Bilişim teknolojisinin baş döndüren hızı hayatımızın her alanında bize hız ve kolaylık sağlarken, bu hızlı gelişmeler beraberinde endişeler de getirmektedir. Bu kaygıların en başında, yeni teknolojinin birçok mesleği insanın elinden alması geliyor. Yazımızın ilerleyen bölümlerinde, bu kaygıyı sanat-zanaat alanında da duyulan kaygılarla birlikte ele alacağız. Çünkü, bu kaygıların sanat-zanaat üretim projeleriyle ve kültür politikalarıyla çözülebileceği konusunda umut veren çözümler konusunda bilgi sahibi olacağız.
Konumuzla bağlantılı olarak, yeni teknolojinin gelişiminin yaratacağı işsizlik sorunu öncelik taşıyor. Günümüzde bu kaygıyı içselleştirenlerin sayısı azımsanacak gibi değil. Tanık olduğumuz örnekler, bu kaygıları onaylar durumdadır. Örneğin; sürücüsüz taksiler, tamamen yapay zekâyla çalışan ve sadece birkaç insanla yönetilen toplu ulaşım ağları, fabrikalarda, lokantalarda servis yapan, ameliyat yapan robotlar, robotlardan oluşan güvenlik elemanları vs. Kısacası yeni teknolojinin dahil olmadığı meslek grubu neredeyse yok. Üstelik, yeni teknolojinin bize sunduğu nimetlerden; daha hızlı, daha konforlu, daha güvenli hizmetleri çok çabuk kabulleniyoruz. Örneğin, kentsel dönüşümle gündeme gelen akıllı binaların bize sağladığı konfor ve rahatlık bize çok cazibeli geliyor. Ancak; su, elektrik, doğalgaz saatlerine takılan akıllı çiplerin kaç kişiyi işsiz bırakacağından haberimiz yok.
Yazımızın başlığını belirleyen ikinci konumuz ise, yeni teknolojinin sanatta-zanaata etkileridir. Öncelikle, itiraf etmemiz gerekiyor ki yeni teknolojinin sanat-zanaat üretimindeki kullanımının da reddedilmez bir cazibesi var. Modern sanatçı ve zanaatkar, yeni teknolojilerin yardımıyla çok çeşitli malzemeleri benzersiz bir kolaylıkla deneme fırsatı buluyor. Bu gelişmelerle birlikte, yapay zekâ ürünü olan sanat ve zanaat yapıtları gizemli taraflarıyla bizi heyecanlandıran görsel keşiflere dönüşmektedir. Bununla birlikte, Jonathan Openshaw yeni teknolojinin araçları için “araçlar masum değildir; biz onları şekillendirdiğimiz kadar onlar da bizi şekillendirir” uyarsında bulunuyor. Tasarım yaparken araçlar hayal gücümüzü etkiler; bir kalemle çizerseniz, kalemle elde edilebilecek olasılıkları hayal edersiniz, eğer dijital teknolojiyle oluşturursanız onun olasılıklarıyla hareket ederseniz. Ancak, Bilgisayar teknolojisinden faydalanmak yapay zekânın bağımsız bir usta olması anlamına gelmez, geleneksel bir tanımla insanın konumu ustalıktır.
Sanat-Zanaat Üretiminde Üç Ayrı Kulvar
Bu bağlamda, yeni teknoloji ile yapılan sanat-zanaat üretimi üç ayrı kulvarda yer alıyor. Birincisi; sanat ve zanaat alanında tasarım ve üretimin kontrolünün tamamen bilişim teknolojisine bırakılmasıdır. Bu üretim kulvarı, henüz gelişimini tamamlamamış ve yakın bir gelecekte tanık olacağımız bir üretim biçimidir. Günümüzde bilişim teknolojinin araçlarıyla üretilmiş yapıtlar oldukça cazibeli görünmesine karşılık, olumsuzluklarından da bahsetmemiz gerekiyor. Örneğin; dijital teknoloji zihin alışkanlıklarını teşvik etmektedir, ancak insani ustalık becerilerine olan talebi de azaltır. Ayrıca, dijital modelleme teknolojileri elle üretmenin dolaysızlığı ve sezgiselliğinden yoksundur. Yeni teknolojik üretim sistemi, tasarım ile ürün arasına girdiğinde, insan ile sanat-zanaat ürünü arasındaki ilişki kaybolacaktır. Dijital program, yazılımcısının tercihleri, mantıkları ve önyargılarıyla birlikte gelir. Dijital üretim, nesnenin sonsuz kopyasını üretilebilir, ancak bu ürünün biricikliğini kaybetmesi anlamına gelir. Buna karşılık sanatçı-zanaatçının ürettiği el işi biriciktir.
İkinci üretim biçimi; yeni sanatçı ve zanaatkar, özgün üretim için geçmişteki üretim yöntemlerinden etkilenir, ancak yeni teknolojiden de faydalanır. Yani geleneksel ve yeni olan üretim süreçlerini birleştirir ve değiştirir. Bir başka deyişle; bu üretim kulvarı yeni teknolojinin çok çeşitli araç ve malzemelerini kendi alet çantasına katmış olan sanatçı-zanaatçıların üretimi biçimidir. Böylece, yeni sanatçı-zanaatkar; sanatla, tasarımla, malzemeyle ve bilgisayar programlarıyla daha fazla iletişim sağlayabilir. Bundan dolayı, geleneksel “oyma”, “döküm” ve “tornalama” terimlerinin yerini, artık “CAD modelleme”, “sinterleme” ve “CNC-frezeleme” almıştır. Bu üretim yöntemi; sanal dünyada çalışan sanatçı ve zanaatçılara, ellerinin ve gözünün algılama sınırlarını zorlaması için kapı açar. Sanatçı ve zanaatçılar yapıtlarının öncül-örneklerini yapay zekâ destekli teknolojiyle yeniden üretilebilebilir, yapıtlarının tahribatlarını ve eksikliklerini yapay zekâ destekli ustalık vasıtasıyla onarabilir. Böylece, bu yeni teknoloji sanatçı ve zanaatçılara daha hızlı, daha fazla, üretim yapmaları için avantaj sağlamaktadır. Ancak, bu üretim sisteminin riskleri de mevcuttur. Yeni teknolojinin sağladığı bu avantajların kolaycılığı kontrolün yapay zekânın eline geçmesine de neden olabilir. Bununla birlikte, bilişim teknolojisinden faydalanmak, yapay zekânın bağımsız bir usta olması anlamına gelmez. Yoksa, yapıt sanatçı-zanaatçının fikirlerini değil, bilgisayarın yaratmak istediğini temsil eder. İnsanoğlu ustalığı hiçbir zaman yeni teknolojinin ellerine bırakmayacaktır, ancak yapay zekâ da gözünü ustalık tezgahından ayırmayacaktır.
Üretimin üçüncü kulvarında ise, geleneksel yöntem ve malzemelerle üretimlerini sürdürenler yer alır. Bu kulvardaki üretim sisteminin devam etmesi hayati bir önem taşımaktadır. Heritage Crafts araştırmacısı Mary Lewis, bu üretim biçiminin kaybı ile ilgili şu uyarıda bulunmaktadır: ”Bize miras kalan sanat-zanaat becerilerinin bir ekosistem gibi işlediğini biliyoruz; bir parçasını kaybedersek sistemin diğer parçaları üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurabilir.” Sanat ve zanaat üretimi, insan elinin doğrudan bir ifadesidir ve öyle de kalacaktır. Yapıtta üretenin elinin kanıtını görmek isteriz; ruhu olan, bir hikaye anlatan ve bizi köklerimize bağlayan ürünleri arzularız. Ustalığın kişisel becerileri özgündür ve üretimini bu becerilerle gerçekleştirir. Örneğin, elle şekillenen bir çömleğin kıvrımları, insan elinin konturlarından oluşur.
Yeni teknolojinin baş döndüren gelişmeleri, üçüncü kulvar olarak tanımladığımız geleneksel üretim biçimlerini daha da kırılgan hale getiriyor. Bu nedenle, geleneksel üretim sistemini savunan sanat ve zanaat çevreleri yeni teknolojinin gelişmelerini endişeyle izlemektedir. Bu çevrede; yapay zekâ ile üretilen yapıtların insan eliyle üretilen sanatın yerini alamayacağı ve sanatçının yaratıcılığına ulaşamayacağı eğilimi büyük bir kabul görmektedir. Ustalaşması çok zaman ve beceri gerektiren sanat-zanaat yöntemlerinin bilişim teknolojileri tarafından yapılmasının, bu ustalıkları yozlaştıracağı ve yok edeceği yönünde endişeler artıyor. Ayrıca, yapay zekânın tasarımlara özgünlük eksikliği getireceği, hızlı seri üretimin yapıtın “biricikliğini” ortadan kaldıracağı vb. endişeler de buna ekleniyor.
Yukarıdaki açıklamalar bağlamında, üç ayrı kulvardaki üretim sisteminin birbiriyle kıyaslanamayacağını ve bunların birbirinden farklı üretim sistemleri olarak değerlendirilmesinin doğru olacağı düşüncesindeyim. Şimdi konu başlığımızı ilgilendiren iki temel sorunu; hem toplumsal açıdan, hem de sanat-zanaat bağlamında değerlendirelim. Bu iki temel sorun; yeni teknolojinin gelişiminin gelecekte işsizler ordusu yaratması ve yeni teknolojik üretimin, insan eliyle üretilen sanat ve zanaatı yok etmesi. Bu kaygılar toplumsal yapıyı doğrudan ilgilendirdiği için, kültür politikaları örnekleri üzerinden inceleyeceğiz. Yeni teknolojinin etkilerinin, geleceğe yönelik kültür politikalarını nasıl şekillendirdiğini anlamak için, geçmişteki kültür politikalarına da göz atalım. Buna örnek olarak Çin’in kültür politikalarını gösterebiliriz. Bunun iki nedeni vardır; birincisi, bugün Çin Dünya’nın en güçlü ekonomisine sahiptir ve bu nedenle yeni teknolojiyi en çok üreten ve kullanan ülke konumundadır. İkincisi, Dünya’nın en kalabalık nüfusuna sahip olması açısından da yeni teknolojinin yaratacağı istihdam sorununu en çok hissedecek ülkedir. Peki, Çin bir taraftan yeni teknolojiyi sınırsızca her alanda kullanmayı hedeflerken, diğer yandan yeni teknolojinin yarattığı işsizlik sorunlarıyla nasıl baş edecek? Sanat-zanaat bu sorunun çözümünde nasıl bir rol üstlenebilir?
Bu sorunun cevabını biraz gerilere giderek Devrim sonrası Çin’in kültür politikalarını belirleyen dönemlerde aramak gerekir. Bu politikaların topluma-sanata-zanaata yansımalarının analizini yapabilmek için üç evrede incelemek gerekir. Bunlardan birincisi; Kültür Devrimi dönemidir. İkincisi; Deng Xiaoping’in Reform ve Dışa Açılım Politikaları dönemidir. Bu politika doğrudan olmasa da, sanat-zanaatı oldukça etkilemiştir. Üçüncüsü ise; Çin’in Dünya’nın en büyük ekonomik gücü olmasıyla birlikte gelişen Yeni Teknoloji dönemidir.
Kültür Devrimi’ndeki Kültür Politikası
1966-1976 arasındaki bu dönem, doğrudan kültür politikasına dayalı bir dönemdi. Devlet ideolojisinin kültürel araçlarla topluma okutulması ve dikte edilmesi üzerine oluşturulmuştu. Sanat, devrim ideolojisini görselleştirme işlevi üstlenmişti. Kültür Devrimi’nde, belli başlı Maocu tezlere dayalı olarak olağanüstü bir propaganda ve sosyalist eğitim kampanyası başladı. Bu kampanyanın sanata iki olumsuz etkisi olmuştur. Birincisi, “dört eski” denilen ve geçmişin kültürel simgeleri olarak değerlendirilen herşey ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Bu olumsuz süreçten özellikle geleneksel sanatlar nasibini aldı. Çin’in kültürel miraslarının üretimi ve belleği on yıl içerisinde neredeyse yok edildi. İkinci olumsuz yansıma, sanatta farklılıkların ortadan kalkmasıydı. Çünkü, sanat sadece devrim fikirlerinin yayılmasında bir araçtı. Devrim ideolojisi dışındaki sanat ve zanaat; kara, sarı, zehirli ot gibi tanımlarla karşı devrimci damgası yedi ve yasaklandı. Diğer yandan, devrim ideolojisinin propoganda sanatı, Çin modern sanatının da temelinin atılmasında ve gelişmesinde çok önemli bir rol oynadı. Çünkü Mao Zedung geleneksel kültürün dışına çıkılmasını, mürekkep ve kağıdın bir yana itilerek, tuval ve yağlı boyanın sanata girmesini teşvik etmişti. Bugün Çin’in güçlü pentür ustalarının temeli bu döneme dayanır. Ayrıca, “büyük yazı karakterli afiş” anlamına gelen ve Çin Kültür Devrimi’nde yaygın bir ifade ve protesto aracı olarak kullanılan “Dazibao”lar, Çin kaligrafi sanatının gelişmesinde önemli rol oynadı. Yazar Yu Hua’ya göre bu dönemdeki Dazibao’larla Çin Dünya’nın en büyük kaligrafi sergisine dönmüştü.
Deng Xiaoping’in Reform ve Dışa Açılım Politikası
İkinci dönem, Deng Xiaoping’in “Reform ve Dışa Açılım Politikası”dır. 1980’de başlayan hem siyasi, hem ekonomik reformlar, Çin’in her alanda küresel pazarlara açılmasının da başlangıcıdır. Bu bağlamda, Kültür Devrimi ve Reform ve Dışa Açılım dönemi toplumu iki farklı yönde etkilemiştir.
Deng Xiaoping’in Reform ve Dışa Açılım politikası, doğrudan bir kültür-sanat politikası olmamakla beraber, bu dönemde gerçekleşen ekonomik büyüme ve dışa açılma, sanat alanında da etkisini göstermiştir. Ülkedeki ekonomik büyüme ve dışa açılmanın sanata etkisi, Çinli sanatçıların Batı’dan gelen yeni sanat akımlarına kucak açmaları olarak yansıdı. Böylece, 1980′lerde Deng Xiaoping’in Batı’ya yaptığı açılımla, çağdaş Çin sanatı hızlı bir sanat akımları girdabına tutuldu. Reform ve Dışa Açılım politikasının en önemli katkısı, Çin sanatının küresel pazara açılmasıdır. Bu süreçte; Çin kültürel miraslarının ana kıtaya dönmesi, Çinli sanatçıların ve sanatının küresel pazara sunulması, Çin’de yabancı sanatın ve sanatçıların topluma tanıtılması, Çinli zanaatkarların ve zanaatının küresel alanda hayranlık uyandırması gibi sonuçlar ortaya çıkmıştır.
1985 ve 1990 yılları arasında; galerisiz, müzesiz bir ortamda yaşayan ve sanatlarına herhangi bir düzenli destek görmeyen, ancak öte yandan bir coşku ve tutkuya sahip bini aşkın genç Çinli sanatçı, benzerine az rastlanan bir sanat hareketi başlatı. Bu hareket, tekdüze bir sanat modeline son vererek, o güne kadar Çin’de görülmemiş bir özgürlük getirdi. Böylece, Çin sanatı için uluslararası bir değer olma ve çağdaşlaşma yolunu da açıldı. 1985’ten sonra, “çağdaş sanat” geri dönülmez bir biçimde Çin sanatının itici gücü haline geldi. 1989 olaylarından sonra, Çin sanatı bireyselleşti ve daha çok uluslararası alana kaydı. Bu çağdaş Çin sanatı tarihinde bir dönüm noktasını temsil eder ve Kültür Devrimi’ne göre farklı bir toplumsal işleve sahiptir. Bu dönem, Çin toplumuna sanatı ve zanaatı yeniden keşfettirmiştir. Ancak, Çin halkına çok yabancı olan bu sanat eserleri, başlangıçta sadece Çin’de yaşayan yabancılar tarafından satın alındı.
2000’li yılların başından itibaren bu dönemin asıl toplumsal işlevi, Çin’in küresel pazara girmesiyle olmuştur. Yeni yüzyılın başında yeni zenginlerin yükselişi sanatın manzarasını yeniden şekillendirdi. Çin’in dünya ile girdiği yeni alışverişin sanat alanındaki yansımaları sadece Batı için değil, Çin toplumu için de merak konusuydu. İlk kez 2000’lerin başlarında yapılan trienal ve deneysel sanat eserlerin sergileri gibi organizasyonlar, Çin’deki sanat izleyicilerini giderek cezbetti ve daha çok izleyici çekmeye başladı.
Günümüzde Çin’in üretime dayalı ekonomisinin çok güçlü olması, sanat piyasasını doğrudan etkilemektedir. Bu sürecin sonuçları; Çin çağdaş sanat piyasasının yeni dinamikler yaratması, çağdaş Çin sanatının dünya müzelerinde ve sergi mekanlarında büyük ilgiyle karşılanması, Çinli sanatçıların çağdaş sanat pazarına girmesi, eserlerinin koleksiyonlara girmesi ve piyasada milyon dolarlık fiyatlara ulaşması olarak yansımıştır. Bugün 30’u uluslararası ölçekte olup sayıları 100’ü geçen sanat bölgeleri Deng Xiaopeng’in “Reform ve Dışa Açılım” politikasının bir sonucudur. Temeli bu dönemde atılan sanat bölgeleri, Çin’deki birçok kente yayılmıştır. Bu sanat bölgeleri Çin’in geleceğe yönelik kültür politikasının da önemli unsurlarından birisi haline gelmiştir.
Yeni Bilişim Teknolojisi ve Sanat İlişkisi
Çin’in üçüncü dönemi ise son yıllardaki kültür politikalarını da belirliyor: yeni bilişim teknolojisi ve sanat. Bunun toplumsal alt yapısını kavramak için, Çinli yazar Yu Hua’nın Kültür Devrimi ve Reform ve Dışa Açılım hareketlerinin toplumu etkileriyle ilgili düşüncelerine yer verelim. Yu Hua; Çin’in avam tabakasına iki kere çok büyük fırsat verdiğini düşünür; Kültür devrimi siyasi gücün yeniden dağıtılmasını sağlayarak, Reform ve Dışa Açılım ise ekonomik gücün yeniden dağılımını sağlayarak gerçekleşmiştir. Yu Hua’nın bu görüşünü Çin’in yeni teknoloji dönemi için uyarlayalım; yeni teknoloji dönemi sanat-zanaat üretiminde Çin toplumuna yeni büyük fırsatlar tanımaktadır. Bu da, daha önceki dönemlerdeki gibi Çin’in bir kültür politikasıdır. Bu politikayı kavrayabilmek için yazımızın başındaki sorumuza tekrar dönelim: Çin bir taraftan yeni teknolojiyi sınırsızca kullanırken, bu teknolojinin yarattığı işsizlik sorunlarıyla nasıl baş edecek? Sanat-zanaat üretimi bu sorunun çözümünde nasıl rol üstlenebilir?
Bilişim teknolojileri araçlarının birçok mesleğe el atmasıyla ortaya çıkan işsizlik sorunu gelecekle ilgili endişeleri arttırmaktadır. Bilindiği gibi Çin; bilgisayar donanımları, veri tabanları, yazılımlar, yapay zekâ ve veri analitiği, bulut bilişim gibi teknolojileri kapsayan bilişim teknolojisinde Dünya’nın lideri konumunda. Bununla birlikte, bugün 1,5 milyar nüfusuyla Dünya’nın en kalabalık nüfusuna sahip olması nedeniyle işsizlik sorunu ayrı bir önem taşıyor. Çin’de yapay zekâ ve robotik teknolojilerinin bir çok meslek alnında kullanıldığı haberlerine her gün tanık oluyoruz. Örneğin, robot taksiler, yapay zekâyla yönetilen oteller, servisleri robotlar tarafından yapılan lokantalar vs. Dünya ekonomisinde lider konuma gelen bir ülkenin, gelecekte bu durumun yaratacağını sorunları da düşünüyor olması gerekiyor. Ekonomi ne kadar iyi olursa olsun, işsizlik çözülmesi gereken önemli bir toplumsal sorundur.
Çin’in gelecekteki kültür politikasını da hedefleyen bu yönelim, sanat-zanaatın gelecekteki konumunu ve toplumsal işlevini de belirlemektedir. Bu sorun için, üzerinde durduğumuz iki vurgumuz var. Birincisi; yeni teknolojinin getireceği en önemli sorun yeni teknolojinin birçok mesleği insanın elinden alacağını vurguladık. İkinci olarak; bu gelişmelerin sanat ve zanaat açısından doğuracağı sorunların da altını çizdik; Yeni teknolojinin ucuz, seri üretim olanakları çoğalırken, el işçiliğine zaman harcamak pratik ve verimli olmayacak ve vasıflı el işçiliğinin ortadan kaldıracaktır. Zanaatkar benzersiz el işlerini ucuza satmak zorunda kalacaktır.
Sanat açısından ise durum farklı değildir. Günümüzde bazı sanat çevreleri, bu nedenle yeni teknolojilerin seri üretimine karşı tepki duymaktadır. Bu teknoloji karşıtı görüşün, günümüzde devam etmesinin iki nedeni vardır. Birincisi, seri üretilen nesne ve tasarımlarındaki özgünlük eksikliğinden bıkmak. İkincisi, yeni teknolojik gelişmelerin sanatın zanaat becerilerini yozlaştıracağından veya ortadan kaldıracağından endişelenmek. Diğer yandan da, yeni teknolojinin sanatçılığa kazandırdığı avantajlardan faydalanan başka bir çevrede vardır; kendi işlerini tasarlayıp, üretip, tanıtımını yapabilmektedir.
Çin öncelikle; yeni teknoloji üretiminden alabildiğine faydalanmaktadır ve bu teknolojik üretimden hız kesmeyecektir. Bu faydacılık, yeni teknolojinin araçlarını takım çantalarına ekleyen Çinli sanatçı ve zanaatçılar için de geçerlidir. Bununla birlikte, Çin, bu teknolojinin gelecekte yaratacağı işsizlik sorununa ve sanat-zanaat becerilerinin yok olma riskine karşı da bir kültür politikası da üretmektedir. Çin’in kültür politikası anlayabilmek için Alibaba Grubu’nun kurucusu olan Çinli iş adamı Jack Ma’nın Dünya Ekonomi Formu’ndaki konuşmasına bakalım. Jack Ma “Çocuklara son 200 yıldır uygulanan bilgi ezberine dayalı sistemle eğitim vermeye devam edersek, makinelerle rekabet edemezler. Robotların insanları geçemeyeceği alanlara odaklanılmalıdır. Çocuklara değerler, bağımsız düşünme, takım çalışması, empati, sanat, müzik ve spor gibi sosyal-duygusal insani beceriler öğretilmelidir.” der. Çin tam da bu noktada; yeni teknolojinin işsiz bıraktığı kitleleri, geleceğe yönelik kültür politikası çerçevesinde sosyal-duygusal becerilere yönledirmeyi hedeflemektedir: resim, heykel, dans, müzik, zanaat, spor. Bu politika çerçevesinde, sosyal-duygusal becerilerin önemli bir bölümü takım çalışmasıyla gerçekleştirilmektedir. Sosyal duyusal becerilere yönelik bu etkinlikler sadece profesyonel sanatçılara ya da sporculara yönelik değildir. Bu etkinlikler şimdiden, toplumun her yaşını, her sınıfını kapsayan (profesyonel ve amatör) geniş kitlelere ulaşmayı başarmıştır. Büyük kitlelerin sosyal duyusal becerileri öğrenmesi ve üretim yapması, onları bu alana olan ilgisini arttırmaktadır. İyi uygulayıcılar olmasalar bile, bu alanlara ilgi duyan iyi izleyici olmaktadırlar. Böylece, sosyal-duyusal becerilerin izleyicileri de, alıcıları da artmaktadır. Kıcacası Çin’in, yeni teknolojinin işsiz bıraktığı büyük kitleleri yönlendireceği alanı tespit etmiştir ve kültür politikası çerçevesinde bu alana yatırım yapmaktadır. Daha da önemlisi, bu takım çalışmalarından “kümeleşme (cluster)” modeli üretilmiştir. Çin’in geleceğe yönelik kültür politikasının yatırımlarını birkaç başlıkla örnekleyebiliriz: birincisi sanat bölgeleri, ikincisi zanaat üretim bölgeleri, üçüncüsü “yeni sanat endüstrisi”.
Devasa Sanat Bölgeleri
Çin’in geleceğe yönelik kültür politikasının en önemli unsuru olan sanat bölgeleri, Çin’in kültür politikasının bir parçasıdır. Bu yerlerin sayıları, her yıl yeni yaratıcı endüstri bölgeleri, sanat köyleri ve eski fabrika dönüşüm projeleri olarak giderek artmaktadır. Çin’in ilk sanat bölgesi olan “Pekin Yuanmingyuan Sanat Köyü” ilk modern sanatçı yerleşimiydi ve Çin’in ilk bağımsız çağdaş sanatçı topluluğu olarak kabul edilir. Bu sanat bölgesi, Deng Xiaopeng’in “Reform ve Dışa Açılım” yıllarının hemen başında 1984’de ortaya çıktı. Dönemin avangart sanatçıları burada çalıştı ve bu topluluk çağdaş ve deneysel Çin sanatının doğuşunda önemli rol oynadı. 1995 yılında yetkililer tarafından dağıtılan “Yuanmingyuan Sanat Köyü”nden ayrılan sanatçılar, sonraki yıllarda başka sanat bölgelerinin kurulmasını sağladılar. Bunların başında, Dünya’nın en büyük sanat bölgesi olan Songzhuang Sanat Kolonisi gelir.
Songzhuang Sanat Kolonisi 1980’lerde, şehrin keşmekeşinden ve modern toplum baskısından kaçan, nispeten fakir olmalarına rağmen özgürce yaşamayı tercih edenler tarafından kuruldu. Çin’in her tarafından sanatçılar buraya yerleşmeye başladı. Bu oluşum, yeni yeni ortaya çıkan kapitalist çılgınlıktan uzakta, Çin avant-garde sahnesi için geniş kapsamlı yeni sonuçlar oluşturdu. Bugün, 15 km2’lik Songzhuang Sanat Kolonisi Bölgesi’nde 5000’den fazla sanatçı yaşamaktadır. Çinli sanatçı Cheng Da Qing’in, “Çin güzel sanatlarının geleceği Songzhuang’da” sözleri, sanat bölgelerinin Çin’in geleceğe yönelik kültür politikasında oynayacağı role de vurgu yapmaktadır.
Çin’deki sanat bölgeleri 2000’li yılların başından itibaren başkent Pekin ve diğer şehirlerde giderek artan biçimde görülmeye başladı. Bunların en önemlilerinden birisi de, 50 yıllık hizmet dışı kalmış askeri fabrika binalarından oluşan 798 Dashanzi Sanat Bölgesi’dir. 798 Dashanzi’nın Pekin belediyesine bağlı bir yönetimi vardır. Devamlı büyüyen bölgeye talep her geçen gün artmaktadır. Yönetim, bölgenin sanat dışında farklı ticaret alanlarına dönüşmemesi ve özelliğini kaybetmemesi için sanat galerisi dışında herhangi bir ticarî işletmenin açılmasına izin vermemektedir. Bu nedenle, 798 Sanat Bölgesi yönetimi bu bölgeyi çok daha çekici kılmak için “uluslararası” yatırımlara destek vermektedir. Bir anlamda, 798 sanatın bir gücü olduğunu ispatlamıştır ve “modern resim almak isteyen ya da yapmak isteyen” Çin toplumunun en önemli uğrak yerlerinden biridir.
Yaratıcı tasarım üretimine yönelik kamusal açık alana dönüştürüldürülen bölge, Çin’in kültür politikasını şekillendirmesi açısından önemli bir rol oynamaktadır. 2003 yılında, komşu sanayi parkının genişletilmesini ve 798 Dashanzi Sanat Bölgesi’nin tamamının yüksek teknoloji geliştirme bölgesine dönüştürülmesini öngören hükümet projesi gündeme geldi. Sanatçı topluluğunun ve mimarların etkili üyeleri, 798 gibi çekici mekanların uluslararası tasarım topluluğu için ne kadar önemli olduğunu vurgulamak için bir araya geldi. Topluluk; Pekin’in ve Çin’in sadece düşük maliyetli ve katma değerli üretim yerine, yaratıcı tasarımın önemli bir kaynağı haline gelmesi için bu tür sanat bölgelerinin önemli olduğunu savundu. 798 Dashanzi’nın sanat bölgesi olarak kalmasını savunan kuruluşlar, bölgeyi istikrarlı bir gelir kaynağına dönüştürmeyi ve Çin’in gelişmekte olan sanat ortamı için çok ihtiyaç duyulan bir yer sağlamayı amaçlayan vizyon planı oluşturdular. Bu plana dair talepler sanat endüstrisinin de temelini oluşturuyordu. Taleplerin birincisinde; Pekin kent yönetimi, bölgenin görünür ve beğenilen bir yer olmasını sağlamak istiyordu. İkincisinde; arazi sahibi, eski fabrika işçilerinin emeklilik fonunu finanse etmek için sürdürülebilir bir gelir akışı yaratmaya ihtiyaç duyuyordu. Üçüncüsünde ise, 798’e yatırım yapan uluslararası ve Çinli kar amacı gütmeyen kültür kurumları, bölgenin kültüre odaklanan kendine özgü karakterini korumak istiyordu. Ayrıca, çevre mahallelerin sakinleri; insanların boş zamanlarında, fiziksel, zihinsel veya sosyal açıdan yenilenmek, eğlenmek ve dinlenmek amacıyla gönüllü olarak yapacağı etkinlikler için böyle yerlere ve bundan kaynaklanacak iş olanaklarına duyulan ihtiyacı da dile getirdiler. Girişimler olumlu sonuç verdi ve 2007 yılının sonuna doğru, bölgenin özel bir sanat bölgesi olarak devam etmesine karar verildi. 2009 yılında bölge yenilendi ve gelişti. 798’in terk edilmiş fabrika binaları yeni müzelere, galerilere ve kafelere dönüştürüldü.
Çin’de Songzhuang ve 798 Dashanzi Sanat Bölgesi gibi birçok sanat bölgeleri vardır. Bu sanat bölgeleri örneklerine Shanghai’da M50 Yaratıcı Park, Tianzifang, eski çelik fabrikasındaki kent heykel Merkezi; Shenzhen’deki yağlıboya Köyü, Huáqiáochéng chuàngyì wénhuà yuán; Guangzhou’daki Xinyi Uluslararası Kulüp, Dongshankou; Wuhan’da Tanhualin; Hangzhou’da Xiangshan Sanat Topluluğu gibi birçok örnek verebiliriz. Çin’in kültür politikasının bir parçası olan bu sanat bölgelerinin katkılarını bazı rakamlarla göstermeye çalışalım. Sanat bölgelerinden sadece on büyük sanat bölgesi değerlendirdiğimizde: profesyonel sanatçı sayısının yaklaşık 30.000; galeri, sanat kurumu ve müzenin 2.000; yıllık ziyaretçi sayısının ise 30–40 milyon civarında olduğu görülür (bu sanat bölgelerinin sayısının 100’ün üzerinde olduğunu düşünürsek, ortaya çok daha büyük ziyaretçi sayısı ve kültür ekonomisi çıkmaktadır). Bunun doğrudan ve dolaylı ekonomik etkileri ise (turizm, konaklama, gastronomi, tasarım, sanat ticareti, kültür endüstrileri ve gayrimenkul) yıllık onlarca milyar RMB’lik ekonomik hacim oluşturmaktadır. Bu rakamlar, Çin’in geleceğe yönelik kültür politikasının temelinde sadece toplumsal değil, ekonomik yararların da gözetildiği açıkça ortaya çıkmaktadır.
Sanat Endüstrisi Kavramı
Kültür politikası yukarıda açıkladığımız sanat bölgelerinde gerçekleştirilen etkinliklerin içeriğini de etkilemektedir. Örneğin, bazı sanat bölgelerinde gerçekleştirilen bienaller ve sanat fuarlarının temaları da bu kültür politikasıyla paralellik göstermektedir. Örneğin, Pekin sanat bölgelerinden birisinde yapılan etkinliğin teması “Daha iyi bir hayat, evde sanatın varlığıyla başlar” idi. Buradaki hedef, sanat eserlerinin sadece elit tabakanın duvarlarında değil, mümkün olduğunca her evin duvarlarında da yer alabilmesinin mümkün olabileceği fikrini yaymaktır. Bu bağlamda, sanat bölgelerinde hem orijinal sanat eserleri, hem de sanatın yan ürünlerinin sergilendiği fuarlar gerçekleştiriliyor. Fuarın amacı toplumun hem özgün sanat eserlerini, hem de sanatın yan ürünlerini alabilmesini kolaylaştırmak ve toplumu, topluma ait olan sanat eserinin sahibi yapmaktır. Böylelikle, kültür politikası bu unsurları birbiriyle bağlantılandırarak, yeni teknolojinin getireceği sorunların çözümü için gelecekte sanat ve zanaata rol kazandırmaktadır.
Zanaat Üretim Bölgeleri
Zanaat üretim bölgeleri için üç farklı ölçek vardır: ulusal ölçek, ulusal geleneksel köyler ve “Somut Olmayan Kültürel Miras Atölyeleri”. Ulusal ölçekte tanınmış zanaat ve sanat kümelerinin sayıları yüzlerle ifade edilmektedir. Ulusal Geleneksel Köyler kapsamında 8.157 resmi köy vardır; bunların bir kısmı belirli zanaatlarla öne çıkar. Köylerde ve bölgelerde bulunan “Somut Olmayan Kültürel Miras Atölyeleri” üretim merkezlerinde, 2026 itibarıyla 12.900’ün üzerinde atölye bulunmaktadır. Toplamda bu zanaat ve sanat kümelerinin sayısı 20.000’i bulmaktadır. Bu köylere yapılan ziyaretlerin sayısını tespit etmek zordur. Ancak, sadece en büyük 25 zanaat ve üretim odaklı merkezi ele aldığımızda bile, yılda yaklaşık 40–60 milyon ziyaretçi sayısına ulaşılmaktadır (bu merkezlerin sayısının 20.000’in üzerinde olduğunu düşünürsek, ortaya çok büyük bir ziyaretçi sayısı çıkmaktadır).
Çin’deki en önemli Zanaat üretim bölgelerinden bazı örnekler vermek gerekirse;
Shenzhen Dafen Yağlıboya Köyü: Dünya’nın en büyük resim üretim köyüdür ve ressamlar, çerçeveciler, sanat malzemecileri ve galeriler aynı ekosistem içinde çalışır.
Jingdezhen (porselen): Yaklaşık 1.700 yıllık seramik geleneğini sürdürür. Atölyeler, fırınlar ve tasarım stüdyoları bir aradadır. Çin’in en önemli zanaat merkezidir.
Yixing (seramik): Usta-çırak geleneğiyle çalışan yüzlerce seramik ustası bulunur.
Dongyang (ahşap oyma): Çin’in en büyük ahşap oyma üretim merkezlerinden biridir.
Suzhou (ipek nakış) Geleneksel Suzhou nakışının üretim ve eğitim merkezidir.
Weifang (uçurtma): El yapımı uçurtma üretimi ve tasarımı üzerine uzmanlaşmış zanaatçı grubu vardır.
Foshan Shiwan (seramik ve heykel): Shiwan seramikleri ve mimari seramik üretimiyle ünlü tarihi zanaat bölgesidir.
Bu bölgelerin oluşturulmasındaki amaç; hem üretim, hem eğitim, hem satış, hem de kültürel mirasın sürdürülmesidir. Bu zanaat üretim bölgeleri örnekleri, yalnızca sanatın sergilendiği değil, aynı zamanda üretildiği, öğretildiği, satıldığı ve turizmle bütünleştiği yaratıcı ekonomi modelleri olarak öne çıkar. Kısacası, Çin’in kültür politikasında Çin sanat ve zanaat bölgelerinin oynadığı yaratıcı ekonomi modellerin yeni teknolojinin beraberinde getireceği endişeleri ortadan kaldıracağı görülüyor.
Sonuç
Bilişim teknolojilerdeki yeni gelişmeler, insanın birçok çalışma alanlarındaki ağır çalışma ihtiyaçlarını ortadan kaldırmakta, işgücü maliyeti azaltmakta ve zaman kazandırmaktadır. Yeni teknolojinin araçlarının ve süreçlerinin kullanımı ve pratiğinin maddi dünyanın ötesinde çalışması, el ve gözün algıladığı sınırları zorlamaktadır. Bu somut olmayan araçlar, malzeme ve formun beklenmedik yeni keşiflerine yol açmaktadır. Bu gelişmeler, bu yeni araçları kullanarak keşfetmeye hevesli kitleler ortaya çıkarmaktadır. Böylece, sanatçı ve zanaatçının alet çantasına yeni araçlar eklenmektedir. Bunlar, yeni zanaatçılığın çalışmalarını kolaylaştıran ve zaman kazandıran gelişmelerdir. Sanatçı ve zanaatkarların çoğu yeni teknolojiyi benimseyerek, amaçlarına ulaşmak için onu zekice kullanmaya başlamıştır. Artık, bir zanaatkar arzu ettiği tasarımı yaratmak için iyi bir dijital modelleme bilgisine de sahip olması gerekmektedir. Diğer yandan yeni teknoloji, geleneksel yöntemlerle ulaşılabilen bir hedefi daha kolay ulaşılabilir hale getirmektir. Yeni gelişmelerle, ağır çalışma ihtiyacı ortadan kalkmakta ve işgücü maliyeti azaltmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknoloji sanat ve zanaatın tasarımında da avantaj sağlar. Böylece, fikir ile sonuç arasındaki bağlantı kısa sürede kolaylıkla dönüştürür.
Ancak, yeni teknoloji bütünüyle masum ve yararlı değildir. Gelişmeler beraberinde kaygıları da getirmektedir. En büyük kaygı toplumsaldır ve yeni teknolojinin insanın birçok çalışma alanlarını giderek daraltacağı, hatta ortadan kaldıracağı üzerinedir. Teknolojideki bu gelişme hızının; gelecekte büyük işsiz kitleler yaratacağı ve sosyal psikolojiyi olumsuz yönde etkileyeceği endişesi sıkça dillendirilmektedir. Bilişim teknolojisinin gelişiminin tehdit ettiği alanlardan birisi de sanat-zanaattır. Diğer iş alanlarında olduğu gibi yeni teknolojinin sanatçı ve zanaatçının işini elinden alma kaygısı, benzer bir endişe taşımaktadır. İkincisi ise, bilişim teknolojisiyle doğrudan üretilen sanat yapıtlarının biricikliği, yaratıcılık ve el becerileri sorunlarına yöneliktir. Bu yöntemle üretilmiş yapıtlar, insan eliyle yapılmış sanatın savunucuları tarafından tepkiyle karşılanmakta, hatta reddedilmektedir. Acaba, bu gelişmeler, vasıflı işçi el becerisini ve el işini gerçekten gerçekten ortadan kaldıracak mıdır?
Çin, hem genel işsizlik, hem de sanat-zanaattaki el becerisine yönelik yeni teknolojiye duyulan kaygılara yeni bir kültür politikasıyla cevap arıyor. Bu kültür politikası aniden ortaya çıkan bir politika değildir. Çin’in “Kültür Devrimi”nden başlayarak, “Reform ve Dışa Açılma Politikası”yla devam eden ve bu dönemlerden ders çıkaran, beslenen bir politikadır. Bu politikaya “Kültür Devrimi”nin katkısı olumsuzluklarından ders çıkartılmasıdır. Deng Xiaoping’in “Reform ve Dışa Açılım” yıllarındaki sanat oluşumları ise bir başka dikkate alınması gereken deneyimdir. 1980’lerin ortalarından itibaren dönemin avangart sanatçılarının çalıştığı ilk modern sanatçı yerleşimi, deneysel Çin sanatının doğuşunda önemli rol oynamıştır. Bu ilk modern sanatçı yerleşimi, günümüzde sayıları 100’ü aşan büyük sanat bölgelerinin de temelidir.
Bugün Çin, yeni kültür politikasıyla, işsizleşen kitlelerin önemli bir bölümünün sanat-zanaat alanlarına yönelmesini özendirilmekte, böylece insani duyusal becerilere olan izleyici-alıcı ilgisini daha da arttırmaktadır. Elbette, bu ilgiyi teşvik eden etkenler göz ardı edilemez.
. Yatırım aracı: Zengin Çinliler artık hem modern sanata, hem geleneksel sanata “yatırım” amaçlı para harcamaktadırlar.
. Çin’in ekonomik gücü: Hiç tartışmasız en önemli neden ekonomidir. Kültür ekonomisi, Çin’in 80’li yılların başından bu yana duraksızın büyüyen en güçlü ekonomilerinden birisidir. Bu sanat endüstrisini doğrudan etkilemektedir.
. Ziyaretçiler: Sıradan bir Çinli ailesiyle bu sanat bölgelerini ziyaret ederek rahatlıkla sabahtan akşama kadar sıkılmadan, trafikten, insan kalabalığından, karmaşadan uzak bir biçimde zamanını burada geçirebilmektedir.
Çin’de Dafen veya Jingdezhen gibi zanaat üretim bölgeleri örneklerinde olduğu gibi; eğitim, üretim, satış ve turizm aynı fiziksel küme içinde örgütlenmiş durumdadır. Ekonomide “kümeleşme (cluster)” adı verilen bu model kültür politikası için de önemlidir. Ziyaretçi sayısına bağlı olarak kültür ekonomisi ve yaratıcı endüstrinin etkisi çok daha güçlü olabilmektedir. Çin kültür politikasını belirleyen bu kümelenme yapısının nedeni, sanatta yaratıcılığın tek başına yeterli olmamasındandır. Aynı bölgede kümeleşen; sanatçı, galeri, malzeme satıcısı, koleksiyoncu, müze, restoran, otel, tasarımcı, lojistik, eğitim bir araya geldiğinde her biri diğerini güçlendirmektedir. Bu durum, yaratıcı ekonomide yığılma ekonomileri (agglomeration economies) olarak açıklanır. Bu politikanın başarısını Shenzhen Dafen Yağlıboya Köyü örneğini vererek açıklayabiliriz. Dafen yalnızca bir sanat köyü değildir: üretim, eğitim, satış, ihracat, koleksiyonerler, turizm, lojistik, fuarlar, sanat malzemeleri, ve hatta dijital satış vardır. Yani tek bir ekonomik ekosistem vardır. Başarılı bir kümeleşme modeli, İnsani becerilerin yeni teknolojiyle rekabet edebileceği sanat-zanaat alanlarına rahat bir nefes aldıracaktır.
Sanat-Zanaat Eğitim-Üretim Örgütlenmelerinde Türkiye’deki Durum
Çin’deki sanat bölgelerinin ve zanaat üretim bölgelerinin benzeri olmamakla beraber, bir karşılaştırma yapmak açısından İSMEK, KOMEK, BUSMEK, KO-MEK, GASMEK, BELMEK gibi belediyelere bağlı sanat ve meslek edindirme kurumları ve MEB Halk Eğitim Merkezleri’ni ele alabiliriz. Bu kurumlardaki kursiyer sayısını, Çin’deki sanat bölgeleri ve zanaat köyleriyle karşılaştırınca ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Türkiye’de sanat ve meslek edindirme kurumlarının yıllık kursiyer sayısı 2025 yılı rakamlarına göre yaklaşık 6,6–7 milyon kişiyi bulmuş. Türkiye’de katılımcı sayısı çok yüksek olmasına rağmen, bu eğitimler büyük ölçüde dağınık kurs merkezlerinde yürütülüyor. Yani belli bir kültür politikası ve bu politikaya göre bir örgütlenmesi, kümeleşme modeli yok. Bu modelin amacı daha çok, yaşam boyu öğrenme, hobi, meslek edindirme, sosyal belediyecilik, kadın istihdamı odaklıdır. Türkiye’de milyonlarca kişi eğitim görmektedir, ancak bu yapılanmada zincirin satış, ihracat, turizm, fuarlar, sanat malzemeleri ve dijital satış gibi kültür ekonomisini destekleyen birçok halkası eksik kalıyor.
Örneğin; İSMEK’te seramik öğrenen biri; Nerede üretim yapacak? Atölyesi nerede olacak? Yapıtını kim satacak? İzleyici ve turist onu nerede görecek? İhracatı kim yapacak? Burada tartışılması gereken asıl soru, Türkiye’nin ihtiyacı gerçekten daha fazla kurs merkezinin olması mı? Yoksa Çin’in yeni kültür politikasında olduğu gibi eğitim, üretim, sergileme, satış, turizm ve uluslararası dolaşımı aynı mekânsal sistem içinde birleştiren yaratıcı sanat bölgeleri mi oluşturmak? Küçük bir kıyaslama yaparsak:
| Çin Sanat Bölgeleri | İSMEK ve benzeri kurumlar |
| Üretim kümeleri oluşturuyor | Eğitim merkezleri oluşturuyor |
| Sanatçı + galeri + atölye + tedarik + satış aynı mekânda | Kurs bittikten sonra ilişki büyük ölçüde sona eriyor |
| Ekonomik ekosistem var | Eğitim ekosistemi var |
| Sürekli üretim | Süreli eğitim |
| İhracat yapıyor | Sertifika veriyor |
| Yaratıcı endüstri oluşturuyor | Mesleki beceri kazandırıyor |
Bu kıyaslamayı bir de kültür ve sanat odaklı dönüştürülmüş bir kentsel mekân olan Gazhane İstanbul’la yapalım.
| Ölçüt | Çin Sanat Bölgeleri | Gazhane İstanbul |
| Temel amaç | Sanat üretimi Yaratıcı ekonomi | Kültürel yaşam ve kamusal etkinlik |
| Çekirdek aktör | Sanatçılar ve yaratıcı girişimler | Ziyaretçiler ve etkinlik katılımcıları |
| Sürekli üretim | Evet | Sınırlı |
| Sanatçı atölyeleri | Çok sayıda | Az |
| Galeri yoğunluğu | Yüksek | Düşük |
| Tasarım girişimleri Sanat piyasası | Yaygın Güçlü | Kısıtlı Zayıf |
| Sanatçı ikameti | Var | Yok |
| Turizm | Kültür+alışveriş+koleksiyonculuk | Kültürel ziyaret ve etkinlik |
| Ekonomik model | Üretim odaklı | Kamu destekli işletme |
Bu bağlamda kamusal bir örgütlenmeye ve sistemli bir kültür politikasına sahip olması açısından Çin’in geliştirdiği sistemlerin yakın takibe alınması gerektiğini düşünüyorum. Bu bağlamda, bizim gibi kültür politikası gündelik olan ve gelecek bilimciliğini (uzun vadeli projeler) çok dikkate almayan ülkeler için bir rehber niteliği taşımalıdır.
Kaynakçalar:
- Alibaba.com kurucusu Jack Ma’nın 19 Şubat 2018’de, Davos’ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomi Forumu’nda yaptığı konuşma
- Hua Yu, On Sözcükte İçn, Jaguar Yayınları, İstanbul, 2010
- Bir Kuşak Bir Yol Kapsamında Çin-Türkiye İşbirliği Forumu, 2. Çin araştırmaları Konferansı, Karavit Caner, Modern, Çağdaş, Gelenek arasında bir Yer; Çin ve Türk Sanatının Batılılaşma Serüveninde Kimlik Arayışı, Ankara, 2017
- Karavit Caner, Teori Dergisi, sayı:335, Atlantik’ten Pasifik’e Doğru Kayan Sanat Piyasasının Yeni Devi: Çağdaş Çin Sanatı, İstanbul, 2017
– http://www.mplusmatters.hk/inkart/paper_topic10.php?l=en
– Wu Hung Negotiating with Tradition in Contemporary Chinese Art: Three Strategies
- Ci Lin, The Art Of Chinese Painting, China International Pres, Beijing, 2006
- http://www.contemporary-chinese-art.eu/en/magazine/articles/74-contemporary-chinese-art-beginners.html
– https://forsale.godaddy.com/forsale/chinese-art.com?utm_source=TDFS_DASLNC&utm_medium=parkedpages&utm_campaign=x_corp_tdfs-daslnc_base&traffic_type=TDFS_DASLNC&traffic_id=daslnc&
Gao Minglu, Toward A Transnational Modernity: An Overview of the Exhibition “Sınırları aşan bir modernliğe doğru”
– Christie’s 2014, artprice.com, polyauction.com, artmarket.com yıllık raporlar
– Güner . (1998). Sanat Üretimi / Üretim Sanatı. Papürüs Dergisi. (14/1998). 52-56
– Larson, E.J., Yapay zekâ Miti. Fol Yayınları. İstanbul, 2022
– Mammadov O. (2019). Circular Repetition: AI Generated Traditional Patterns.
– Retrieved from https://medium.com/@oma.design/circular-repetition-ai-generated-traditional-patterns-3d91170836d2
– Bowman P. & Carter B. & Govenar A. (2011). Masters of Traditional Arts: Education Guide.
Retrieved from https://www.arts.gov/sites/default/files/Masters-of-Traditional-Arts-Education-Guide.pdf
– Finsa, (2922). Neo-craftsmanship: the resurgence of the artisan.
Retrieved from https://www.connectionsbyfinsa.com/neo-craftsmanship/?lang=en



