İnternet sitemizde başlattığımız “Odyssey! Batı’nın Gözü Şimdi de Destanlarda mı?” başlıklı dosyamıza Sinema Yazarı Tunca Arslan’la yaptığımız röportaj ile devam ediyoruz. Arslan, mitolojik hikâyelerden hareketle yapılan uyarlamaların efsanelerin yolculuğunu ileriye taşıdığını ifade etti. Nolan’ın destanın özüne büyük oranda sadık kaldığını düşündüğünü belirten Arslan, “Homeros’tan hareketle ne kadar güçlü bir eser yaratıldığıyla ölçülmesi gerektiği kanısındayım.” görüşünü paylaştı.
Arslan Odysseus’un bugüne yansımalarına değinerek şu değerlendirmeleri yaptı:
“Truva Savaşı’nın, Odysseus’un ruh hali bakımından bir “Pirus Zaferi” olarak sunulduğu da düşünülürse, günümüzdeki Batı gerçekliğinin, İran-ABD savaşında yer alan USS Abraham Lincoln uçak gemisinde psikolojik sağlıkları bozulan, intihar eğilimli Amerikalı askerlerde yansıdığı kanısındayım.”
“Her Çağ Kendi Odysseus’unu Yarattı”
Soru: Odysseus anlatısının hem sinemada hem de diğer sanat dallarında sürekli gündemde tutulmasının nedenleri nelerdir?
Yaygın görüşe göre Anadolulu olan Homeros’un “Odysseia”sı, “İlyada”yla birlikte uygarlığımızın ilk romanı kabul edilen, devasa bir metin. Çağlara dayanmış, sürekli göz önünde olmuş, dilden dile aktarılmış ve doğal olarak diğer sanat dallarını da etkilemiş. Tiyatrodan resme, müzikten sinemaya ve çağdaş popüler kültürün diğer alanlarına açılan yelpazede hep diri tutulmuş ve bir anlamda her çağın kendi Odysseus’unu yaratmasıyla yeniden üretilmiş.
Tüm edebiyat tarihinin özünde, “İncil”deki hikâyelerin tekrar edilmesinin yattığını ileri süren görüşler vardır. Bu yaklaşım asıl “Odysseia” için geçerlidir. Savaş, macera, kahramanlık, seyahat, aşk, büyü, doğaüstü yaratıklar, evlilik, eve dönüş, taht kavgası vb. temaların yoğun olarak yer aldığı metin, içerdiği zengin görsellikle, değişik dallardaki sanatçılar için bol miktarda malzeme verir. Her uyarlamada ortaya mitolojik bir sanat eserinin çıkması da şart değildir; yeni yorumlamalar, efsanenin çağlar boyunca süren yolculuğunu bir adım ileri götürür, yeni döneme uyarlar. Odysseus, yalnızca antik dönemin bir kahramanı değildir ve bu niteliğiyle bir uzay destanına (“A Space Odyssey”, Stanley Kubrick, 1968) bile konu edilebilmiştir. Yurdunu ve kendini arayan bir kahraman, ister yerde olsun ister gökte, yabancılaşmaya karşı koyuşun ifadesidir ve zamanı aşmış durumdadır. Dolayısıyla çok sayıda uyarlamaya konu olması gayet doğaldır ve devamı da gelecektir.
Nolan Destana Sadık Kaldı
Soru: Nolan’ın anlatımı hakkında ne düşünüyorsunuz? Esas metin ile perdede farklılıklar var mıydı?
Nolan’ın filminin, kimi küçük ayrıntılardaki farklılıklar dışında destanın özüne ve biçimine sadık kaldığını düşünüyorum. Finaldeki değişiklik-eklemeyi ise çok da önemli bulmuyorum.
Örneğin Theo Angelopoulos’un “Ulis’in Bakışı” (Ulysses’ Gaze, 1995) ya da Coen Kardeşler’in “Nerdesin Be Birader?” (O Brother, Where Art Thou, 2000) filmleri sinema tarihinde “Odysseia” uyarlaması olarak geçerler ama alabildiğine serbest uyarlamalar söz konusudur, orijinal metinle bağlantıları hemen hiç yoktur. Ya da James Joyce’un “Ulysses” romanı… O da Homeros’un “Odysseia”sından yalnızca tema düzeyinde yararlanan, onu modernize yoruma uğratan ve ortaya “bambaşka” şeyler koyan bir yapıttır.
Bu ve benzeri örneklerle karşılaştırıldığında Nolan’ın Homeros’un destanını çok iyi “okuduğunu” ve “aynen” olmasa bile yüzde 90 oranında bağlı kaldığını söyleyebilirim. Ek olarak, anlatım biçiminin de oldukça yalın, destanı okumuş ya da az çok bilenler için gayet anlaşılır düzeyde ve Nolan’ın önceki bazı filmleri gibi kafa karıştırıcı olmadığını da belirteyim. Kaldı ki bir Homeros uyarlamasının başarısının, Homeros’a ne kadar sadık kalındığıyla değil, Homeros’tan hareketle ne kadar güçlü bir eser yaratıldığıyla ölçülmesi gerektiği kanısındayım.
Batı Odysseus’tan Bugün Ne Anlıyor?
Soru: Homeros’un anlattığı hikâye sizce biz ne anlatıyor? Bugünkü Batı, bu hikayeden ne anlıyor?
Bugünden bakıldığında, özellikle de Batı seyircisi-okurunun zihninde, zaferle sonuçlanmış olsa bile olsa savaştan yorgun ve pişman çıkan, erdemini kaybetmiş, yabancılaşmış bir kahramanın uzun bir yolculuk sonunda kendisini ve evini bulma arayışı şeklinde beliriyor “Odysseia”. İthaka’ya muzaffer bir komutan ve kral olarak değil de bir dilenci kılığında dönmesi, iffetin sembolü olan karısı Penelope’den bile saklanması ve onca maceradan sonra tahtına oturmak isteyen taliplerle mücadelesi, Odysseus’un kaybettiği kimliğine tekrar kavuşma çabasına, gerçekte ait olduğu dünyaya geri dönüş isteğine karşılık geliyor kuşkusuz.
Batı dünyası, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sürekli (adı konmuş ya da konmamış) savaşlar içinde ve henüz bir zafer kazanmış değil. Truva Savaşı’nın, Odysseus’un ruh hali bakımından bir “Pirus Zaferi” olarak sunulduğu da düşünülürse, günümüzdeki Batı gerçekliğinin, İran-ABD savaşında yer alan USS Abraham Lincoln uçak gemisinde psikolojik sağlıkları bozulan, intihar eğilimli Amerikalı askerlerde yansıdığı kanısındayım. Nolan’ın Odysseus’u da travmatize olmuş, ciddi suçluluk duygusu içinde bulunan, savaşın ağırlığını üzerinde taşıyan ve evine dönmek isteyen bir karakter neticede.



