Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, TBMM’ye getirilen Mekke İttifakı metnini Ulusal Kanal’da Çıkış Yolu programında değerlendirdi. İttifak anlaşmasını değerlendirdiği bölümü sizinle paylaşıyoruz.
Bu anlaşmanın altında İsrail’in imzası var. Mekke Anlaşması’nın altında Netanyahu’nun imzası var ama görünmez mürekkeple yazılmış.
Bu 16 maddeyi okuduğumuz zaman şu kanaati çok açıkça ve güvenle ifade edebiliriz: İsrail bu anlaşmayı yazsaydı, bu 16 maddeyi ancak böyle yazardı. Çünkü bu anlaşma doğrudan doğruya Yemen’in İstiklal Savaşı’na karşı; İran’a karşı, Filistin’e karşı, Gazze’ye karşı.
O kadar açık ki… Burada en önemli husus, askerî iş birliğinin, silahlı iş birliğinin birçok maddede tekrar edilmesi. Anlaşmanın özü bu. Taraflardan birine yapılacak herhangi bir saldırının hepsine yapılmış sayılacağı ifade ediliyor. Ama şurası çok önemli: Suudi Arabistan’ın adı özellikle anılıyor.
Şimdi, bu anlaşma dolayısıyla diyelim ki Türkiye ile İsrail arasında bir savaş çıktı. Suudi Arabistan’la Pakistan gelip Türkiye ile beraber İsrail’e karşı, Amerika’ya karşı savaşacak mı?
NATO, Meriç Nehri’ni geçme tatbikatı yaptı. Tanklarıyla Meriç Nehri’ni geçiyorlar. Suudi Arabistan’dan askerler gelip Meriç Nehri’nde Türkiye’yi mi savunacak? Veya Pakistan’dan gelip Türkiye’yi mi savunacaklar? Pakistan’ın nükleer silahları Türkiye için bir şemsiye mi olacak?
Gerçeklere bakalım. Bu anlaşmada, Suudi Arabistan’a yöneltilecek bir saldırıyla ilgili komitenin toplantısına ilişkin hükümde açıkça Suudi Arabistan’ın adı anılıyor. Suudi Arabistan’a yönelik bir tecavüzde Türkiye ve Pakistan, askerî yetenekleriyle, kuvvetleriyle Suudi Arabistan’ın yanında yer alacak. Zaten bugün gündemde bu var.
Şu anda bu anlaşmanın altında imzası bulunan Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında silahlı bir savaşın içinde olan Suudi Arabistan.
Bu anlaşmada ne deniyor? Deniyor ki taraflardan biri silahlı bir çatışmaya girdiği zaman bu, diğer taraflar için de bir tecavüz, bir saldırı olarak kabul edilecek ve bu ülkeler bütün kuvvetleriyle, topyekûn, hep birlikte o tecavüzcüye karşı savaşacak.
Şu anda kim savaşıyor? Şu anda Suudi Arabistan, Yemen’in İstiklal Savaşı’na karşı savaşıyor. Hem de İsrail’le beraber.
Peki, o zaman ne oluyor? Türkiye bir yükümlülük altına giriyor. Türkiye bir taahhüt altına giriyor. Hangi taahhüdün, hangi yükümlülüğün altına giriyor? Suudi Arabistan’ın yanında Yemen’e karşı, Yemen’in İstiklal Savaşı’na karşı savaşma veya Suudi Arabistan’ı şu ya da bu şekilde silahlı olarak, birtakım savunma veya savaş araçlarıyla destekleme taahhüdü altına giriyor.
Dolayısıyla bu anlaşmaya göre Türkiye cepheye giriyor. Hangi cepheye giriyor? İsrail’le birlikte aynı cepheye giriyor. Türkiye, İsrail ile birlikte aynı cepheye giriyor. Amerika ile birlikte aynı cepheye giriyor. Çünkü Yemen’in karşısında olanlar İsrail ve Amerika. Yemen’in yanında olanlar kim? İran, Filistin, Gazze. Bunlar Yemen’in yanında.
Dolayısıyla burada cepheler kurulmuş. Türkiye, Suudi Arabistan’ın yanında silahlı birtakım cepheleşmelere ve çatışmalara dâhil olma taahhüdünde bulunuyor. Bu anlaşmanın altına imzasını atmış.
Dolayısıyla Türkiye, İsrail’in yanında. Aslında bu anlaşma İsrail ile Türkiye arasında yapılmış. Türkiye, İsrail’e diyor ki: “Merak etme, sana karşı yürütülen silahlı mücadelelerde ben senin yanındayım.” Bu anlaşmanın özü bu.
Onun için Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Türk milletine çok büyük sorumluluklar düşüyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu anlaşmayı onaylayamaz. Çünkü bu anlaşma, İsrail ile aynı cephede atılan imzaların anlaşmasıdır.
Bunun altına imza atanlar, İsrail yandaşlığını taahhüt ediyorlar. İsrail’in yanında savaşa girmeye varan birtakım taahhütlerde bulunuyorlar. O tür yükümlülükleri üstleniyorlar. Bu 16 maddeyi okuduğumuz zaman çok açık.
Dolayısıyla, evet, Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin imzası var ama o imzayı şöyle bir kazıyın; altında ne göreceksiniz? Netanyahu’nun imzasını göreceksiniz. Bu anlaşmada Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın imzasının yanında Netanyahu’nun imzası var. Pakistan Başbakanı’nın da imzası var. Bu anlaşmanın özü budur.



