Hayrettin Sunak
Tarihi bir dönemden geçiyoruz. ABD Hegemonyası geriliyor, Avro Atlantik İttifakı dağılıyor, BRİCS ve ŞİÖ’de temsil edilen Küresel Güney ülkeleri Küresel Siyasetteki ağırlığını artırıyor. Eski düzen çöküyor, yeni bir düzen kuruluyor. Elbette bu kolay olmayacak, içinde ciddi çatışmaları, krizleri hatta savaşları barındıracaktır.
7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak olarak NATO zirvesi işte bu tarihi döneme denk gelmektedir. NATO içindeki çelişkiler derinleşmektedir. NATO’nun fiilen bölünmüş görünmektedir. ABD, ittifak içindeki sorumluluğunu dağıtmak istemektedir. Aynı zamanda Rusya’ya nazaran, önceliğini Çin’e vermektedir. Donald Trump, NATO’yu yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nin dış askerî operasyonlarını kolaylaştıran bir mekanizma olarak görmektedir. Bu sebeple özellikle Avrupa’nın daha fazla sorumluluk almasını istemektedir.
ABD, Avro Atlantik İttifakı’nın alışagelmiş alışkanlarını terk etme eğilimindedir. Avrupa’nın küreselci elitleri ise bunu reddetmektedir. Avrupa’nın Çin ile kurduğu ilişkiler, Grönland konusunda aldıkları tavır ve İran Savaşı’na destek olmamaları bunun en temel göstergelerindendir.
Zirvenin en önemli gündemi Rusya-Ukrayna Savaşı, Çin ve İran olacaktır. Ancak NATO içinde bu 3 temel meseleye ilişkin bir ortak yaklaşım bulunmamaktadır. Avrupa ve ABD arasında ciddi sorunlar vardır. Ayrıca Avrupa içinde de gelip geçicisi olmayan çelişkiler vardır.
Bilindiği gibi NATO’nun 2022 Stratejik Konsepti’nde Çin’e ilk kez yer verilmiş ve Çin’in “açıklanmış hedefleri ve işbirliği politikalarının çıkarlarımıza, güvenliğimize ve değerlerimize meydan okuduğu” belirtilmişti. Xi Jinping ve Donald Trump ile yapılan görüşmede, Çin tarafı Tayvan’ın kırmızı çizgileri olduğunu ve Tayvan için gerekirse savaşabileceklerini açıkça belirtmişti. Japonya, Güney Kore, Avustralya gibi ülkeler bölgedeki ABD’nin geleneksel müttefikleridir. Bu ülkeler yer yer Çin ile gerginlik yaşamaktadır. Ancak İran Savaşı örneğinde de görüldüğü gibi, ABD müttefiklerini koruyamaktadır. Hatta ABD savaş sırasında birçok hava savunma sistemini Pasifik’ten Batı Asya’ya kaydırmak zorunda kalmıştır. Çin ise ABD’nin bu zaafiyetlerini değerlendirmiş, adı geçen ülkelere olan baskısını arttırmıştır. Japonya’nın Tayvan konusundaki geri adımı da bu bakımdan dikkate değerdir. NATO için Avrupa’daki muhtemelen bölünme kadar, Pasifik’teki durum da hayati bir önem taşımaktadır.
NATO’nun Güneyinden gelen terör tehdidi henüz bitmemiştir. Terör, Afrika ve Orta Doğu’dan Avrupa’ya yeni mülteci akınlarını tetikleyebilir. Jama’at Nusrat al-Islam wal-Muslimin (JNIM), Batı Afrika İslam Devleti (ISWAP), El-Şebab, DEAŞ (ISIS), Hizbullah faaliyetlerini devam ettirmektedir.
Bu örgütlerin imha edilmesi ve kontrol altında alınması kolay değil. Bu sebeple NATO’nun savunmasında ciddi zaafiyetlere yol açmaktadır.
Yemen’deki Husiler ise devlet düzeyindedir, İran’ın desteğiyle Babülmendep Boğazı’nı tamamen kapatacak güçtedir. Hürmüz’ün kapatılmasıyla birlikte, burasının da kapanması küresel ölçekte bir felakete yol açabilir bundan da en fazla Avrupa etkilenecektir.
Görüldüğü gibi NATO’nun Avrupa’da, Pasifik’te, Hürmüz’de ve Güney’de çözülmeyi bekleyen çok ciddi sorunlar vardır. Buna rağmen NATO’da çözüm konusunda farklı yaklaşımları vardır ve bu farklı yaklaşımlar NATO’nun dağılmasına yol açabilecek niteliktedir.
Bu örgütlerin tehlikesi, bölgedeki durumu mümkün olan en kısa sürede istikrarsızlaştırabilmeleri ve NATO’nun savunmasında bir gedik oluşturabilmelerinde yatmaktadır. Yemen’deki Husiler ise, İran’a verdikleri destek göz önünde bulundurulduğunda, Babülmendep Boğazı’nın kapanmasına yol açabilecek bir unsur hâline gelebilir; bu da küresel ölçekte ekonomik bir felaketle sonuçlanacaktır.



