Akıllı Toplum: Komünist Toplum İnşasının Temeli ve Koşulları

Akıllı Toplum: Komünist Toplum İnşasının Temeli ve Koşulları
Picture of Prof. Dr. Sun Weiping Yazdı
Prof. Dr. Sun Weiping Yazdı

Prof. Dr. Sun Weiping (1966–), Şanghay Üniversitesi’nin en seçkin profesörlerinden, Sosyal Bilimler Fakültesi dekanı, Marksizm Enstitüsü müdürü ve doktora danışmanıdır. Makaleyi Çinceden Onurcan Balcı çevirdi.

Özet: Teknolojik toplumsal biçim ile ekonomik toplumsal biçim arasında çoğu zaman içsel bir ilişki bulunmaktadır. En yeni teknolojik toplumsal biçim olan akıllı topluma karşılık gelen ekonomik toplumsal biçim, muhtemelen daha ileri bir ekonomik toplumsal biçim olan komünist toplumdur. Yapay zekânın hızla gelişmesi ve yaygın biçimde uygulanmasıyla akıllı toplumun ortaya çıkışı, Marx ve Engels’in tasarladığı komünist toplum için sağlam bir maddi temel oluşturmuş; üretim araçlarının kamu mülkiyetinin, planlı ekonominin ve “ihtiyaca göre dağıtım” ilkesinin gerçekleştirilmesine, eski iş bölümünün ortadan kaldırılmasına ve emeğin insanın “birinci yaşam gereksinimi” hâline gelmesine, insanın özgür ve çok yönlü gelişiminin sağlanmasına ve “özgür bireyler birliği”nin kurulmasına imkân sağlamıştır. Ancak komünist toplum, bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle kendiliğinden ortaya çıkmayacaktır. Onun gerçekleşmesi sistemli bir toplumsal dönüşümü gerektirmektedir. Bunun anahtarı ise kapitalist özel mülkiyetin ve “sermayenin mantığının” ortadan kaldırılması, bütün halkın efendi olduğu kamu mülkiyetine dayalı bir toplumun kurulmasıdır.

Anahtar Kelimeler: Toplumsal biçim; teknolojik toplumsal biçim; ekonomik toplumsal biçim; akıllı toplum; komünist toplum.

Yapay zekâ, açık, devrimci ve yıkıcı özelliklere sahip ileri ve yeni bir teknolojidir. Yapay zekânın hızla gelişmesi ve yaygın biçimde uygulanması, toplumsal üretim tarzı, yaşam tarzı ve hatta dinlenme ile eğlence biçimleri üzerinde büyük ve derin etkiler yaratmış; toplumsal sistemin dönüşümünü ve toplumsal biçimin değişimini teşvik eden güçlü bir itici güç hâline gelmiştir. Bu makale, akıllı teknolojilerin toplumu bütün yönleriyle dönüştürmesi ve yeniden şekillendirmesini temel alarak, tarihsel materyalizm perspektifinden “teknolojik toplumsal biçim” olarak akıllı toplum ile “ekonomik toplumsal biçim” olarak komünist toplum arasındaki içsel ilişkiyi kısaca incelemeyi ve akıllı çağda komünizmin gerçekleştirilme olasılığı ile koşullarını tartışmayı amaçlamaktadır.

I. Teknolojik Toplumsal Biçim ile Ekonomik Toplumsal Biçim Arasındaki İçsel İlişki

Çağın konumu ve toplumun niteliği, farklı bakış açılarından ve farklı kuramlara dayanılarak analiz edilip değerlendirilebilir. Marksist klasik yazarların ortaya koyduğu tarihsel materyalizm doğrultusunda, akademik çevrelerde toplumsal biçimlerin sınıflandırılmasına ilişkin çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bunlar arasında temel yöntem, toplumsal biçimleri üretim tarzını esas alarak ve üretim ilişkilerini, özellikle de üretim araçlarının mülkiyet biçimini ölçüt kabul ederek sınıflandırmaktır. Bu, Lenin’in ifadesiyle, “toplumsal yaşamın çeşitli alanları içinden ekonomik alanı, bütün toplumsal ilişkiler içinden ise diğer bütün ilişkileri belirleyen temel ve asli ilişki olan üretim ilişkilerini ayırmak”tır. Buna göre toplumun “ekonomik toplumsal biçimi” belirlenmektedir. “Üretim ilişkilerinin toplamı, sözde toplumsal ilişkileri, yani toplumu oluşturur; ayrıca belirli bir tarihsel gelişme aşamasında bulunan, kendine özgü özelliklere sahip bir toplumu meydana getirir. Antik toplum, feodal toplum ve burjuva toplumu bu tür üretim ilişkilerinin toplamından oluşur; bunların her biri aynı zamanda insanlık tarihinin gelişimindeki özel bir aşamayı ifade eder.” Buna göre insan toplumu, antik toplumdan feodal topluma, kapitalist toplumdan komünist topluma doğru, düşük aşamadan yüksek aşamaya ilerleyen bir “doğal tarihsel süreç” yaşamıştır. Günümüzde ise Marksist klasik yazarların öngördüğü üzere, proletaryanın burjuvaziye karşı mücadele ettiği ve komünist toplumun (sosyalist toplum onun alt aşamasıdır) kapitalist toplumun yerini giderek aldığı tarihsel çağın içinde bulunmaktayız.

Bununla birlikte, toplumsal üretici güçler, özellikle de üretici güçlerin devrimci unsuru olan bilim ve teknoloji temel alınarak çağ ve toplum değerlendirildiğinde, toplumsal biçimleri sınıflandırmanın bir başka yöntemi daha ortaya çıkmaktadır. Bu yöntem “teknolojik toplumsal biçim”dir. “Teknolojik toplumsal biçim” açısından bakıldığında, insan toplumunun düşük aşamadan yüksek aşamaya doğru ilerleyen “doğal tarihsel süreci”, genel olarak sırasıyla avcı-toplayıcı toplum, tarım toplumu, sanayi toplumu ve akıllı toplum olarak sınıflandırılabilir.

Marx şöyle demektedir: “Farklı ekonomik çağları birbirinden ayıran şey neyin üretildiği değil, nasıl üretildiği ve hangi emek araçlarıyla üretildiğidir. Emek araçları yalnızca insan emek gücünün gelişiminin bir ölçüsü değil, aynı zamanda emeğin içinde gerçekleştiği toplumsal ilişkilerin de göstergesidir.” İlkel avcı-toplayıcı toplumda üretici güçlerin düzeyi düşüktü. İlkel insanlar taş, ahşap ve kemik gibi son derece basit ve kaba üretim araçlarını kullanıyor; avcılık, balıkçılık ve meyve toplayıcılığıyla geçimlerini sağlıyorlardı. Bu toplum, “doğanın sunduğuyla geçinen”, düşük düzeyli ve yeterince gelişmemiş doğal ekonomi biçimiydi. Tarım toplumunda en önemli ekonomik ve toplumsal kaynak topraktı. Enerji kaynağı olarak hayvan gücü ve insanın kendi doğal gücü kullanılıyor; toprağa dayalı ekim, hayvancılık ve aile el sanatları temel üretim faaliyetlerini oluşturuyor, kendine yeterli küçük köylü ekonomisi egemen oluyordu. Sanayi toplumu ise esas olarak sermaye ve piyasa tarafından yönlendirilmekte; doğal kaynakların (ham madde ve enerji) geliştirilmesi ve kullanılması, fabrikaların kurulması, makinelerin çalıştırılması ve uzmanlaşmış iş bölümü yoluyla standartlaştırılmış sanayi ürünlerinin kitlesel üretimi temel üretim biçimini oluşturmaktadır.

Akıllı toplum ise “sanayi sonrası” bir teknolojik toplumsal biçimdir. Bilgi teknolojileri ile akıllı teknolojilerin gelişimi ve uygulanmasını merkeze alan yüksek teknoloji toplumudur. Zihinsel emek, bilgi yeniliği, nesnelerin interneti, büyük veri, bulut bilişim ve akıllı sistemler (robotlar), akıllı toplumu diğer toplumsal biçimlerden ayıran tipik unsurlardır. Akıllı ekonominin işleyip dönüştürdüğü temel “ham madde” bilgi veya enformasyondur. Bilginin toplanması, işlenmesi, yayılması ve paylaşılması, özellikle de yüksek teknoloji içeren bilgi yenilikleri, emek verimliliğini ve üretici güçlerin düzeyini daha önce görülmemiş ölçüde artırmıştır. Daniel Bell’in belirttiği gibi: “Sanayi toplumu makine teknolojisine dayanıyorsa, sanayi sonrası toplum bilgi teknolojisi tarafından şekillendirilmektedir. Sermaye ile emek sanayi toplumunun temel yapısal özellikleri ise, enformasyon ve bilgi de sanayi sonrası toplumun temel yapısal özellikleridir.” Bu bağlamda, “kuramsal bilgi merkezi konumdadır; toplumsal yeniliklerin ve politika oluşturmanın kaynağını oluşturmaktadır.”

Marx, “emek üretkenliği, bilim ve teknolojinin sürekli ilerlemesiyle birlikte sürekli gelişmektedir” diyerek bu durumu çok önceden derinlemesine kavramıştı. Ayrıca, “insanlar yeni üretici güçler kazandıkça üretim tarzlarını değiştirirler; üretim tarzlarını, yani geçimlerini sağlama biçimlerini değiştirdikçe de bütün toplumsal ilişkilerini değiştirirler” diye belirtmiştir. Farklı düzeylerde bilim ve teknoloji içeren üretim araçlarına, özellikle de üretim araçlarına uygun olarak, çoğu zaman farklı teknolojik toplumsal biçimler ortaya çıkar. Emek insanı yaratırken ve insan maymundan ayrılırken, insanlar taş ve ahşap gibi ilkel üretim araçlarını kullanmayı öğrenmiş ve ilkel avcı-toplayıcı topluma adım atmıştır. Demir araçların kullanılmaya başlanması ve tarım tekniklerinin geliştirilmesiyle insanlık avcı-toplayıcı toplumdan tarım toplumuna geçmiştir. Makinelerin icadı ve büyük ölçekte kullanılmasını simgeleyen Sanayi Devrimi, toplumsal üretici güçleri büyük ölçüde özgürleştirerek insanlığı hızla tarım toplumundan sanayi toplumuna taşımıştır. Bilgi ve akıllı teknoloji devriminin yükselişi, özellikle de yapay zekânın çığır açıcı gelişimi ise insanlığı sanayi toplumundan akıllı topluma yönlendirmektedir. Çağın ve toplumsal dönüşümün perspektifinden bakıldığında, günümüz dünyası genel olarak sanayi çağından akıllı çağa, sanayi toplumundan akıllı topluma geçişin yaşandığı tarihsel bir dönüm noktasında bulunmaktadır.

Elbette ekonomik ve teknolojik gelişmişlik düzeylerindeki farklılıklar ile kültürel ve politik yönelimler gibi etkenler nedeniyle, farklı ülkeler ve bölgeler arasında teknolojik “akıllılaşma” düzeyleri son derece dengesizdir; buna bağlı olarak bulundukları toplumsal gelişme aşamaları arasında da büyük farklılıklar bulunmaktadır. Örneğin Çin, reform ve dışa açılma sayesinde dünya çapında dikkat çeken bir “ekonomik mucize” yaratmış olsa da hâlâ dünyanın en büyük gelişmekte olan ülkesidir. Günümüzde ise tarım toplumundan yeni tip sanayileşmiş topluma ve aynı zamanda akıllı topluma doğru ilerleyen tarihsel bir aşamadadır. Sosyalist Çin’in aynı anda iki daha ileri teknolojik toplumsal biçime yönelmesi, kuşkusuz insanlık tarihinde yenilikçi anlam taşıyan sıçramalı bir gelişmedir ve ayrıntılı biçimde ele alınmayı hak eden büyük bir tarihsel süreçtir.

Akıllı toplum kuşkusuz “yeni bir olgu”dur. Kendine özgü üretim tarzı, özellikle de modernleşmiş ve akıllılaşmış emek araçları ya da üretim araçları sayesinde avcı-toplayıcı toplumdan, tarım toplumundan ve sanayi toplumundan bütünüyle farklı temel özelliklere sahiptir. Akıllı toplum, yüksek düzeyde gelişmiş bilgi teknolojileri ve akıllı teknolojiler üzerine kuruludur; bilgi teknolojileri ile akıllı teknolojilerin ekonomi, siyaset, kültür ve toplum gibi alanlarda yaygın biçimde uygulanması sonucunda bütün toplumun yeniden inşa edilmesi ya da “yeniden yapılandırılması”nın ürünüdür.

Eğer tarım toplumunda toprağın, sanayi toplumunda ise sermayenin her şeye hükmeden güç olduğu söylenebilirse, akıllı toplumda bilgi en önemli ekonomik ve toplumsal kaynaktır. Akıllı teknoloji devrimi yeni bilgi endüstrileri ve akıllı endüstriler ortaya çıkarmış; geleneksel tarım ve imalat sanayisinin akıllılaşmasını zorunlu kılmış, ekonomik yapının köklü biçimde yeniden düzenlenmesini teşvik ederek yeni sanayi yapıları, çalışma biçimleri ve istihdam yapıları oluşturmuştur. Toplumsal üretim tarzı akıllılaştıkça, imalat sanayisiyle temsil edilen sanayi giderek öncü sektör olma konumunu bilgi ve akıllı endüstrilere bırakmaktadır. Zihinsel emeğin katma değeri fiziksel emeğe göre sürekli artmakta; gelişmiş ülkelerde “beyaz yakalı” çalışanların sayısı uzun zamandır “mavi yakalı” çalışanları aşmış bulunmaktadır. Emeğin öznesi artık yalnızca fiziksel emekçiler ya da makineleri mekanik biçimde kullanan operatörler değildir; bilgi emekçileri ön plana çıkmakta, akıllı sistemler ve akıllı robotlar giderek daha fazla emek görevini üstlenmektedir. Bilgi işleme ve bilgi üretiminin özelliklerine dayalı olarak tam zamanlı çalışma biçimi yerini daha “özgür” ve esnek çalışma biçimlerine bırakmaktadır. Ancak emek yoğunluğu giderek artmakta, emekçilerin nitelik ve yetkinliklerine yönelik talepler yükselmekte, iş fırsatları üzerindeki rekabet giderek sertleşmektedir. “Dijital uçurum”, bilgi temelli zenginlik farkı, “teknolojik işsizlik” ve “toplumsal dışlanma” giderek belirgin toplumsal sorunlar hâline gelmektedir.

Akıllı toplum, “gerçek ile sanalın birleştiği” yüksek teknoloji toplumudur. Dijital teknolojiler, özellikle sanal teknolojiler temelinde insanlar büyüleyici bir “sanal zaman ve mekân” yaratmış; çok çeşitli sanal pratikler ve sanal etkileşimler geliştirmiştir. Çeşitli akıllı sistemler (akıllı robotlar dâhil) sürekli geliştirilerek üretim ve yaşamın her alanına girmekte; insanın özne konumu ve geleneksel insan-makine ilişkisi sarsılmaktadır. Akıllı robotların işlevleri giderek daha zengin ve güçlü hâle gelmekte, hatta “canlılaşma” eğilimi göstererek giderek daha fazla “insan benzeri zekâ” kazanmaktadır. Bu durum “insan nedir?” ya da insanın özü nedir sorusuna meydan okumaktadır. Akıllı teknoloji devrimi temelinde insanlık, tarihindeki en sıra dışı yaşam biçimi devrimiyle karşı karşıya kalmış; gerçek ile sanalın birleştiği, daha önce benzeri görülmemiş bir yaşam tarzına adım atmıştır. Sanal topluluklar, sanal aileler, sanal işletmeler, sanal cemaatler, sanal şehirler ve sanal devletler dâhil olmak üzere çok sayıda sanal toplumsal örgüt ortaya çıkmış; toplumsal yönetişim sistemi, yönetişim yöntemleri ve devletin yönetişim kapasitesi büyük meydan okumalarla karşı karşıya kalmıştır.

Yukarıda belirtilen köklü toplumsal dönüşümlere paralel olarak, akıllı toplumun düşünce ve kültür alanında da dikkat çekici değişimler yaşanmaktadır. Bir yandan düşünce ve kültür alanındaki örgütlenme biçimleri giderek akıllılaşmakta; ideolojik propaganda, ahlaki eğitim, hukuk devleti inşası ve kültür inşası gibi alanlarda bilgi ve akıllı teknolojiler giderek daha yaygın biçimde kullanılmaktadır. Diğer yandan ise tarım toplumu ve sanayi toplumuna ait geleneksel ideolojiler, hukuk kuralları, etik değerler ve kültürel değer anlayışları doğrudan etkilenmekte, birçok yeni sorun ve meydan okumayla karşı karşıya kalmaktadır. Çağın dönüşümüne uyum sağlayacak derin kapsamlı değişimlerin gerçekleştirilmesi, düşünce ve kültür kuramlarının yenilenmesi ve yeni bir insan-makine uygarlığının inşa edilmesi, bugün önümüzde duran acil görevlerden biri hâline gelmiştir.

Her ne kadar yapay zekânın gelişimi şu anda hâlâ başlangıç aşamasında bulunsa, akıllı toplumun özellikleri henüz tam anlamıyla ortaya çıkmamış ve geleceği de bütünüyle belirgin olmasa da akıllı toplum giderek “sanayi toplumunun ileri bir aşaması” olmaktan çıkmakta; bunun yerine sanayi toplumunu devrimci ve köklü biçimde aşan, ondan daha ileri yeni bir teknolojik toplumsal biçim hâline gelmektedir. Yeni bir toplumsal model ve yeni bir toplumsal biçim olarak akıllı toplum hâlen hızlı gelişim süreci içerisindedir. Toplumu nasıl dönüştüreceği ve yeniden yapılandıracağı, kendi gelişim potansiyelinin ortaya çıkmasına ve insanların onu nasıl kullanacaklarını seçmelerine bağlıdır. Elbette akıllı toplumun ortaya çıkması, geleneksel teknolojik toplumsal biçimlerle ayrım gözetmeksizin bütünüyle bağların koparılması ya da tarım toplumu ve sanayi toplumuna ait her şeyin dışlanması veya ortadan kaldırılması anlamına gelmemektedir. Ancak heterojen nitelikteki akıllı çağa girildiğinde, tarım toplumu ve sanayi toplumuna ait her şeyin, bu toplumsal biçimlerin ekonomi, siyaset, kültür ve toplum gibi bütün alanlarının yoğun bir akıllılaşma sürecinden geçerek köklü bir dönüşüme uğraması gerekmektedir. Bu durum, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sırasında tarım sektörünün ortadan kalkmaması, ancak geleceğe sahip olabilmesi için bütünüyle makineleşmek zorunda kalmasına benzemektedir.

Tarihsel açıdan bakıldığında, akıllı toplumun bütünüyle inşası hâlâ “yol üzerindedir”; onun gerçekleşmesi aşamalı bir tarihsel süreçtir. Ancak açık olan şudur ki, akıllı teknolojiler toplumu şekillendiren temel teknolojik güç ve toplumsal gelişme ile toplumsal dönüşümün temel itici gücü hâline gelmektedir. Her ne kadar genel olarak “teknolojik determinizm” anlayışını benimsemesek ve bilim ile teknolojinin dönüştürücü gücünün toplumsal özne gibi etkenlerle sınırlandığını, dolayısıyla bu gücün ancak uygun toplumsal öznelerin bilgisi, eylemi ve iradesi aracılığıyla hayata geçirilebileceğini bilsek de, diğer uç noktaya savrularak akıllı teknoloji paradigmasının “içsel mantığını”, önceki bilim ve teknoloji biçimlerine göre çok daha güçlü olan devrimci niteliğini ve itici gücünü, ayrıca bütün toplumu dönüştürme, yeniden şekillendirme ve “yeniden yapılandırma” kapasitesini de göz ardı edemeyiz. Manuel Castells’in belirttiği gibi: “Teknoloji kendi başına tarihsel evrimi ve toplumsal değişimi belirlemese de teknoloji (ya da teknolojinin yokluğu), toplumun kendini dönüştürme kapasitesini ve her zaman çatışmalarla dolu bir süreç içinde teknolojik potansiyelini nasıl kullanacağını belirleme biçimini yansıtır.”

Bunun yanı sıra özellikle vurgulanması gereken bir diğer husus da, teknolojik toplumsal biçim ile ekonomik toplumsal biçim arasında çoğu zaman içsel bir ilişkinin bulunmasıdır. İnsanlığın yazılı tarihle belgelenmiş toplumsal gelişim süreci incelendiğinde bunu görmek zor değildir. Antik toplum, avcı-toplayıcı toplumun temeli üzerinde kurulmuş ilkel ve gelişmemiş bir toplumsal biçimdi. Feodal toplum, tarım toplumunun temeli üzerine inşa edilmiş olup kimi zaman “feodal küçük köylü ekonomisi” ya da kendine yeterli “küçük köylü toplumu” olarak adlandırılmıştır. Kapitalist toplum ise sanayi toplumunun makine üretimi temeli üzerine kurulmuş olup “sanayi kapitalist toplumu” olarak da anılmaktadır. Marx, geniş bir tarihsel perspektifle, teknolojik toplumsal biçim ile ekonomik toplumsal biçim arasındaki bu içsel ilişkiyi çok önceden kavramıştı. Bunu şu sözlerle ifade etmiştir: “El değirmeni feodal beyin toplumunu, buhar değirmeni ise sanayi kapitalistinin toplumunu üretir.”

Bugün, tarihin dönüm noktasında dururken, Marx’ın düşünce çizgisini izleyerek şu tür soruları cesaretle sorabilir miyiz? Akıllı toplum ile komünist toplum arasında da belirli bir içsel ve zorunlu ilişki var mıdır? Başka bir ifadeyle, “elektronik değirmenin” ortaya çıkardığı akıllı toplum temelinde, yepyeni ve daha ileri bir toplumsal biçim olan komünist toplumun doğması mümkün müdür? Eğer bu cesur varsayım geçerliyse, komünist toplum ile kapitalist toplumun aynı teknolojik toplumsal biçimi paylaşması ve aynı teknolojik toplumsal biçim düzeyinde birbirine bağlı kalması sorunu da makul biçimde çözülebilir. Böylece komünist toplum, kapitalist topluma kıyasla daha ileri bir teknolojik toplumsal biçim temelini edinmiş olacak; komünist toplumun kapitalist topluma göre üstünlüğü ve onu aşan niteliği de doğal bir görünüm kazanacaktır.

II. Akıllı Toplum Komünist Toplumun Temelini Atmaktadır

Yapay zekânın hızla gelişmesi ve yaygın biçimde uygulanmasıyla akıllı toplumun ortaya çıkışı, Marx ve Engels’in tasarladığı komünist toplum için sağlam bir maddi temel oluşturmuş ve bazı temel koşulları sağlamıştır. Tarihsel materyalizmin toplumsal biçim kuramı temelinde akıllı toplum ile komünist toplum derinlemesine incelendiğinde, ikisi arasında dikkat çekici bazı içsel ilişkilerin ve ortak ya da benzer temel özelliklerin bulunduğu görülmektedir.

Birincisi, akıllı teknolojilerin üstel biçimde gelişmesi ve ekonomi alanında yaygın biçimde uygulanmasıyla birlikte akıllı endüstriler ortaya çıkmış, geleneksel endüstrilerin dijitalleşme ve akıllılaşma düzeyi sürekli yükselmiştir. Bu durum ekonomik faaliyetlerin teknolojik niteliğini ve emek verimliliğini büyük ölçüde artırmıştır. Bunun temelinde insanlık, “üretici güçlerin son derece geliştiği ve maddi zenginliğin son derece bol olduğu” süper zengin bir topluma doğru ilerlemektedir. Bütün bunlar yalnızca Marx ve Engels’in kapitalizmin aşılması ve komünizmin gerçekleştirilmesi için öngördükleri temel koşulları oluşturmakla kalmamakta, aynı zamanda yoksulluğun tamamen ortadan kaldırılmasına, insanların sürekli artan maddi ve manevi-kültürel ihtiyaçlarının karşılanmasına ve Marx ile Engels’in tasarladığı “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” ilkesinin hayata geçirilmesine de imkân sağlamaktadır.

Ancak burada söz konusu edilen “ihtiyacına göre dağıtım” kavramı keyfî ya da abartılı biçimde yorumlanmamalıdır. Bu ilke esas olarak insanların “ihtiyaçları” doğrultusunda siparişe dayalı üretimin örgütlenmesini ve ürünlerle hizmetlerin insanların “ihtiyaçlarına” göre makul biçimde dağıtılmasını ifade etmektedir. İnsanın “ihtiyaçları”, insanın toplumsal doğasının bir parçası olarak “insanı insan yapan özsel belirlenimi” yansıtmaktadır. Bu nedenle ihtiyaçlar, insanın “arzuları” ya da hatta “açgözlülüğü” ile özdeşleştirilemez. “İhtiyacına göre dağıtım”, kesinlikle “herkesin bütün arzularının karşılanması” anlamına gelmez; özellikle sağlıksız ve akıl dışı arzuları ya da dünyaya egemen olma ve başkalarını boyunduruk altına alma isteklerini kapsamaz.

İkincisi, maddi olmayan bilgi ve enformasyon en önemli üretim araçları hâline gelmiş; paylaşılabilir nitelikleri sayesinde üretim araçlarının kamu mülkiyetinin önünü açmıştır. Tarım çağının (feodal toplum) en önemli üretim aracı olan toprak ve sanayi çağının (kapitalist toplum) en önemli üretim aracı olan sermaye (para sermayesi, maddi sermaye vb.) ile karşılaştırıldığında, akıllı çağın en önemli üretim araçları olan bilgi ve enformasyon belirgin biçimde farklı özelliklere sahiptir. Bunlar maddi değildir ve paylaşılabilir niteliktedir. Başka bir ifadeyle, toprak ve sermaye gibi üretim araçlarının mülkiyeti açık biçimde dışlayıcıdır ve paylaşılamazken, maddi olmayan bilgi ve enformasyon zaman ve mekân sınırlarını aşarak, hatta sınırsız biçimde paylaşılabilir. Bir kişinin sahip olduğu bilgi ve enformasyon başkalarıyla paylaşıldığında ya da sayısız insan tarafından ortaklaşa kullanıldığında, bunlara sahip olan hiç kimse bunlar üzerindeki tasarrufunu kaybetmez. Bilgi ve enformasyon hatta “paylaşıldıkça değer kazanan” özelliklere sahiptir. Tekelleşme derecesi arttıkça ve süre uzadıkça değeri azalırken; paylaşım düzeyi yükseldikçe ve kapsadığı zaman ile mekân genişledikçe değeri artmaktadır. Bilgi ve enformasyon gibi temel üretim araçlarının dışlayıcı olmayan paylaşılabilir niteliği, en azından teorik olarak daha ileri düzeyde bir “üretim araçlarının kamu mülkiyeti”nin gerçekleştirilmesinin önündeki engelleri ortadan kaldırmakta ve insanlık tarihinde “üretim araçlarının kamu mülkiyeti”ni daha önce hiç olmadığı kadar kolay uygulanabilir hâle getirmektedir.

Üçüncüsü, dijitalleşmiş ve akıllılaşmış teknik altyapı ile gelişmiş akıllı analiz araçları, yüksek düzeyde gelişmiş planlı ekonominin mümkün olmasını sağlamaktadır. Kuşkusuz, 20. yüzyıldaki uluslararası komünist hareket içerisinde yüksek derecede merkezileşmiş planlı ekonomi sistemi tarihsel görevini tamamladıktan sonra yerini piyasa ekonomisine bırakmak zorunda kalmıştır. Ancak bu durum, piyasanın mutlaka plandan daha akılcı ve daha ileri olduğu anlamına mı gelmektedir? Gerek kuramsal açıdan gerekse Marksist klasik yazarların görüşleri bakımından böyle bir sonuca varmak mümkün değildir. Hatta sağduyu açısından değerlendirildiğinde bile planın piyasadan daha akılcı ve daha ileri olduğu söylenebilir. Elbette başarılı bir planlı ekonomi sisteminin belirli ön koşulları karşılaması gerekir. Üretim, tüketim ve dolaşım alanlarına ilişkin ayrıntılı bilgilerin (büyük veri) hızlı ve doğru biçimde toplanması, düzenlenmesi ve analiz edilmesi; bilimsel yöntemler ve ekonomik modeller temelinde rasyonel planların hazırlanması; ayrıca değişen koşullara göre bu planların dinamik biçimde hızla güncellenebilmesi gerekmektedir. Bu teknik koşullar yerine getirilemediğinde plan piyasanın gerisinde kalabilir, değişimlere ayak uyduramayabilir ve “kör bir yönlendirme”ye dönüşebilir. Ayrıca aşırı merkezileşerek piyasa aktörlerinin hareket alanını kısıtlayabilir, onların dinamizmini ve canlılığını boğabilir; bu durumda piyasanın “görünmez eli”nden bile daha etkisiz hâle gelebilir.

Akıllı çağdan önce, Sovyetler Birliği ve Çin gibi büyük ve karmaşık piyasa ortamlarında, tarım ve sanayi çağlarının kuramsal birikimi ile teknik araçları bu koşulları karşılamaya yeterli değildi. Ancak toplumun dijitalleşmesi ve akıllılaşmasıyla birlikte internet ve nesnelerin interneti aracılığıyla piyasa verilerinin anlık olarak toplanması, yüksek hızlı bilgisayarların bulut bilişim yoluyla bu verileri işlemesi ve piyasa temelli planlama modellerinin kurulup sürekli geliştirilmesi gerçekçi bir seçenek hâline gelmiştir. Böylece geçmişte planlı ekonominin birçok eksikliği ve edilgenliği bütünüyle değiştirilebilir. Üretim, dolaşım, değişim ve tüketim süreçlerinin bütüncül biçimde izlenmesi sayesinde ilgili kurumlar piyasa verilerini günün her saati takip edebilir; tüketicilerin zengin ve sürekli değişen ihtiyaçlarını temel alarak üretim kaynaklarını örgütleyip tahsis edebilir, hedefe yönelik siparişe dayalı üretim gerçekleştirebilir, gelişmiş akıllı lojistik sistemleri aracılığıyla ürünleri hızla ulaştırabilir ve piyasa geri bildirimlerine göre sürekli dinamik düzenlemeler yapabilir. Böyle bir planlı ekonomi sistemi hem bütün ekonomik unsurları harekete geçirerek piyasa talebine duyarlı biçimde tepki verebilir, emek verimliliğini önemli ölçüde artırabilir ve tüketicilerin çeşitlenen, bireyselleşen ihtiyaçlarını zamanında karşılayabilir; hem de ekonominin makro düzeyde düzenlenmesini ve yapısal dönüşümünü güçlendirerek piyasanın kendiliğinden ve kör işleyişini sınırlandırabilir, piyasa dalgalanmalarının yol açtığı kaynak israfını azaltabilir.

Dördüncüsü, üretimin otomasyonu ve akıllılaşmasıyla, özellikle de akıllı sistemler ve akıllı robotların yaygın biçimde kullanılmasıyla birlikte sanayi yapısı sürekli olarak yeniden düzenlenmekte ve yükseltilmektedir. Ağır, yorucu, tekdüze ve sıkıcı işler ile zehirli, zararlı ve tehlikeli ortamlardaki işler giderek daha fazla akıllı sistemlere veya akıllı robotlara devredilmektedir. Daha önce “yalnızca insanlara özgü” olduğu düşünülen öğretmenlik, teşhis ve tedavi, yargılama, şiir yazma, resim yapma, beste yapma, müzik icra etme ve dans etme gibi alanlarda da ilgili akıllı sistemler ilk uygulamalarını ortaya koymaya başlamıştır. Akıllı sistemler ve akıllı robotlar giderek daha yetenekli hâle geldikçe, üretim maliyetleri düştükçe ve çalışma ortamı, çalışma süresi ya da çalışma koşulları konusunda hiçbir “talepte bulunmadıkları” için, gelecekte insanların giderek daha fazla işi bu sistemlere devredeceği öngörülmektedir. Her ne kadar bu durum büyük çaplı bir teknolojik işsizlik dalgasına yol açabilecek olsa da, toplumsal üst düzey tasarımın uygun biçimde yapılması hâlinde önemli olumlu sonuçlar da doğurabilir. Başka bir ifadeyle, insanların ilgi duymadığı ve yapmak istemediği işleri akıllı sistemler üstlenerek insanı zorunlu ve yabancılaşmış emekten kurtarabilir. Böylece “bireyin kölece iş bölümüne boyun eğmek zorunda kaldığı durum” ortadan kaldırılabilir; zorunlu emek ve görevler gerçekten ilgi duyan ve bunları içtenlikle seven kişilere verilebilir; insanlar özgür, bağımsız ve bilinçli biçimde “herkesten yeteneğine göre” çalışabilir; emek de insanlık tarihinde “yalnızca geçim aracı” olmaktan çıkıp gerçekten “yaşamın birinci gereksinimi” hâline gelebilir.

Beşincisi, ekonomik faaliyetlerin akıllılaşmasıyla birlikte giderek daha fazla iş insan yerine akıllı sistemler tarafından yerine getirilebilmektedir. Bu durum insan emeğini ve çalışma süresini büyük ölçüde tasarruflu hâle getirmekte, insanların serbest zamanını artırmakta ve emeğin özgürleşmesi ile insanın özgür ve çok yönlü gelişimi için yeni fırsatlar sunmaktadır. Serbest zaman, insanın özgür ve çok yönlü gelişiminin mümkün olmasının ön koşuludur. İlkel avcı-toplayıcı toplumda üretim araçlarının son derece ilkel ve üretici güçlerin çok düşük düzeyde olması nedeniyle insanlar bütün zamanlarını yaşamlarını sürdürebilmek için gerekli maddi ihtiyaçları üretmeye ayırmak zorundaydı. Bilim ve teknolojinin ilerlemesi ve üretici güçlerin gelişmesiyle birlikte artık ürün, başka bir ifadeyle artık emek ve buna dayanan serbest zaman ortaya çıkmıştır. Az sayıdaki insan artık ürüne el koyarak emek harcamadan yaşayan egemen sınıf ve ayrıcalıklı kesim hâline gelmiş, bütün toplumun serbest zamanını zorla kendi denetimi altına almıştır. Buna karşılık toplumun büyük çoğunluğu bütün emek yükünü üstlenmek zorunda bırakılmış ve sömürülen, baskı altında tutulan “emekçi sınıf”a dönüşmüştür. “Emekçi sınıf”, yarattığı serbest zamanın zorla elinden alınması nedeniyle özgür ve çok yönlü gelişme imkânını da kaybetmiştir. Akıllı çağın gelişi ise yalnızca üretim araçlarının yenilenmesi ve üretim verimliliğinin yükseltilmesi yoluyla insanların yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli tüketim ihtiyaçlarını karşılamakla kalmamakta; aynı zamanda “emekçi sınıfı” akıl dışı iş bölümünden ve zorunlu emekten kurtarmakta, zorunlu çalışma süresini genel olarak azaltmakta ve serbest zamanı artırmaktadır. İnsanlar artan serbest zamanlarını ilgi alanlarını ve hobilerini geliştirmek, yeteneklerini ortaya çıkarmak ve özgür, çok yönlü gelişim doğrultusunda ilerlemek için kullanabilirler.

Altıncısı, akıllı topluma geçişle birlikte üretici güçlerin büyük ölçüde gelişmesi ve toplumsal zenginliğin son derece artması, özellikle de insanı tek yönlü hâle getiren eski iş bölümünün ve insanı yabancılaştıran zorunlu emeğin ortadan kaldırılması sayesinde insanlar üretim faaliyetlerine özgür, bağımsız ve bilinçli biçimde katılabilecek, “tam anlamıyla gelişmiş yeteneklerini bütünüyle ortaya koyabilecek” ve özgür, çok yönlü gelişmiş bireyler hâline gelebilecektir. Ayrıca akıllı toplumun demokratik teknik yapısı, ekonomik yapısı ve örgütsel yapısı sayesinde herkesin özgür ve çok yönlü gelişimi eşitlikçi ve adil bir temele dayanabilecektir. Çünkü hiç kimsenin kendi gelişimi için başkasının serbest zamanına el koymasına, başkalarını sömürmesine ya da boyunduruk altına almasına gerek kalmayacaktır. Her bireyin özgür ve çok yönlü gelişimi başkalarının özgür ve çok yönlü gelişimini engellemeyecek, aksine “herkesin özgür gelişiminin koşulu” olacaktır. İşte bu şekilde “özgür ve çok yönlü gelişmiş bireylerden” oluşan “özgür bireyler birliği”, Marx ile Engels’in tasarladığı komünist toplumdur. Marx, yaşamının son döneminde Kapital’de, “özgür bireyler birliği” olarak komünist toplumun, kapitalist toplumdan “daha yüksek bir toplumsal biçim” olduğunu ve bunun temel ilkesinin “her bireyin özgür ve çok yönlü gelişimi” olduğunu belirtmiştir.

Akıllı toplum da akıllı teknolojiler gibi bugün hâlâ hızlı gelişim süreci içerisindedir. Eğer düşünceyi özgürleştirerek bu süreci derinlemesine ve sistemli biçimde incelersek, onun sağlayabileceği toplumsal koşulların, yol açacağı toplumsal değişimlerin ve doğuracağı toplumsal sonuçların bundan çok daha fazla olduğu görülecektir. Kuşkusuz bunların önemli bir kısmı zengin içerikli, derin anlamlar taşıyan ve dikkat çekici gelişmelerdir. Tarihsel ilerleme perspektifinden bakıldığında, akıllı teknolojilerin gelişmesi ve akıllı toplumun ortaya çıkışı gerçekten de devrimci nitelikte ve etkileri uzun vadeli olan bir toplumsal ilerlemeyi temsil etmektedir. En azından bu gelişmeler bize, Marx ile Engels’in tasarladığı komünizm idealinin uzak ve gerçekleşmesi imkânsız bir “ütopya” olmadığını; giderek daha sağlam kuramsal ve pratik temellere kavuştuğunu göstermektedir. Çevremizde komünizme ait unsurlar giderek artmakta, komünist topluma her geçen gün biraz daha yaklaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle, komünizmin gerçekleşmesi için gerekli temel koşullar adım adım oluşmaktadır.



III. Komünizmin Gerçekleştirilmesi Sistemli Bir Toplumsal Dönüşümü Gerektirir

Her ne kadar dijital toplum komünist toplumun temelini atmış ve onun için gerekli koşulları hazırlamış olsa da komünist toplumun akıllı teknolojilerin ilerlemesi ya da teknolojik toplumsal biçimin evrimiyle kendiliğinden gerçekleşmeyeceğini; üretici güçlerin hızla gelişmesi ve toplumsal zenginliğin büyük ölçüde artmasıyla otomatik olarak ortaya çıkmayacağını açık biçimde kavramamız gerekir. Pasif bir bekleyiş ve kendiliğinden gerçekleşmesini umut eden anlayış terk edilmeli; tarihsel eğilime bilinçli biçimde uyum sağlanmalı, tarihin ilerlemesini destekleyen bir güç olunmalı ve komünizm ilkeleri doğrultusunda sistemli bir toplumsal dönüşüm gerçekleştirilmelidir.

Komünizmi gerçekleştirmeyi amaçlayan toplumsal dönüşümün temelinde, “özel mülkiyetin kutsal ve dokunulmaz olduğu” anlayışının ortadan kaldırılması, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin tasfiye edilmesi, “sermayenin mantığının” ve sermaye tarafından açık ya da örtük biçimde yönlendirilen “teknolojinin mantığının” sınırlandırılması ile bütün halkın ülkenin efendisi olduğu, birlikte kurulan ve birlikte yararlanılan yeni bir kamu mülkiyeti toplumunun oluşturulması yer almaktadır. Çünkü kapitalist özel mülkiyet koşullarında sermayenin kâr peşinde koşan doğası kendiliğinden değişmeyecek; sermayenin sahipleri ve temsilcileri geçmişte olduğu gibi gelecekte de açgözlü ve utanmaz davranmayı sürdürecektir. Tarih ve günümüz, “sermayenin mantığının” acımasızlığını sayısız kez göstermiştir. Bu mantık, yüce değerlere sahip olan ya da kâr getirmeyen her şeyi değersiz sayarak bir kenara itmekte; yüksek kâr uğruna her türlü riski göze almakta, hatta “bütün beşerî yasaları çiğnemeye” ve “her türlü suçu işlemeye cesaret etmektedir”. Kapitalizmin gelişim tarihinde, 2020 yılında COVID-19 salgını sırasında da görüldüğü gibi, süt üreticilerinin kârlarını koruyabilmek için sütü ihtiyaç sahiplerine ücretsiz dağıtmak yerine nehirlere dökmeyi tercih etmeleri bu durumun tekrar eden örneklerinden biridir.

Kapitalist özel mülkiyet ve “sermayenin mantığı” egemen olduğu sürece, “teknolojinin mantığı” da çoğu zaman insanı tahakküm altına alan ve yabancılaştıran bir görünüm sergilemektedir. Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan sıradan insanlar toplumsal denetimi kaybettikleri takdirde, tarihte yaşadıkları sömürü ve köleleştirilme kaderini yeniden yaşayacaklardır. Çünkü akıllı toplumda sermaye ve toplumsal kaynaklar üzerindeki özel mülkiyet devam ettiği sürece, ileri düzey çekirdek teknolojileri gerçekten elinde bulunduran ve güçlü ekonomik güce (sermayeye) sahip olanlar yalnızca toplumun en üstündeki küçük bir azınlık olacaktır. Teknolojik kaynaklar, bilgi kaynakları ve toplumsal servet daha önce görülmemiş bir hızla onların elinde yoğunlaşacak, toplumsal gelir uçurumu giderek büyüyecektir. Nüfusun büyük çoğunluğu ise “dijital uçurum” gibi nedenlerle temel gelir kaynaklarından yoksun kalacak ve göreli yoksulluk içine sürüklenecektir. Toplumsal üretim de toplumun genel tüketim gücünün yetersizliği nedeniyle talep desteğini kaybedecek ve durgunluğa girecektir. “Dijital yoksullar”, temel gelirden yoksun oldukları hâlde eğitim, sağlık, konut, yaşlılık ve sigorta gibi yüksek maliyetleri karşılamak zorunda kalacak; yaşam koşulları, yaşam kalitesi ve mutluluk düzeyleri giderek kötüleşecek, “yoksulların daha da yoksullaştığı, zenginlerin ise daha da zenginleştiği” bir gerçekliği kabullenmek zorunda kalacaklardır.

Dijital uçurumun, servet eşitsizliğinin ve toplumsal ayrışmanın giderek derinleştiği bir ortamda sistemli bir toplumsal dönüşüm gerçekleştirilmez ve “sermayenin mantığı” ile “teknolojinin mantığı”nın sınırsız biçimde egemen olmasına izin verilirse, geniş halk kitlelerinin kaderi tarım ve sanayi toplumlarındakinden bile daha ağır olabilir. Bu insanlar ekonomik ve toplumsal sistem tarafından dışlanmayı ve bütünüyle marjinalleştirilmeyi kabullenmek zorunda kalabilirler. Çünkü toplum dijitalleştikçe, otomatikleştikçe ve akıllılaştıkça sanayi yapısı sürekli dönüşecek ve yükselecek; giderek daha fazla iş akıllı sistemler ve akıllı robotlar tarafından üstlenilecektir. Çok sayıda okuma yazma bilmeyen, bilimsel bilgiye sahip olmayan ya da “dijital yoksul” durumundaki insanlar “teknolojik işsizlik” ordusuna katılmak zorunda kalacak; toplumdaki istihdam olanakları ve emek piyasasına katılım oranı sürekli yeni dip seviyelere gerileyebilecektir. Kârı her şeyin üzerinde tutan kapitalistler, hak bilinci ve sosyal refah talepleri giderek yükselen “dijital yoksulları” istihdam etmek yerine, “itaatkâr akıllı makineleri” tercih edecektir. Böylece “dijital yoksullar”, toplumun teknoloji mantığı ve ekonomik mantığı tarafından dışlanacak; hatta emeklerinin ve sömürülmelerinin bile ekonomik değerini kaybederek yaşamlarının yönünü ve varlıklarının anlamını yitireceklerdir. Toplum böylesine uç ve çelişkili bir noktaya ulaştığında, “toplum dışına itilen” geniş halk kesimlerinin hoşnutsuzluğu ve öfkesi sürekli birikecek; amaçsız ve çaresiz kalan bu insanlar sessiz kalmayacak, direnmeye başlayacak ve bunun sonucunda ciddi toplumsal çatışmalar ile toplumsal istikrarsızlıklar ortaya çıkacaktır.

“Sermayenin mantığı” ve “teknolojinin mantığı” ile bunların olası birleşmesi karşısında, ayrıca ortaya çıkabilecek benzeri görülmemiş toplumsal çelişki ve çatışmalar karşısında tek çıkış yolu, üretim araçlarının kamu mülkiyetini temel alan ve bütün halkın ülkenin efendisi olduğu yeni bir toplumsal sistem, yani komünist sistem kurmaktır. Çünkü ancak bütün halkın ülkenin efendisi olduğu bir toplumsal sistem altında “sermayenin mantığı” ile “teknolojinin mantığı”nın sınırsız biçimde hareket etmesi engellenebilir ve bilimsel-teknolojik ilerleme ile toplumsal gelişmenin meyveleri bütün halkın ortak mülkiyetine ve ortak kullanımına sunulabilir. Elbette akıllı teknolojilerin gelişimi ve uygulanması temelinde komünist toplumun üst düzey tasarımının somut olarak nasıl yapılacağı ve toplumun bütün yönleriyle dönüşümünün nasıl gerçekleştirileceği ayrı ve son derece güç bir araştırma konusudur. Bugün bu konuda hazır bir model ya da doğrudan örnek alınabilecek bir yaklaşım bulunmamaktadır. Bununla birlikte aşağıdaki bazı hususlar temel ve gerekli görülebilir.

Birincisi, “bilim ve teknoloji birinci üretici güçtür” anlayışı benimsenmeli, “herkes için yaşam boyu eğitim” sistemi hayata geçirilmelidir. Böylece akıllı toplumun gelişmesi ve komünist toplumun gerçekleştirilmesi için tükenmeyen bir itici güç sağlanabilir. Akıllı teknolojiler, akıllı toplumun temel teknik dayanağını oluştururken; bilim, teknoloji ve eğitim insanların akıllı toplumun nitelikli emek gücü hâline gelmesinin “giriş anahtarıdır”. Bu nedenle “bilim ve teknoloji birinci üretici güçtür” ve “bilim ve teknolojiyle ülkeyi kalkındırma” stratejisine bağlı kalınmalı; akıllı teknolojilerin araştırılması, geliştirilmesi ve uygulanması desteklenerek toplumun dijitalleşme ve akıllılaşma düzeyi sürekli yükseltilmelidir. Aynı zamanda “eğitimle ülkeyi kalkındırma” temel devlet politikası sürdürülmeli; nüfusun eğitim ve nitelik düzeyi kapsamlı biçimde yükseltilmeli, bilimsel ve teknolojik gelişme için üst düzey insan kaynağı yetiştirilmeli, ekonomik ve toplumsal gelişmenin gerektirdiği nitelikli “bilgi emekçileri” yetiştirilmelidir. Bu “bilgi emekçilerinin” yenilikçi emekleri sayesinde akıllı ekonomi geliştirilebilir; üretici güçlerin ileri düzeye ulaşması, maddi zenginliğin büyük ölçüde artması ve halkın yaşam standardının belirgin biçimde yükselmesi sağlanarak bütün halkın giderek artan daha iyi bir yaşam talepleri karşılanabilir.

İkincisi, bilgi ve enformasyonun mülkiyeti konusu dikkatli biçimde ele alınmalı; bunların özelliklerine uygun yeni bir “kamu mülkiyeti” modeli oluşturulmalıdır. Marx ile Engels’in belirttiği gibi: “Komünizm hiç kimsenin toplumsal ürünlere sahip olma hakkını elinden almaz; yalnızca bu sahipliği başkalarının emeğini sömürmek için kullanma hakkını ortadan kaldırır.” Bir yandan bilimsel ve teknolojik gelişmenin yasalarına ve “üretim araçlarının ortak mülkiyeti” ilkesine saygı gösterilerek makul fakat sınırlı bir fikrî mülkiyet sistemi kurulmalı; bilim ve teknoloji çalışanlarının emeklerine saygı duyulmalı ve onların yaratıcı girişimleri korunmalıdır. Böylece en önemli ekonomik ve toplumsal kaynak olan yenilikçi bilgi sürekli üretilebilecektir. Diğer yandan bilgi ve enformasyonun özelleştirilmesi ile kötü niyetli tekelleştirilmesi kurumsal olarak yasaklanmalı; yenilikçi bilginin paylaşılabilir niteliğinden yararlanılarak bu en önemli ekonomik ve toplumsal kaynağın genel olarak halkın ortak mülkiyetinde ve ortak kullanımında olması sağlanmalıdır. Bilimsel ve teknolojik gelişmenin son derece dengesiz olduğu günümüz dünyasında ancak yenilikçi bilginin ortak mülkiyeti ve ortak kullanımı gerçekleştirildiğinde, sermaye sahipleri ile teknoloji elitlerinin teknolojiyi tekelleştirerek olağanüstü kârlar elde etmesi, dijital uçurumu genişletmesi ve toplumsal ayrışmayı hızlandırması önlenebilir. Aynı zamanda komünist toplum inşasının yönü güvence altına alınabilir; bütün halk akıllı toplumun sağladığı kazanımları paylaşabilir ve güvenceye sahip, nitelikli ve onurlu bir yaşam sürebilir.

Üçüncüsü, internet, nesnelerin interneti, büyük veri ve bulut bilişim temelinde piyasa talebine duyarlı ve dinamik biçimde değişebilen ekonomik modeller oluşturulmalı; ekonomi ile toplumun planlı biçimde “hem hızlı hem de kaliteli” gelişmesi sağlanmalıdır. Akıllı teknolojilere dayanan bu yeni planlı ekonomi modeli, hem insan gücü, sermaye ve maddi kaynakların hem de üretim, tedarik ve satış süreçlerinin en uygun biçimde düzenlenmesini sağlayabilir; hem de müşterilerin bireysel taleplerine göre siparişe dayalı üretimi mümkün kılabilir. Bu, insanlık tarihinde daha önce görülmemiş ölçüde ekonomik ve verimli bir emek örgütlenmesi biçimidir. İnternet, nesnelerin interneti, büyük veri ve bulut tabanlı akıllı analiz araçlarını kullanarak piyasanın “görünmez elini” görünür hâle getirirken, kapitalist piyasanın kör işleyişinin yol açtığı israfı ve reklamlar ile görsel medya ürünleri aracılığıyla yaratılan yapay ihtiyaçların karşılanmasını da önleyebilir. Ancak bu yeni planlı ekonomi modelinin denetimi mutlaka bütün halkın elinde olmalıdır. Aksi hâlde bu sistem teknolojik üstünlüğe sahip süper güçlerin, çıkar gruplarının ya da özerklik kazanmış süper akıllı sistemlerin denetimine geçtiğinde, geniş halk kitlelerini yönetmenin, sömürmenin ve tahakküm altına almanın yeni bir aracına dönüşebilir.

Dördüncüsü, komünizm ilkelerine dayanan ve akıllı toplumun özelliklerine uygun adil ve makul bir dağıtım sistemi geliştirilerek emekçilerin meşru hakları korunmalı ve genişletilmelidir. Özel mülkiyet toplumunda toprak, sermaye ve benzeri üretim unsurlarına göre gerçekleştirilen gelir dağılımı, ne akıllı toplumun özelliklerine uygundur ne de toplumsal eşitsizlik ve adaletsizliği azaltmaktadır. Bu nedenle komünizm ilkeleri ve akıllı toplumun özellikleri doğrultusunda kapsamlı bir reform yapılmalıdır. Bir yandan makro düzeyde ekonomik düzenleme çerçevesinde artan oranlı vergilendirme gibi araçlarla birincil gelir dağılımı gerekli ölçüde düzenlenmeli; diğer yandan “evrensel temel gelir” sistemi ile sosyal refah ve sosyal güvenlik sistemleri güçlendirilerek yeniden dağıtım sürecinde toplumsal servet “ihtiyaca göre” yeniden düzenlenmeli, bütün halkın temel yaşam ihtiyaçları, yaşam kalitesi ve meşru hakları güvence altına alınmalıdır. Bunun yanında “herkes için yaşam boyu eğitim” sistemi mutlaka hayata geçirilmeli; herkesin çalışma hakkı, gelişme hakkı ve “emekçi” olarak onuru korunmalıdır. Günümüzde ciddi servet eşitsizliği ve dijital uçurumun bulunduğu koşullarda kurumsallaşmış ücretsiz zorunlu eğitim, ücretsiz mesleki eğitim ve insan kaynağı geliştirme programları uygulanmalı; halkın kültürel düzeyi, bilimsel-teknolojik okuryazarlığı ve mesleki becerileri sürekli geliştirilerek akıllı toplumun ve gelecekteki komünist toplumun artan ihtiyaçlarına uyum sağlaması güvence altına alınmalıdır. Ancak bu şekilde akıllı toplum ve komünist toplumun inşası için sürekli yüksek nitelikli emek gücü yetiştirilebilir ve geniş halk kitlelerinin kendi niteliklerini geliştirememeleri ya da gerekli mesleki becerileri edinememeleri nedeniyle istihdam, yeniden istihdam ve toplumsal yükselme imkânlarından mahrum kalmaları önlenebilir.

Beşincisi, akıllı ekonominin gelişimiyle uyumlu, adil ve rasyonel bir toplumsal iş bölümü sistemi kurulmalıdır. Toplumun dijitalleşmesi, otomatikleşmesi ve akıllılaşması sürecinde sanayi çağında ortaya çıkan, insanı yabancılaştıran eski toplumsal iş bölümü modeli artık ne çağın gereklerine uygundur ne de rasyoneldir. Ayrıca çok sayıda iş, hâlihazırda akıllı sistemler ve akıllı robotlar tarafından üstlenilmiş ya da üstlenilebilir durumdadır. Bu koşullar altında, akıllı toplum yönetişiminin değer ilkeleri temel alınarak bilim ve teknoloji insanları ile iş gücüne ilişkin büyük veri tabanlarına dayanan bir “akıllı iş bölümü modeli” oluşturulmalıdır. Toplumsal iş bölümü, toplumun bütün üyelerinin ilgi alanları, tercihleri, yetenekleri ve istekleri doğrultusunda düzenlenmeli; aynı zamanda gerektiğinde dinamik biçimde güncellenebilecek kurumsal mekanizmalar kurulmalıdır. Böyle bir “yeni normal” toplumsal iş bölümü içerisinde emek artık “yalnızca geçim aracı” olmayacak, insanların zorla katlandığı bir “angarya” olmaktan çıkacak; bunun yerine insanların aktif varoluş biçimine ve gerçekten “yaşamın birinci gereksinimi”ne dönüşecektir.

Altıncısı, “akıllı iş bölümü modeli” temelinde bütün toplum üyelerinin zorunlu çalışma süresi önemli ölçüde azaltılmalı; buna karşılık aktif varoluş ve özgür, çok yönlü gelişim için gerekli serbest zaman yaygın biçimde artırılmalıdır. Böylece bütün toplum üyelerinin emek açısından özgürleşmesi ve özgür, çok yönlü gelişimi için gerekli koşullar oluşturulabilir. Serbest zaman, insanın özgür ve çok yönlü gelişiminin ön koşuludur; ancak tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan, bu serbest zamanın nasıl değerlendirileceğidir. En ideal durumda insanlar sevdikleri işi yapma fırsatına sahip olmalı; serbest zamanlarını ilgi alanlarını, hobilerini ve yeteneklerini geliştirmek için kullanabilmeli; en çok ilgi duydukları, en çok sevdikleri ve en yetkin oldukları emek alanlarında yaratıcı katkılar sunabilmelidir. Böylece bireysel değerin gerçekleştirilmesi ve özgür, çok yönlü gelişim ile toplumsal üretimin gelişmesi ve toplumsal uygarlığın ilerlemesi organik biçimde birleşebilir. Eğer herkes yeterli ve kendine özgü bir özgür, çok yönlü gelişim imkânına kavuşursa, bütün toplum emekçilerin “herkesten yeteneğine göre”, “herkese ihtiyacına göre” ilkesini hayata geçirdiği bir “özgür bireyler birliği”ne dönüşebilir.

Sonuç olarak, tarihsel süreçler çoğu zaman bilimsel ve teknolojik devrimler tarafından tetiklenmekte ve teknolojinin kendi içindeki “yeniden yapılandırıcı” güç tarafından yönlendirilmektedir. Engels’in ifade ettiği gibi: “Marx’a göre bilim, tarihte devrimci bir rol oynayan itici bir güçtür.” Üretim araçlarını yenileyen, üretim alanlarını genişleten, üretim unsurlarını harekete geçiren ve emek verimliliğini artıran ileri bir bilim ve teknoloji olarak yapay zekânın hızla gelişmesi ile ekonomi ve toplumun akıllılaşması, hâlihazırda bir dizi önemli toplumsal ve tarihsel dönüşümü başlatmış ya da başlatmaktadır; bunun sonucunda komünist toplum olarak tanımlanan yeni bir toplumsal sistem ortaya çıkmaktadır. Günümüzde gelişmiş kapitalist ülkelerin bilgi teknolojileri ve akıllı teknolojiler alanındaki yenilikleri ile akıllı ekonomi ve akıllı şehirlerin hızlı gelişimi, bir yandan üretici güçleri büyük ölçüde geliştirerek kapitalistlere olağanüstü kârlar sağlamış, mevcut gelir eşitsizliğini ve toplumsal ayrışmayı derinleştirmiş; diğer yandan ise toplumsal altyapıyı yeniden kurmuş, toplumsal örgütlenme biçimlerini ve toplumsal yönetişim sistemini yeniden yapılandırarak komünist toplumun ortaya çıkması için gerekli koşulları hazırlamıştır. Bu tarihsel dönüşüm sürecinde Marksistlerin kurama, sisteme ve izlenen yola olan güvenlerini kararlılıkla korumaları; Francis Fukuyama’nın “tarihin sonu” (yani komünizmin başarısız olduğu) tezi, “komünizm ütopyadır” görüşü ve “komünizmin gerçekleşmesi mümkün değildir” iddiası gibi düşünceleri açık biçimde eleştirmeleri gerekmektedir. Aynı zamanda Marx ve Engels’in kendi dönemlerinde yaptığı gibi, bilim ve teknolojideki devrimci ilerlemeleri “içten bir sevinçle” karşılamalı; büyük teknolojik devrimlerin kuramsal ve pratik anlamını ortaya çıkarmalı; teknolojinin gücünü toplumu dönüştürmek için kullanmalı ve komünist toplumun daha kısa sürede gerçekleşmesine katkı sağlayacak koşulları oluşturarak bu sürece bilgi ve emekleriyle katkıda bulunmalıdırlar.

Kaynakça:

Marx, Karl; Engels, Friedrich. Komünist Manifesto. Pekin: Halk Yayınevi, 2014.

Engels, Friedrich. Sosyalizmin Ütopyadan Bilime Gelişimi. Pekin: Halk Yayınevi, 2014.

Nive, Dahr (ed.). Bilgi Ekonomisi. Çev. Fan Chunliang, Leng Min vd. Zhuhai: Zhuhai Yayınevi, 1998.

Hitachi–Tokyo Üniversitesi Laboratuvarı. Toplum 5.0: İnsan Merkezli Süper Akıllı Toplum. Çev. Shen Dingxin. Pekin: Makine Sanayii Yayınevi, 2020.

Harari, Yuval Noah. Homo Deus: Yarının Kısa Tarihi. Çev. Lin Junhong. Pekin: CITIC Yayınevi, 2017.

Sun, Weiping. “Bilgi Toplumu ve Temel Özellikleri.” Felsefi Eğilimler (哲学动态), 2010, Sayı 9.

Lan, Jiang. “Yapay Zekâ ve Geleceğin Sosyalizminin Olanaklılığı.” Çağdaş Dünya ve Sosyalizm (当代世界与社会主义), 2019, Sayı 6.

Yang, Shuming. “İnsan Toplumunun Evriminin Mantığı ve Eğilimi: Akıllı Toplum ile Sanayi Toplumunun Eşzamanlı İlerlemesi.” Teori Aylığı (理论月刊), 2020, Sayı 9.

Paylaş
Paylaş: