Konuşan bir kalp… Hele sesi de gürse… Gözleri kör değilse ve bakmakla yetinmeyip görebiliyorsa, algısı açık, ufku genişse, yaşadıklarının yansımasını endişesiz ve saf dille haykırabiliyorsa, hissettiğini veya düşüncesini nüansa açık kapı bırakmadan kullandığı kelimelerle ifade ediyorsa, lisanını korkusuzca kullanıyorsa sahibine neler yazdırmaz ki? Çin’de edebiyat son dönemde sosyal sınıfların engellerini aşıp belli kültürel birikimi olan, entelektüel, belki akademisyen, kütüphaneler dolu kitabı okumaya vakti ve imkânı olan insanların tekelinden çıkarak sıradan insan denilen veya kendisinden umulmayan kişilerin yazdıklarıyla zenginleşiyor. Yemek teslimatçısı olarak çalışan Wang Jibing mesai aralarında karaladığı şiirlerle Çin’in en prestijli edebiyat ödüllerinden olan Lu Xun Edebiyat ödülünü kazanıyor. Li Venli kendi ifadesiyle sıradan bir köylü kadını olduğunu, uzun yıllar evlerde temizlik işlerinde çalıştığını söylüyor ve günlük tutma amacıyla başladığı yazma serüveni sonucunda “Pekin’de ev Hizmetlisi Olarak Çalıştım” adlı bir anı kitabı çıkarıyor. Yine Çin’de bir mağaza çalışanının şiir kitabı, bir mahalle görevlisinin denemeleri konuşuluyor.Üstünde yaşadığımız toprağın temelini sağlamlaştırmış böylesi nice çınarlara sahip olduğumuz için ben bu misallere şaşırmadım. Yüzyıllardır bu vatanda kök salmış, kabul görmüş herhangi bir tedrisattan geçmeden varlığının özünün farkına varıp insanının gözünden akan acıyı, sevinci mükemmel bir belagatle bir çırpıda söyleyivermiş kimler kimleri sayabileceğimiz için herhalde… Çünkü biz Yunus Emre’nin iki mısrasıyla kendimizden geçmiş, Karacaoğlan’ın sözleriyle aşkı derinden hissetmiş, Aşık Veysel’in dilinden dökülen cevheri defalarca düşünmüşüzdür ve bu eserlerin de ne boş vakit ne bir konfor ne de akademik birikim sonucu olmadığını da biliriz. Buna karşılık edebiyatta roman daha karmaşık, kurgusu, olay örgüsü, karakter seçimleri sebebiyle daha uzun solukludur. Bu nedenle dünyada şimdiye kadar büyük romancıların evet, çoğu eğitim almıştır. Fakat burada Jack London’dan bahsetmemek mümkün değil. Maddi imkansızlıklar nedeniyle düzensiz bir eğitim almış yazarın bir yükseköğrenim diploması yoktur ama okuması ve öğrenmesine hiçbir şey engel olamamıştır. On dört yaşında okulunu bırakıp konserve fabrikasında çalışmaktan tutun, denizcilik yaptığı, istiridye ve altın arayıcılığı gibi çok çeşitli işlerde de çalıştığını biliyoruz. Tüm bu zorlu hayatın arasında Halk Kütüphanesinde yoğun bir okuma süreci geçirmiş ve kendini son derece geliştirmiş yazarın en bilinen eserlerinden olan oldukça zeki ve meraklı Martin Eden karakteriyle yarı otobiyografik romanı dünya çapında meşhur olmuştur. Peyami Safa çocuk yaşta yakalandığı kemik veremi hastalığı sebebiyle liseyi yarıda bırakmış buna rağmen kendini tam anlamıyla yetiştirmiş bugün Türk Edebiyatına nadide eserler kazandırmıştır. Orhan Kemal ortaokuldan sonra eğitimini bırakmış, Kemal Tahir liseyi bitirememiştir. Listeyi ülkemizden ve dünyadan çok farklı dönemlerde yaşamış çok farklı şartlardan geçmiş ve edebiyata sayısız eser kazandırmış yüzlerce yazar veya şairi sayarak uzatabiliriz. En önemlisi ise bu insanların çoğunun ortak noktası ne bir akademik kariyere sahip olmaları ne de safahat içinde yaşamalarıdır. Sonuçta insan tefekkür kabiliyetine sahip bir varlıktır ve en büyük ihtiyaçlarından biri de anlaşılmak ve anlamlandırmaktır. Lisanına da hükmetme yeteneği varsa hangi sosyal sınıfa dahil olduğu veya maddi olanakları ona hiçbir engel teşkil etmez. Eğitim hayatı son derece donanımlı geçen belli yerlere gelen ama maalesef sığlardan bir adım ileriye geçememiş insanlarla da karşılaşabiliyorken sadece yazabilme salahiyeti belli bir zümrenin mi hakkı, sadece onlara mı yakışır veya onların eserleri mi kıymetlidir? Bu açıkçası çok şovenist bir yaklaşım olur. Zaten böyle düşünülmediği açıktır ama şaşırılmamalıdır da… Düşünmek ve yazmak için ne maddiyat ne konfor ne dünyaca ünlü okullarda okumak şartı yoktur. Hayatı ne kadar zorlu şartlarda geçerse geçsin insanların okumasına, kendini geliştirmesine, öğrenmesine, içindeki cevheri farklı farklı yollarla dışarıya çıkarmasına kimse mâni değildir. Yazmak özgürlüktür hiçbir sosyal sınıfın tekelinde olmadığı da dünyaya defalarca ispat edilmiştir.



