Yapay Zekâ’nın Geleceğini Kim Kontrol Edecek?

Yapay Zekâ’nın Geleceğini Kim Kontrol Edecek?
Picture of Gökalp Erbaş Yazdı
Gökalp Erbaş Yazdı

Amerikalı Senatör Bernie Sanders Haziran 2026’da ABD Kongresine “Amerikan Yapay Zekâ Ulusal Varlık Fonu Yasası” isimli bir yasa tasarısı sundu. Tasarı hala beklemede ve kanunlaşma şansı da pek gözükmüyor. Ancak Sanders’ın ve ondan önce de benzer formlarda çeşitli uzmanların önerdikleri halihazırda yapay zekaya hükmeden büyük teknoloji şirketleri üzerinde bir kamusal denetim mekanizması kurma fikri üzerinde durulması gereken bir soruya dayanıyor: Hayatımızı her geçen gün daha çok etkileyen bu gücü kim kontrol edecek?

Sanders’ın çözümü ilk önce büyük yapay zeka şirketlerinin yönetimine federal hükumeti %50 hisse devri ile eşit paydaş olarak dahil ederek kritik kararlarda kamu yararını koruma altına almak. İkinci olarak ise bir ulusal fon yaratarak yapay zekadan doğan büyük kâr üzerinden tüm vatandaşlara düzenli temettü gelirleri sağlamak. Bu yöntem halihazırda çeşitli ülkelerde petrol satışları gibi devasa gelirlerden kamuyu yararlandırmak için kullanılıyor. Bu çözümün bu haliyle bile oldukça “radikal” olduğu öne sürülse de aslında çözümün hisse devri haricindeki kısmı Musk ve Altman gibi “tekno-oligarklar” tarafından da dile getiriliyor. Bu durum bile tek başına yapay zekanın geleceği hakkında düşünürken yalnızca oluşan devasa kârların bölüşümüne odaklanma konusunda bizi şüphelendirmeli. Odaklanılması gereken asıl nokta bu şirketlerin bu devasa kârlarını üzerine bina ettikleri sermaye: İnsanlığın bugüne kadar oluşturduğu bilgi hazinesi.

Yapay zekâ şirketleri Meta ve OpenAI’ın modelleri için internetten korsan kitaplar indirmesinin ortaya çıkması gibi birçok örnekte görüldüğü üzere modellerini yaratmak ve beslemek için insanlığın yarattığı bilgi hazinesini kullandılar. Yani aslında bu devasa özel kârları insanlık tarihindeki en büyük toplumsal müşterek üzerine bina ettiler. Şimdi ise onlara bütün ilksel sermayelerini sağlayan bu veri havuzuna dijital çitler çekerek mülkiyet hakkı oluşturuyorlar. İnsanlığa vadettikleri ise zaten halihazırda onlardan çaldığı üzerinden onlara “paylar” vererek mülkiyetlerini korumak. Elon Musk’ın ilk başta kulağa hoş gelen  “evrensel temel gelir” gibi vaatleri aslında doğaları gereği işbirliğine, açık kaynağa ve sınır tanımayan paylaşıma yönelik olan bilgi ve yazılım gibi üretici güçlerin yarattığı mülkiyet krizini yapay zekâ üzerinde bir hakimiyet ile yapay kıtlık yaratarak teknoloji şirketleri lehine çözmekten ibaret.

 Teknoloji devlerinin beyanlarında gördüğümüz Silikon Vadisi’nde gezinen sahte komünizm hayaleti de yine bu senaryonun doruk noktası: özel mülkiyetin korunduğu; tamamen robot emeğine dayanarak proletaryanın ve dolayısıyla sınıf savaşımının devre dışı bırakıldığı; dağıtılan sadakalar ile hak değil ancak ‘tüketim eşitliği’ yaratıldığı bir burjuva sosyalizmi. Yine Batı’nın Çin’in son yıllardaki inovasyon atağına karşı “fikri mülkiyet” çığlıkları atmasını ve yapay zekâ şirketlerinin Çin’in açık kaynak kodlu yapay zekâ modellerini “ulusal güvenliğe tehdit” olarak ilan etmeleri de ancak bu bağlamda değerlendirildiğinde yerlerine oturuyor.

Bernie Sanders’ın, sunduğu yasa tasarısını temellendirdiği New York Times makalesinin çevirisini de yapay zekânın daha görünür kıldığı bu mülkiyet krizine karşı siyasi-hukuki tepkinin bir örneğini teşkil ettiği için aşağıya ekliyoruz:

“Yapay zekâ, neredeyse kesin olarak dünya tarihinin en dönüştürücü teknolojisi olacaktır. Ülkemizdeki her erkeğin, kadının ve çocuğun yaşamını derinden etkileyecektir. Ekonomimize, demokrasimize, duygusal esenliğimize, çevremize ve çocuklarımızı nasıl eğitip yetiştirdiğimize hayal bile edilemeyecek değişiklikler getirecektir ve halihazırda getirmektedir. Dahası, yapay zekâ insanlardan daha akıllı hale geldikçe, potansiyel olarak felaket niteliğinde sonuçlar doğuracak şekilde bağımsız olarak çalışacağına dair çok gerçek bir korku bulunmaktadır.

Öyleyse mesele, yapay zekânın dünyayı değiştirip değiştirmeyeceği değildir. Değiştirecektir. Soru şudur: Bu geleceğe kim sahip olacak ve onu kim kontrol edecek? Bundan kim faydalanacak ve kim zarar görecek? Yapay zekâ emekçi ailelerin hayatını daha iyi hale getirmek için mi kullanılacak? Yaşam kalitemizi zenginleştirecek mi? Yoksulluğu ortadan kaldırmamıza, yaşam beklentisini uzatmamıza ve iklim krizini çözmemize yardımcı olacak mı? Yoksa insanlığın geleceği; neredeyse hiçbir demokratik katılım olmaksızın yapay zekâyı teşvik edip geliştiren, bugün olduklarından bile daha zengin ve güçlü hale gelmeye hazırlanan bir avuç milyarder tarafından mı belirlenecek?

Önümüzdeki seçenek budur.

Açık konuşalım. Yapay zekâ yoktan var edilmedi. Üretken yapay zekâ araçları tarafından kullanılan veri ve dil, öylece Sam Altman’ın aklına veya Elon Musk’ın hayal gücüne düşüvermedi. Yapay zekâ; nesiller boyunca uzanan kitaplarımız, şarkılarımız, sanat eserlerimiz, gazeteciliğimiz, bilgisayar kodlarımız, bilimsel araştırmalarımız, videolarımız, sohbetlerimiz, görsellerimiz ve fikirlerimizden oluşan kolektif zekâmız üzerine inşa edilmiştir. Bu sadece Bernie Sanders’ın görüşü değildir. OpenAI’ın başındaki Bay Altman’a göre yapay zekâ modelleri, bizim ‘kolektif deneyimimiz, bilgimiz’ ve ‘insanlığın öğrendikleri’ üzerine eğitilmiştir.

Teknoloji oligarkları bu bilgiyi, modellerine büyük ölçüde izin almadan, hak teslim etmeden ve herhangi bir bedel ödemeden beslemiştir. Başka bir deyişle, milyonlarca insanın -yazarların, sanatçıların, müzisyenlerin, gazetecilerin, öğretmenlerin, bilim insanlarının ve sıradan yurttaşların – yaratıcı emeği, esasen dünyanın en zengin insanlarından bazıları tarafından çalınmıştır. Onu geri almamızın zamanı gelmiştir.

Yapay zekâ insanlığın kolektif bilgisi üzerine inşa edildiğine göre, ürettiği zenginlik de insanlığa fayda sağlamalıdır. Sadece Bay Musk’a, Bay Altman’a, Dario Amodei’ye ve şirketleri sektöre hükmedecek şekilde konumlanmış diğer kodamanlara değil. Sadece Silikon Vadisi’ndeki girişim sermayedarlarına ya da yapay zekâyı şüphesiz bir sonraki büyük servet devşirme makinesi olarak gören Wall Street’teki para yöneticilerine değil.

İşte bu nedenle yakında Amerikan Yapay Zekâ Ulusal Varlık Fonu Yasası’nı sunacağım. Bu yasa, ülkemizdeki en büyük yapay zekâ şirketlerinde kamuya doğrudan bir mülkiyet payı verecektir. Nasıl mı? OpenAI, Anthropic, xAI ve diğer şirketlerin kârları üzerinden değil; bundan çok daha değerli bir şeyle, yani hisse senediyle ödenecek tek seferlik yüzde 50’lik bir vergi aracılığıyla bir ulusal varlık fonu oluşturacaktır.

Bu yasa kabul edilirse iki hayati şeyi başaracaktır. İlk olarak, bu teknolojinin geleceğini belirlemede kamuya doğrudan bir rol verecektir. Yapay zekânın geleceği ve insan yaşamına getireceği dönüşüm, artık bir avuç Büyük Teknoloji oligarkı tarafından dikte edilmeyecektir. Federal hükümet; oy hakkı bulunan hisseleri ve her şirketin yönetim kurulundaki eşit temsiliyeti aracılığıyla yurttaşlarımıza zarar veren kararları engelleme ve onlara fayda sağlayan politikaları ileri sürme gücüne sahip olacaktır.

İkinci olarak bu yasa, yapay zekânın üretebileceği trilyonlarca doların yalnızca dünyanın en zengin insanlarını daha da zenginleştirmek için değil, hepimizin hayatını iyileştirmek için kullanılmasını garanti altına alacaktır. Eğer büyük yapay zekâ şirketleri birçok analistin beklediği gibi hızla büyümeye devam ederse, ulusal varlık fonunun değeri de büyüyecek ve Amerikan halkına sağlanan faydalar da bununla birlikte artacaktır.

Bu orijinal bir fikir değildir. Akademisyenler tarafından da önerilmiştir. Amerika’daki bazı önde gelen yapay zekâ şirketleri tarafından desteklenmiştir. Örneğin OpenAI, geçtiğimiz günlerde ‘finansal piyasalarda yatırımı olmayanlar da dahil olmak üzere her yurttaşa yapay zeka güdümlü ekonomik büyümeden pay sağlayan bir kamu servet fonu’ kurulmasını önermiştir. Bay Amodei liderliğindeki Anthropic de benzer şekilde ‘yapay zekada pay sahibi olan ulusal varlık fonlarının’ kurulmasını teklif etmiştir. xAI’ı yöneten Bay Musk ise şöyle yazmıştır: ‘Federal hükümet tarafından kesilen çekler aracılığıyla Evrensel YÜKSEK GELİR, yapay zekanın neden olduğu işsizlikle mücadele etmenin en iyi yoludur.’

Sıradan insanların ulusal zenginlikten yararlanmasını sağlamak için tüm dünyada düzinelerce ulusal varlık fonu bulunmaktadır. Dünyanın en büyüklerinden biri olan Norveç’in ulusal varlık fonu, ülkenin petrol zenginliğinden finanse edilmiştir ve şu anda değeri 2 trilyon doların üzerindedir. Bu ulusal kaynağın tüm getirilerini cebe indiren birkaç petrol yöneticisi yerine Norveç, bu zenginliğin tüm halkının yaşamını iyileştirmek için kullanılması gerektiği kararını almıştır.

Bu kavram halihazırda kendi ülkemizde de uygulamaya konmuştur. Elli yıl önce Alaska, eyaletin petrol gelirlerinden bir ulusal varlık fonu oluşturdu. On yıllardır Alaskalılara doğrudan yıllık kâr payı ödemektedir. Dahası, ülke genelindeki eyaletlerde bulunan kamu emeklilik fonları, tüm Amerika’daki şirketlerin yüz milyarlarca dolarlık hissesini elinde tutmaktadır. Hatta Başkan Trump bile bir başkanlık kararnamesinde Amerikan ulusal varlık fonu kurulmasını önermiştir.

Başlangıç olarak, bu fonun üreteceği trilyonlarca olmasa bile milyarlarca dolar, Amerikan halkına doğrudan ödemeler sağlayacaktır. Ve fon daha fazla zenginlik ürettikçe, elde edilen gelirler; sağlık, eğitim ve barınma da dahil olmak üzere ülkemizdeki her erkeğin, kadının ve çocuğun insanca ve onurlu bir yaşam standardına sahip olmasını sağlamak için kullanılacaktır.

Hükümetin bir şirkette -özellikle de yapay zekânın faaliyetlerinin yalnızca bir parçasını oluşturduğu bir şirkette- büyük bir hisseye sahip olmasının karmaşık bir konu olduğunun farkında olduğumu söylememe gerek bile yok. Belirli harcama öncelikleri ve uygulama mekaniği de dahil olmak üzere daha fazla ayrıntı, önümüzdeki haftalarda açıklayacağım yasa tasarısında yer alacaktır.

Ancak ilke basittir: Kamusal bir kaynak zenginlik ürettiğinde, kamu da bu zenginlikten pay almalıdır. Yapay zekâ petrolden çok daha değerli bir kamusal kaynak üzerine inşa edilmektedir: İnsanlığın birikmiş bilgisi, yaratıcılığı ve emeği.

Yapay zekânın geleceği ve insanlığın kaderi, Silikon Vadisi’ndeki kapalı kapılar ardında karara bağlanmamalıdır. Güçlerini ve kârlarını azamiye çıkarmaya çalışan milyarderler tarafından dikte edilmemelidir. İşçiler, ebeveynler, öğretmenler, sanatçılar, bilim insanları, topluluklar ve Amerikan halkı tarafından kararlaştırılmalıdır. Bu bizim geleceğimizdir. Ona biz karar vermeliyiz.”

Paylaş
Paylaş: