Büyük Dünya Savaşı Nasıl Önlenir?

Büyük Dünya Savaşı Nasıl Önlenir?
Picture of Aleksandr Galuşka Yazdı
Aleksandr Galuşka Yazdı

Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi tarafından 18-19 Temmuz 2026 günlerinde Ankara’da düzenlenen Büyük Savaşı Önleyecek İttifak başlıklı konferansta, Aleksandr Galuşka tarafından yapılan sunumu yayınlıyoruz. Başlık ve ara başlıklar tarafımızca eklenmiştir.

Niyet sahibi bütün dünya insanlarını ilgilendiriyor. Konu büyük savaşı önlemek. Esas konu ve minnettarım her şeyden önce konferans iştiraki ile fikirlerimi paylaşma fırsatı bulduğum için. Gerçekten nasıl yapmalıyız ki bizim güzel dünyamızda büyük savaş önlenebilsin? İnsanlık, insanoğlu barışçıl hayat sürsün, yaratıcı bir hayat sürsün ve dünyamızdaki halklar medeni bir şekilde gelişebilsin. Bu konuda fikirleri beyan etmek istiyorum. Burada Büyük Dünya Savaşı tehdidi var diyoruz çünkü köklü sebepler var ve burada tetikleyici (trigger) olan güçler var bu meydan okumayı belirlemekte.

Bilindiği gibi siyaset, konsantre bir şekilde ekonominin ifade edilmesidir. Jeopolitik ise konsantre bir şekilde geoekonominin ifadesidir. Ve bizler bu bakış açısıyla bu köklü sebeplere baktığımızda büyük tehditler ortaya çıkıyor. Batı kolonyalizmi daha çok neo-kolonyalizm haline dönüştü. Batı, zamanında değersiz boncuklar karşılığında değerli şeyleri takas ediyordu; bugün de dünya ekonomisinde hak edilmemiş kazancın sürdürülmesi adına eşdeğer olmayan, adaletsiz bir değişim ilişkisi var. Burada gerçek bir ekonomik sebep var. Burada ABD’nin agresif şekilde dünya piyasasında kendini hiç frenlemediğini görüyoruz. Başka ülkelere baskı yapıyor ve hegemonyasını sürdürüyor. Çünkü gerçek ekonomik amaçları, bu hak etmediği geliri devam ettirmek ve karşılıksız bir şekilde diğer ülkelerden değerleri ülkesine çekmek. Bu değişimin kökeninde dolar iktidarı ve teknolojik diktatörlük yatmaktadır. Aynı şekilde büyük askeri masraflar, büyük askeri üsler tabii ki egemen…

Dolar: Saldırgan Bir Silah

Burada doların iktidarından bahsederken iki örnek vermek istiyorum. Malum, bu nasıl oluyor? Her bir ülke dünya kurallarına göre bugünkü finansman alanındaki düzen içinde kendi rezervlerini oluşturmak durumunda. Rezervler her şeyden önce dolar olarak oluşturulmalı veya dolar aktifleri olarak, ABD hükümet hisseleri olarak tutulmalı. Bunlar ülkelere ya hiç gelir getirmeyecektir, dolarlar sadece orada sandıkta duracak ya da dış kredi almak isteyen, dolar finansmanı isteyen ülkeler bu dolar için yüksek faiz ödemek zorunda olacak. Bu gelir farkı, her şeyden önce milli sermayenin nasıl ABD güdümüyle yerleştirildiğini ifade ediyor. Bu dış borç, gayri safi milli hasıla içinde paylanıyor. Burada hiç istisnası olmadan kalkınmakta olan ülkeler, ekonomilerini geliştirmek için sermayeyi cezbetme ihtiyacı hissediyorlar ve %10 veya daha fazla faiz ödemek zorunda kalıyorlar. Gelişmiş ülkeler ise, yani dünya ekonomisinin çekirdeğini oluşturan ülkeler ise, %100’den daha fazla gelir elde etmekte. Yani burada dünya ekonomisinin çekirdeğini oluşturan ülkelerdeki sermayenin nasıl yatırıldığını görüyoruz ve bu doğrudan hegemon markalar sayesinde gerçekleştiriliyor.

Ne görüyoruz? Doların erki daha agresif bir hal alıyor. Emsalsiz bir olay var: Rus egemen aktiflerinin dondurulmasıyla 300 milyar dolar bayağı çalındı. Yani burada dünya dolar egemenliği değil, doların saldırgan bir silah haline dönüşmesi söz konusu.

Teknolojik Diktatörlük

Aynı şekilde teknolojik diktatörlük de önemli. Bunun için ABD, teknolojik gelirler elde etmek için her şeyi yapıyor ve teknolojik eşitsizliği idame ettiriyor. Herhangi bir surette diğer ülkelerin teknolojik gelişmesine imkan vermiyor. Teknolojiden bahsettiğimizde, benim kanaatime göre önemli konulardan bir tanesi liberal ekonomi mitlerinden bir tanesini ortaya çıkarmaktır. Hepimizin cebinde iPhone’lar var. Bu teknolojinin özü devlet parasıyla gerçekleştirildi. Devlet finansmanıyla yapıldı ve her şeyden önce istihbarat birimleriyle ABD Savunma Bakanlığı’nın gücüyle yapıldı; ondan sonra özel sektöre ticari hale dönüştürmek için verildi. Bunlar olmasaydı iPhone olmazdı. ABD’deki ileri teknolojiler devlet tarafından finanse ediliyor, destekleniyor. Teknolojik gelişme açısından ABD’nin tavrı kritik olarak belirleyicidir. ABD, diğer ülkelerin bunun başka tarafta yapılmasını yasaklıyor ve teknolojik gelişmeyi bloke ediyor. Hemen yasa geliyor ve teknolojik egemenlik engelleniyor.

Bütün dünya savunma masraflarına bakacak olursak bütün bu masrafların üçte biri ABD’de yapılıyor. Bütün askeri üslere bakacak olursak, dünyadakilerin %70’i ABD’nin üsleridir. NATO ülkelerini de dahil edersek rakam %90’a çıkıyor. Kim savaş istiyor bu durumda? Büyük savaşı kim istiyor? Cevap çok sarih. Biz sizlerle siyasetin ekonomiyle yapıldığını gördüğümüzde, gerçek çıkarların finansal ve teknolojik diktanın idame ettirilmesi olduğunu gördüğümüzde, buradaki hegemon gücün askeri gücü kendi tarafında olmayan hiç kimseye vermediğini anlıyoruz.

Direnebilmenin Koşulu Olarak Silah, İttifak ve Doları Boykot

Hayat devam ediyor, dünya gelişiyor. Yaşamak isteyen halklar, insanlığın kendi tarihi varlığını sürdürmek isteyen, medeniyet varlığını geliştirmek isteyenler bu süreçlere karşı çıkıyor. Memnuniyet verici bir olay ki bugünkü bu konferansta düşünceleri netleştirmekte, kristalize etmekteyiz. Ekonomik sebepleri gördüğümüzde direnebilmek için ne yapacağımızı da belirleyebiliriz. Tabii ki bizler iktisadi ve teknolojik olarak güçlü olmalıyız ve benzer bir askeri güce sahip olmalıyız ki direnebilelim. Zayıf kalmak suretiyle, silahsız olmak suretiyle dünyada barışı tesis edemeyiz. Rusya bu tarihi hatayı bir kez yaptı 1990’lı yıllarda. Rusya’nın elinde sadece nükleer silah kaldı, başka hiçbir şey yoktu. Egemenlikten vazgeçilmiş oldu, kendi başına finansman sisteminden vazgeçildi. Karşılığında ne aldı Rusya Federasyonu? Doğrudan bir tehdit aldı. Rusya halkının net bir anlayışı var; halkımız “Artık nükleer silahımız olmasaydı Rusya’yı Yugoslavya gibi bombalayıp parçalarlardı” diyor.

Modern dünyada bu tehdide karşı durmak, büyük savaşa karşı çıkmak ancak bir ittifakla, bir alyansla, egemen devletlerin bir araya gelmesiyle mümkün olur. Çok kutupluluk isteyen, milli egemenliklerini korumak isteyen ve egemenlere kira ödemek istemeyen ülkelerin bir araya gelmesiyle olacaktır. ABD’nin diğer ekonomilerden kaptığı vergiyi ödemek istemeyenlerle gerçek olabilir.

Bugünkü konferansımızın bir katkı sağlayacaktır diye ümit ediyorum. Kararlarımızda, tavsiyelerimizde bazı hususları belirtmemiz lazım. Bizler her şeyden önce birlikte sadece dolardan vazgeçmek değil, doları boykot etmeliyiz. Nasıl dünya savaşını önleyebiliriz? Merkez bankaları ABD kağıtlarını satın alıyor ve bunları finanse ediyor. Yenilik olarak dolara karşı bir boykot ilan etmeliyiz. Kendi milli paralarımıza geçmeliyiz. Swift sisteminden vazgeçmeliyiz. Kendi mali altyapımızı oluşturmamız lazım. Rusya da bunu yapıyor, Doğu finansman merkezi kuruyoruz. Aynı mantıkla bu oluşacaktır. Bütün ilgili tarafları, finans kurumlarını bunu birlikte yapmaya davet ediyorum.

Kendi bilimine yatırım yapmak lazım. Kendi eğitimine yatırım yapmak lazım. Kendi teknolojilerini geliştirmek lazım. Tabii ki özel sektörle bunu yapmak lazım ama burada devletin esas gücü belirleyicidir. Tek bir örneği yok; yüksek teknoloji sektöründe devletin desteği olmadan hiçbir şeyin olmuşluğu yok. Mutlak liberal dogmalardan vazgeçmeliyiz. Kendi başına teknolojik gelişmeyi engelleyen her türlü dogmadan vazgeçmeliyiz. Teknolojik alyanslar kurmalıyız ve bilimsel araştırmalarda ittifakımızı oluşturmalıyız. Teknolojik egemenlik sağlamalıyız.

Askeri kurumlarda, ordu konularında ülkeler kendi egemenliği için mücadele ediyor. Organize bir blok var. Toplam hacme, NATO dışı savunma masraflarına bakarsak dünya masraflarının %45’i harcanıyor. Bu yapılıyor ama kendi aralarında bağlantıya sahip değiller. Daha fazla askeri yardımlaşma lazım. Ortak eğitimler yapılmalı. Eminim bu pratik çalışmalar, böyle bir politika yürütülmesi dünyayı büyük savaştan kurtaracaktır.

İlginize teşekkür ediyorum.

Paylaş
Paylaş: