İran – ABD Mutabakatı (1)

İran – ABD Mutabakatı (1)
Picture of Prof. Dr. Vişne Korkmaz Yazdı
Prof. Dr. Vişne Korkmaz Yazdı

          Tavizler ve Kazanımlar | İran’ın Büyük Diplomatik Başarısı

İran İslam Cumhuriyeti ile ABD-İsrail arasındaki savaşta son dönemece gelindi. 14 Haziran 2026 tarihinde ABD ile mutabakat imzalayacaklarını duyuran İran İslam Cumhuriyeti, gelinen noktayı “aylarca süren görüşmelerin, sürekli takiplerin ve bu alandaki çeşitli iletişimlerin ürünü” olarak gördüklerini ifade etti.

          İran ile ABD arasında imzalanacak olan mutabakatı Nişantaşı Üniversitesi Öğr. Ü. Prof. Dr. Vişne Korkmaz ile değerlendirdik. Röportajı teoridergisi.com sorumlusu Yiğit Çınar yaptı.

Savaşın ABD’nin küresel hegemonyası üzerindeki etkisi ne olacaktır?

Öncelikle bu soruya cevap vermek şu an için hem mümkün hem değil.

Mümkün değil çünkü sürecin devamında görüşmelerde ne olacağına, tarafların ne elde edeceğine bakmak gerek. Dün varılan anlaşma nihai bir anlaşma değil, taraflar savaşı sona erdirmek için müzakereler (60 gün sürecek) konusunda ortak anlayış birliğine ulaştıkları konusunda anlaştılar. Mehr Ajansı 14 maddelik anlaşma detaylarını iki gün önce yayınlamış, Trump sosyal medyasında bu detayları yalanlamıştı. Dün yapılan anlaşmanın detayları ise yayınlanmadı, bu ilk 30 günlük süreçte ve 60 günlük süreçte yapılacaklara esneklik tanımak için bilinçli bir bulanıklaştırma. Dolayısıyla iki tarafın belli tavizler verdiğini, vermek zorunda kalacaklarını hesaplayabiliriz. Ayrıca her iki tarafın da kazanımları olacaktır. Bu kazanımları, yani ABD’nin ne elde ettiğini görmeden yukarıdaki soruya cevap vermek çok zor.

Kazanımlar hanesinde ne artı, ne eksi değerlendirmesini yapabilmek için ABD’nin savaş amaçlarına bakmak gerek. ABD’nin İsrail ile birleşen ve ayrışan, Washington için önemli iki temel amaç var. İlki ABD’nin 6 Gün ve 100 Gün- diyelim son savaşa- savaşlarına girme sebebiydi: İran nükleer programı meselesini kendi istediği şekilde sona erdirmek. Bu konuda İran’ın nükleer programını sınırlandırmayı kabul etmesini bekliyoruz. Fakat Trump’ın NY Times’a yaptığı açıklamalardan anladığımız kadarıyla sıfır zenginleştirme artık bir şart değil. Dolayısıyla 2015 JCPOA Anlaşmasının (İran Nükleer Anlaşmasının) bir benzeri karşımızda olacak. Zaten İran’a yönelik yaptırımların kalkması ve dondurulmuş varlıkların serbest kalması meselesi de nükleer görüşmelerin olacağı sürece bırakılmış görünüyor (ben bu sürecin uzayacağını düşünüyorum). İran için zenginleştirme hakkını garantilemek, nükleer programı vurulmuş bir aktör olarak, önemli bir kazanç. ABD 2025 ve 2026 savaşlarında İran ile anlaşmadan İran’ın nükleer silahlanma opsiyonunu tamamen, sadece güç kullanarak ortadan kaldıramadığını gördü sonucuna varılabilir. Bu çok önemli. İran’ın nükleer eşik stratejisi işe yaradı (vurulmayı engelleyememekle beraber, pazarlık kozu olarak işe yaradı) diyebiliriz. Bekasını İran gibi kapasitelerle garantileyen aktörler için ilginç bir örnek olacak İran örneği bu yüzden. Ama İran’daki Yüksek Derecede Zenginleştirilmiş Uranyum’un (YDZU) nasıl ve kimin denetiminde seyreltileceği, İran’ın nükleer silah geliştirmesini önleyecek JCPOA (sınırlandırma) ötesi nasıl bir ilkeler/kurallar getirileceği, bunun NPT ile nasıl bütünleşeceği ve İran’ın caydırıcılığını (bekasını sağlamanın ötesinde saldırılamazlığı garantileyecek şekilde) hangi garantilerle güçlendireceği belli değil. Eğer bu saydığım tüm hususlarda ABD taviz verir, İran istediğini alırsa bu İran için büyük bir kazanç olur. ABD için YDZU’nun geleceği meselesinin en önemli husus olmaya başladığını düşünüyorum. Güç kullanarak halledemese de anlaşma yoluyla bu meseleyi halletmesi Washington hatta Tel Aviv için önemli. Şu an için İran füze programı ABD için tehdit değil, müttefiklerin vurulması da Washington’u çok ilgilendirmiyor. İran’ın nükleer programını kısıtlayan, uranyumun seyreltilmesini garantileyen her anlaşmayı “başarı” olarak satacaktır ABD.

İkinci mesele Hürmüz. Mehr ajansı, Hürmüz’ün İran’ın şartları doğrultusunda açılacağını ve İran’a yönelik deniz ablukasının kalktığını duyurdu. Trump, hiçbir ücret ödenmeden Hürmüz’ün açık olacağını söyledi. İki tarafın açıklaması arasında derin bir fark var. Eğer ABD, Hürmüz’ün eski statüsünde açılmasını garantileyemezse bu ABD için ciddi bir stratejik kayıptır. Bir büyük güç olarak asimetrik savaşa karşı başarılı olamadığı görülecek. Tabi Hürmüz, açılacak. ABD, mayın temizlemenin başlayacağını duyurdu. İran -bundan para kazansın ya da kazanmasın- Hürmüz açık olduğu sürece ABD kendi kendini soktuğu çıkmazdan kurtulmuş demektir. 100 Gün savaşında Washington stratejik hata yaptı, eğer Hürmüz eski statüsüne dönmez ise bu da o hatanın bedeli olur. Dönerse, zaten ABD çıkmazdan kendini -gücünün algısına da çok zarar getirmeden- kurtarmış olacak.

Bu arada soruya cevap vermek bir yönüyle de mümkün çünkü -İran’da rejimin ve devletin bekasını Rejim garantilemiş görünüyor-

ABD, Ortadoğu’yu gücü üzerinden şekillendirme bunu da İran’da rejim değişimi üzerinden yapma amacında bu sefer başarılı olamadı. İran, beka stratejisinin işlediğini gösterdi. ABD, artık Ortadoğu’nun yeni dizaynını düşünürken bu başarısızlığını dikkate alacak. Ama eğer anlaşılırsa savaşın uzamasına da çok izin vermedi. Dolayısıyla ABD’nin inkar aracılığı ile caydırıcılığı zarar gördü. Trump yönetimi yeni hedeflere koşarken zorlanacaktır ama yutulmak istenen her aktörün İran gibi bir gücü yok, yani Trump’ın saldırganlığının maliyeti ABD için bu savaşla arttı ama saldırgan strateji izleme kapasitesi -kısa dönemli aksama dışında- daralmadı. Bu bir büyük güç savaşı olsaydı başka şey söylerdik ama büyük güçler hata yapabilir, küçük ya da bölgesel güçlere karşı yenilebilir de. Bu da eğer ABD, yukarıdaki tüm konularla tavizle olayı noktalarsa, bölgesel güce karşı amacını gerçekleştiremediği bir büyük güç hatası olacak. Diğer büyük güçler de benzer hataları yapıyorlar, ABD ordusunun asimetrik savaşlara daha hazır olması gerekiyormuş. Hazırlıklı değilmiş, çok şaşırmadık aslında.

İran’ın önemli bir zafer kazandığı konuşuluyor. ABD ve İsrail’i bölgede nasıl bir gelecek bekliyor? ABD ve İsrail savaştaki hedeflerini gerçekleştiremedilier. Hatta İran Hürmüz Boğazı üzerinde egemenliğini güçlendirdi. Bu sonuçlar ABD ve  İsrail’deki politik süreçleri nasıl etkiler? Yeni paradigmaların önünü açabilir mi?

Eğer Mehr’deki şartlar üzerinde anlaşılmışsa İran için önemli bir zafer. Tabi çok zarar gördü, kendini toparlaması bir süre alacaktır. Yaptırımlar kalkar, dondurulmuş varlıklar serbest kalırsa İran ekonomisi bir hayat damarı bulacak. Körfez, bir yandan silahlanırken diğer yandan İran’ın uslu durması için ticaret ve para havuçlarını uzatacaktır. Bu İran’ın bölgeye -ileride savunma unsurlarını bırakmadan- entegrasyonu demek. 2015-2017 döneminde sonuç çok parlak olmamıştı fakat bu sefer hem İran’ın hem bölgenin daha fazla motivasyonu ve bu güçlü İran’ı dışlamadan dengeleyecek daha fazla mekanizması var. Başarı tabi, soğukkanlılığa, tecrübeye, korkuları belli bir düzeyde tutmaya bağlı. İsrail ise savaşmaya devam edecektir. İsrail’in radikal bir oyun bozucu olması ile İran’ı dengeleyici olarak görülmesi arasında büyük fark var. İkincinin olabilmesi için İsrail’in kendini radikalizmden kurtarması gerekiyor, aksi takdirde sürekli istikrarsızlık yaratan bir unsur olarak savaşa savaşa savaşa kendilerini köşeye sıkıştıracaklar.

Ateşkes Lübnan dahil tüm cepheleri kapsıyor. Şimdilik basına yansıyan şartlar arasında Hizbullah’ın silahsızlandırılması, İran’ın vekillere desteğini kesmesi ve füze programını sonlandırması yok. Zaten, İsrail JCPOA anlaşmasına karşıydı yani sınırlandırma anlaşmalarından memnun değil. Tüm istihbarat gücüne rağmen İran rejimi ve halkı konusunda İsrail yanıldı, yanılmayı tercih etti. İran tarafından doğrudan vurulabildiğini de biliyoruz. Bütün bunlar büyük bir kayıp İsrail adına, Netanyahu adına. Eğer YDZU seyreltilirse bunu Begin doktrini için bir başarı addedebilirler. Bu başarıyı da ABD olmasa sağlayamayacaklardı. Bu kadar başarısızlık Netanyahu’nun iktidarını sarsmalı, ama 7 Ekim’in, Gazze savaşının yükünü üzerinden atamamış bir toplumdan bahsediyoruz. Lübnan savaşını destekleyenler çoğunlukta. O nedenle seçimlerde bir değişim olacağından emin değilim. Sağduyulu bir hükümet gelmesi, bölgesel iyileşme için çok önemli olur elbette.

ABD seçimleri pek çok faktöre bağlı. Hala Trump, ABD emek kesiminden büyük destek görüyor. Bir-iki manevra ile bu desteği artırıp seçimlerden başarılı çıkabilir ya da çok başarısız çıkmamayı garantileyebilir. Bakarsınız kötü bir Küba sürprizi yapar. Küba diasporası dışında da Küba’nın yeniden kazanılmasını alkışlayacak ABD’de seçmen çok.

Paylaş
Paylaş: