadır. Bu anlayış, komünizmi “kapitalizmin de büyük çaba göstererek ulaşmaya çalıştığı” bir toplumsal durum olarak sunmakta ve burjuvazi ile proletarya arasındaki temel karşıtlığı bulanıklaştırıp örtbas etmektedir. Emekçilere gelecekteki toplumda ekonomik çıkarlar vaat etmekte, ancak bu vaatleri yalnızca emekçilerin temel yaşam koşullarının karşılanmasıyla sınırlamaktadır. Yapay zekânın insan emeğinin yerini almasının ardından “insanların temel gelir dağıtımı yoluyla ihtiyaçlarının karşılanacağı” yönündeki karşılıksız vaatler aracılığıyla emekçileri mevcut sermaye birikimi ve krizden kurtulma uğruna var güçleriyle çalışmaya ikna etmeye çalışmakta; yoksulluğa ve krizlere yol açan sistemsel nedenlerden ise hiç söz etmemektedir. “Yapay Zekâ Komünizmi” miti ne kadar görkemli ve kulağa hoş gelen söylemlerle sunulursa sunulsun, özü itibarıyla teknolojik düşünce akımını görünüş biçimi olarak kullanan ve finansal emperyalizmin dijital emperyalizme dönüşümüne hizmet eden bir burjuva ideolojisidir. Lenin, Tüm Rusya Sovyetleri Sekizinci Kongresi’nde ünlü bir formül ortaya koymuştur: “Komünizm, Sovyet iktidarı artı ülke çapında elektriklendirmedir.” Marksizmin rehberliğinden, Komünist Partinin önderliğindeki halkın kendi kendisinin efendisi olduğu proletarya iktidarından ve üretim araçlarının kamu mülkiyetine dayanan sosyalist sistemden ayrıldığı takdirde, hiçbir bilimsel ve teknolojik buluş ya da yenilik komünizmi kendiliğinden gerçekleştiremez. “Yapay Zekâ Komünizmi” miti ne kapitalist toplumdaki yoksulluk sorununu ortadan kaldırabilir ne de proletaryanın gerçek anlamda özgürleşmesini sağlayabilir; bu mit yalnızca burjuvazinin ürettiği bir yalan ve gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayalden ibarettir.
III. Batı’nın “Yapay Zekâ Komünizmi” Mitine Karşı Koyma Yolları Üzerine Düşünceler
Batı’daki “Yapay Zekâ Komünizmi” mitinin ortaya çıkışı tesadüf değildir. Bu mit, Batılı kapitalist ülkelerde akıllılaşma çağında üretici güçlerin gelişmesinin toplumsal sınıf çelişkilerini keskinleştirdiği koşullarda, burjuvazinin kendi egemen konumunu korumak amacıyla ideolojik alanda yürüttüğü nüfuz faaliyetlerinin kaçınılmaz bir sonucudur. Yapay zekâ teknolojisinin dünya çapında yaygın biçimde uygulanmasıyla birlikte, bunun etkileri artık yalnızca teknoloji alanıyla sınırlı kalmamakta, Çin’in ideolojik alanı açısından da ciddi bir meydan okuma oluşturmaktadır. Günümüz dünyasında sosyalizm ile kapitalizmin iki farklı sistem olarak uzun süre bir arada var olduğu koşullar altında, Çin’e özgü sosyalizme kararlılıkla bağlı kalmak ve onu geliştirmek, “dört özgüvene” bağlılığı sürdürmek; yapay zekâ teknolojisinin uygulanmasına yönlendirici bir istikamet, teorik rehberlik, kurumsal güvence ve entelektüel destek sağlamak gerekmektedir. Böylece yapay zekâ teknolojisi, sosyalist modern bir devletin kapsamlı biçimde inşa edilmesi ve Çin ulusunun büyük yeniden canlanmasının gerçekleştirilmesi yönündeki büyük pratik, büyük mücadele ve büyük tarihsel süreç içerisinde etkin biçimde kullanılabilir ve Batı kapitalizminin “Yapay Zekâ Komünizmi” mitini somut gerçeklerle çürütebilir.
(1) Anayasanın hükümlerine uymak ve sosyalist kamu mülkiyetinin temel konumunu daima koruyarak yapay zekâ teknolojisinin uygulanmasına en elverişli toplumsal sistem temelini sağlamak
“Yapay Zekâ Komünizmi” miti, yapay zekâ teknolojisinin kapitalist özel mülkiyet temelinde uygulanması yoluyla komünizme ulaşılabileceğini savunmaktadır. Bu, söz konusu mitin aldatıcılığının temel noktasıdır. Yapay zekâ teknolojisinin uygulanmasının dayandığı toplumsal sistem birbirinden ayrıştırılmadığı sürece, bu hatalı siyasi düşünce akımının yalanlarını açığa çıkarmak mümkün değildir.
Çin Halk Cumhuriyeti Anayasası’nın Genel İlkeleri bölümünde açıkça şu hükümler yer almaktadır: “Sosyalist sistem, Çin Halk Cumhuriyeti’nin temel sistemidir”; “Çin Halk Cumhuriyeti’nin sosyalist ekonomik sisteminin temeli, üretim araçlarının sosyalist kamu mülkiyetidir; yani tüm halkın mülkiyeti ile emekçi kitlelerin kolektif mülkiyetidir”; “Devlet, sosyalizmin ilk aşamasında kamu mülkiyetini temel alan ve çeşitli mülkiyet biçimlerinin birlikte gelişmesine dayanan temel ekonomik sistemi; emeğe göre dağıtımı temel alan ve çeşitli dağıtım biçimlerinin bir arada bulunduğu dağıtım sistemini sürdürür.”
Kamu mülkiyeti, sosyalist ekonomik sistemin temeli, Komünist Partinin iktidarının ekonomik temeli, Çin halkının ortak refaha ulaşmasını güvence altına almanın ve aşırı servet eşitsizliği ile gelir farklılıklarının büyümesini önlemenin temel unsuru olduğu gibi, sosyalizm ile kapitalizm arasındaki ekonomik sistem bakımından temel ayrım noktasıdır.
“İki sarsılmaz” ve “iki sağlıklı gelişme” ilkeleri kararlılıkla uygulanıp hayata geçirilmelidir. Bunlar; “kamu mülkiyetindeki ekonomiyi kararlılıkla sağlamlaştırmak ve geliştirmek, kamu mülkiyetinde olmayan ekonominin gelişimini kararlılıkla teşvik etmek, desteklemek ve yönlendirmek” ile “kamu mülkiyetini temel alan ve çeşitli mülkiyet biçimlerinin birlikte geliştiği yapıyı sürdürmek; kamu mülkiyetindeki ekonominin ortak refahın geliştirilmesindeki önemli rolünü güçlü biçimde ortaya koymak ve aynı zamanda kamu dışı ekonominin sağlıklı gelişmesini ve kamu dışı ekonomik aktörlerin sağlıklı biçimde gelişmesini teşvik etmek” anlamına gelmektedir. Ancak bu şekilde sosyalist yolda kararlılıkla ilerlenmesi güvence altına alınabilir, halkın ortak refaha ulaşması temelden garanti edilebilir ve yapay zekâ teknolojisinin uygulanması için en elverişli toplumsal sistem temeli sağlanabilir.
(2) Yatırımları artırmak, halkın bilimsel ve teknolojik ilerlemeye katılma ve maddi üretimi geliştirme isteğini korumak ve yapay zekânın sosyalist uygulanması için sağlam bir maddi temel oluşturmak
Komünizmin gerçekleştirilmesi, belirli bir maddi ve teknolojik temelin oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Engels’in Saint-Simon, Owen ve diğer düşünürlerin sosyalist ideallerini ve deneylerini “ütopik sosyalizm” olarak nitelendirmesinin önemli nedenlerinden biri, o dönemde toplumsal ve ekonomik gelişmişlik düzeyinin yeterli olmamasıydı. Engels’e göre, “toplumsal sorunların çözümü, henüz gelişmemiş ekonomik ilişkilerin içinde gizliydi”; bu nedenle söz konusu projeler “daha başlangıçta ütopya olmaya mahkûmdu; ne kadar ayrıntılı ve özenli biçimde tasarlanırlarsa, o kadar saf bir hayale dönüşeceklerdi.”
Günümüzde yapay zekâ teknolojisi hızla gelişmekte ve gelecekte yaratabileceği maddi zenginliğin boyutu hayal gücünün ötesine geçebilecek görünmektedir. Yapay zekâ çağının gelişi, Çin’in ekonomik ve toplumsal gelişimi açısından önemli bir stratejik fırsat ortaya çıkarmıştır. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Siyasi Büro’nun dokuzuncu kolektif çalışma oturumunda Xi Jinping, “yeni nesil yapay zekânın gelişimini hızlandırmanın, ülkemizin yeni bilimsel-teknolojik devrim ve sanayi dönüşümü fırsatını yakalayıp yakalayamayacağı açısından stratejik bir mesele olduğunu” vurgulamıştır.
Yeni aşamada ve yeni tarihsel yolculukta, Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi bilimsel ve teknolojik yeniliği daha önce görülmemiş bir stratejik düzeye taşımaktadır. Sosyalist Çin, yapay zekânın merkezinde bulunduğu yeni bilimsel ve teknolojik devrime aktif biçimde katılmakta ve hatta ona öncülük etmeye çalışmaktadır. Geç gelen ülke avantajlarından tam anlamıyla yararlanarak bilimsel ve teknolojik araştırma ile uygulamalara yönelik yatırımları bilinçli biçimde artırmakta, bilim ve teknoloji yönetim sisteminde reformları derinleştirmekte, çeşitli yenilik platformlarının inşasını koordine etmekte, yenilik kaynaklarının koordinasyonunu ve güçlerin örgütlenmesini güçlendirmekte, bilimsel araştırma kurumlarına ve araştırmacılara daha fazla özerklik sağlamakta, bilimsel ve teknolojik yenilik yatırımlarının etkinliğini artırmakta ve halkın bilimsel-teknolojik ilerlemeye katılma ve maddi üretimi geliştirme isteğini korumaktadır. Böylece yüksek düzeyde bilimsel ve teknolojik bağımsızlık ve kendine yeterlilik gerçekleştirilecek; Batılı kapitalist ülkelerin teknoloji ve sermaye tekelleri mutlaka kırılacaktır. Bu gerçekleştiğinde, “Yapay Zekâ Komünizmi” miti de kendiliğinden çökecektir.
(3) Bilim ve teknolojiyi halk merkezli bir anlayışla geliştirmek ve yapay zekâ teknolojisinin uygulanmasına değer yönelimi sağlamak
Bilim ve teknolojinin gelişimi hiçbir zaman “değerlerden bağımsız” değildir; bilimsel ve teknolojik araştırma ve uygulamalar her zaman belirli değer anlayışlarının rehberliğinde yürütülür. Modern dönemden bu yana Batı, bilim ve teknoloji alanında öncü bir gelişme göstermiş ve teknoloji giderek sermayenin değerini artırmasının bir aracına dönüşmüştür. Yapay zekâ teknolojisinin geliştiği günümüzde ise çipler, algoritmalar ve patent sonuçları gibi unsurları temel alan sermaye odaklı teknoloji değerlendirme ölçütleri ortaya çıkmış; buna karşılık yapay zekâ teknolojisinin gerçek değeri göz ardı edilmiştir. Temel olarak bakıldığında, yapay zekâ teknolojisinin kapitalist uygulanmasındaki değer yönelimi halk değil, sermayedir. Yalnızca sosyalist sistem altında yapay zekâ teknolojisinin uygulanmasında “halkın üstünlüğü” anlayışına bağlı kalınması ve bilimsel-teknolojik gelişmelerin bütün halkın yararına sunulması, yapay zekâ teknolojisinin geliştirilmesindeki gerçek değeri ve bilimin komünizmin gerçekleştirilmesine katkıda bulunmasının gerçek değer yönünü oluşturabilir. Engels bir keresinde şöyle belirtmiştir: “Toplumda teknik bir ihtiyaç ortaya çıktığında, bu ihtiyaç bilimi on üniversiteden daha fazla ileriye taşıyabilir.” Halkın çıkarları ve ihtiyaçları, yapay zekâ teknolojisinin geliştirilmesinin yalnızca değerini değil, aynı zamanda yapay zekâ teknolojisinin kendi gelişimi ve ilerlemesinin temel itici gücünü ve kaynağını da oluşturmaktadır.
Yapay zekâ teknolojisinde yeniliklere ilişkin stratejik planlama, araştırma konularının belirlenmesi ve elde edilen sonuçların yaygınlaştırılması süreçlerinde “halkın üstünlüğü” anlayışına bağlı kalınmalı; halkın giderek artan güzel yaşam ihtiyaçlarını sürekli olarak karşılamak başlangıç ve nihai hedef noktası olarak alınmalı; bu süreç aşamalı, planlı ve belirli bir program doğrultusunda yürütülmelidir. Çin karakterli sosyalizmin “iki sarsılmaz” politikası çerçevesinde, teknolojik yenilik, sermaye yatırımı ile halkın çıkarları ve ihtiyaçları arasındaki ilişki dikkatle değerlendirilmelidir. Sermaye, teknolojik yenilik aracılığıyla toplumsal gelişmeye hizmet eden bir araç olarak ele alınmalı; teknolojik uygulamaların toplumsal değeri, sermayenin değerinin değerlendirilmesinde temel ölçüt hâline getirilmelidir. Aynı zamanda sabırlı sermayeye yönelik desteğin artırılması ve bu sermayenin halka hizmet eden ve halkın refahına katkıda bulunan ürünlere daha fazla yönlendirilmesi gerekmektedir. Böylece bilim ve teknolojinin gelişiminin “yenilik uğruna yenilik” şeklindeki bir sermaye iktidarı oyununa dönüşmesi engellenmelidir. Bu yaklaşım hem tarihsel materyalizmin zorunlu bir gereği hem de Çin’in yeni dönemde ve yeni tarihsel yolculukta ortak refahı gerçekleştirmeye yönelik Çin tarzı modernleşmesinin kaçınılmaz bir gereğidir. Yapay zekânın halk merkezli gelişim yönünde ilerletilmesi ve halka hizmet eden, halkın refahına katkıda bulunan daha fazla yüksek teknoloji ve yüksek zekâ ürünü üretilmesi, “Yapay Zekâ Komünizmi” düşünce akımına karşı koymak için güçlü bir değer yönelimi sağlayacaktır.
(4) Marksist teorinin eğitimini güçlendirmek ve “Yapay Zekâ Komünizmi” miti gibi Batılı ideolojilerin nüfuzunu önleme ve bunlara karşı koyma kapasitesini artırmak
Marksizm bir bilimdir. İnsanların zihninde kendiliğinden ortaya çıkmaz ve başka bazı uzmanlık alanlarına ilişkin bilgilerden doğrudan ve sistematik biçimde elde edilemez; insanların Marksizmi kavrayabilmesi ancak eğitim, öğrenme ve pratik yoluyla mümkündür. Marksizmin rehberliğinden ayrıldığımızda, gelişmeleri bilimsel ve doğru biçimde değerlendirmemiz ve sorunları analiz etmemiz mümkün değildir; farklı biçimlerde ortaya çıkan hatalı düşünce akımlarının nüfuzuna ve saldırısına karşı koymak da zorlaşır. “Yapay Zekâ Komünizmi” mitinin belirli ölçülerde yayılabilmesinin ve hatta Çin içinde bazı insanların da bu akıma kapılmasının önemli nedenlerinden biri, Batılı burjuva teorisyenlerin sıradan insanların teknoloji hakkında yeterli bilgiye ve Marksizmin temel ilkelerine ilişkin yeterli anlayışa sahip olmamasından yararlanarak yanıltıcı söylemler yaymasıdır. Bu nedenle bilimsel ve teknolojik gelişme ile bilimsel bilginin yaygınlaştırılması ne ölçüde artırılıyorsa, Marksist teori eğitiminin de o ölçüde güçlendirilmesi gerekmektedir. Marksist teorinin uzun soluklu biçimde tanıtılması, yaygınlaştırılması ve eğitiminin sürdürülmesi yoluyla Marksizmin Çin koşullarında ve çağın gerekleri doğrultusunda geliştirilmesi ve toplumun geniş kesimlerine yayılması ilerletilmelidir.
Bazı araştırmacılar, “mevcut kapitalist özel mülkiyet ve dağıtım ilişkilerinin, ‘internet +’ ile temsil edilen toplumsal üretici güçlerin muazzam gelişimini giderek daha fazla taşıyamadığı ve bunun kaçınılmaz olarak yeni üretim ilişkilerinin ve yeni toplumsal sistemlerin doğuşunu çağırdığı”; “21. yüzyılın ortaları civarında dünya sosyalizminin yeniden güçlü bir yükseliş fırsatıyla karşılaşmasının son derece mümkün olduğu” görüşünü ileri sürmektedir. İşte o zaman, yapay zekânın komünizmin gerçekleştirilmesi için bütün potansiyelini ortaya koyacağı dönem de gerçekten başlamış olacaktır.



