Doğu Perinçek, Milli Dayanışma Kanun Teklifini Değerlendirdi

Doğu Perinçek, Milli Dayanışma Kanun Teklifini Değerlendirdi
Picture of Doğu Perinçek Yazdı
Doğu Perinçek Yazdı

Vatan Partisi Genel Başkanı

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ulusal Kanal’da Milli Dayanışma Kanun Teklifi ile ilgili Nadir Temeloğlu ve Deniz Çağlayan Cengiz’in sorularını yanıtladı. Soruları ve yanıtları yayınlıyoruz.

Nadir Temeloğlu: Sayın Perinçek hoş geldiniz. Burada şunu da hatırlatmak istiyoruz: Bu bir kanun teklifi, henüz yasalaşmadı. Komisyonlarda ve Genel Kurulda görüşülecek. Bu süreçte eleştirilere açık bir tasarı olduğunun canlı yayınımızda altını çizmek isteriz. Tasarıyı muhtemelen okumuşsunuzdur. Hem genel değerlendirmenizi soracağım hem de şunu merak ediyorum: Bugün AK Parti ve MHP imza attı; diğer bazı partiler ve HDP gibi partiler de imza attı. Siz bir siyasi parti lideri olarak bu metnin altına imza atar mıydınız?

Doğu Perinçek: İmza atmazdım. Vatan Partisi’nin, PKK yönetici ve mensuplarının devlette ve millette bütünleştirilmesi amacıyla affedilmelerine dair bir kanun hazırlığı vardı. Bunu Meclisimize, siyasi partilere ve kamuoyuna açıklamıştık. Bu teklifin altına imza atmazdık çünkü teklifte, ertelemeden yararlanacak olan vatandaşlarımızın “devletle ve milletle bütünleşme amacıyla” talepte bulunması gibi bir şart yok. Hâlbuki bu şart olmazsa olmazdır, en temel meseledir.

Süreç zaten “Terörsüz Türkiye” adıyla başladı. AK Parti iktidarı başlangıçta böyle diyordu fakat sonradan “Toplumsal Bütünleşme” gibi birtakım yuvarlak kavramlar kullanmaya başladılar. Bu isimlendirmeler tam amacı ifade edemiyor. Doğru olan şudur: Bu kanunun, devlette ve millette bütünleşme amacıyla uygulanması gerekir. Kanundan yararlanacak olanların bu amacı kabul etmeleri ve dönüşmeleri şarttır.

Sonuç itibarıyla PKK terör örgütünün yöneticisi veya mensubu olarak birtakım suçlar işlemiş olan vatandaşlarımızın artık şu iradeyi göstermesi lazım: “Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yle bütünleşiyorum. Bu devleti yıkmak; federasyon veya özerklik gibi formüllerle idari olarak bölmek gibi amaçları kesinlikle terk ediyorum. Aynı zamanda Türk milletinin bir parçası, ferdi ve vatandaşı olmayı kabul ediyorum.” Elbette köken olarak Kürt vatandaşlarımız var, buna kimse itiraz etmiyor. Ancak sonuç itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesle bir millet oluşturuyoruz; o millet de Türk milletidir. Atatürk’ün 1930’larda Medeni Bilgiler kitabına da geçen o tarihi tespiti çok güzeldir: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir.”

Geçmişte terör eylemleri oldu. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Polisi, devletin yaptırım gücünü kullanarak bu eylemleri tasfiye etti ve etkisiz hâle getirdi. Şimdi bunun ürünlerini toplama vakti. Terör örgütüne yönetici, mensup veya yardım ve yataklık yoluyla katılmış olan bütün vatandaşlarımızla kucaklaşmak ve birleşmek istiyoruz. Bu ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ve Türk milletinde bütünleşmekle olur. Şu anki kanun teklifinde ise bu eksik.

Henüz teklif aşamasında olduğumuz için bu konu komisyonlarda, Meclis Genel Kurulunda tartışılacak; Cumhurbaşkanı tarafından onaylanıp Resmî Gazete’de yayımlandıktan sonra kanunlaşacak. Bu süreçte bütün kurumların, partilerin ve vatandaşların katkıları ya da eleştirileri olabilir. Biz de Vatan Partisi olarak en önemli müdahalemizi yapıyoruz. Hazırladığımız tasarının adı “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ve Türk Milletinde Bütünleşme Amacıyla Af Kanunu” idi. Kanunumuzun 5. maddesinde aftan yararlanmak için açık bir şart konmuştu: “Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ve Türk milletinde bütünleşme amacıyla bu kanundan yararlanmak istiyorum.”

Aynı şartın mevcut teklife de eklenmesi zaruridir. Bu cezaların infazının ertelenmesinden yararlanmak isteyenler, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ve Türk milletinde bütünleşme amacıyla bu ertelemeden yararlanmak istiyorum” şeklinde yazılı talepte bulunmalı ya da bunu sözlü olarak savcılık veya mahkeme tutanaklarına geçirmelidir. İşin köklü çözümü buradadır. Milli dayanışma veya toplumsal bütünleşme gibi kavramlar, devletle bütünleşme ihtiyacını karşılamaz. Dolayısıyla yasanın başına bu şartın eklenmesi zorunludur.

Kanunun uygulanması aşamasında da ciddi sıkıntılar var. Hakkında soruşturma olanlar, mahkemesi sürenler veya hüküm giymiş olanlar için süreç bir şekilde işleyebilir. Peki, hakkında henüz hiçbir soruşturma, kovuşturma veya verilmiş bir hüküm olmayan, ancak yurt içinden veya yurt dışından gelip 6 ay içinde bu kanuna başvuracak kişiler ne olacak? Kanun teklifi; kasten adam öldürme suçunu işleyenlerin veya ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren suçlara karışanların bu haktan yararlanamayacağını belirterek istisnalar koyuyor.

Burada temel bir sorun ortaya çıkıyor: Hakkında hiçbir adli kayıt bulunmayan binlerce kişi gelip teslim olduğunda, savcılık makamları bu kişilerin istisna kapsamına girip girmediğini nasıl saptayacak? Kişinin kasten adam öldürme veya müebbet hapis gerektiren bir suça asli ya da feri fail olarak katılıp katılmadığını belirlemek için delil toplanması, şahit dinlenmesi ve uzun soruşturmalar yapılması gerekir. Sınır ötesinde on binlerce mensup varken, bunların durumunu savcıların tek tek araştırması yıllar sürer ve sistemi kilitler. İşte Vatan Partisi’nin af kanunu önerisi, kucaklayıcı yapısıyla tüm bu sorunları kökten çözüyordu.

Dolayısıyla altı ay içinde başvuran vatandaşlarımızın kanunun istisna tuttuğu, yani yararlanamayacaklar sınıfına girip girmediğini araştırmak için Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) ve emniyetin raporlarından yararlanılabileceği gibi bir ihtimal ortaya çıkıyor. Daha doğrusu bunun dışında bir ihtimal de yok. Çünkü savcılığın soruşturma yapmak, delilleri toplamak için zamanı yok; bu yıllar sürer. O zaman ne olacak? MİT’in veya emniyetin kayıtlarına bakılacak. Böylece MİT ve emniyet gibi idari makamlar, yani yürütme organına bağlı kurumlar, bir nevi savcılık veya yargı görevi yapmış olacaklar. Bu da yürütmenin yargıya karışması, yargı görevi üstlenmesi ve yargının bağımsızlığının zedelenmesi gibi çok ciddi sorunlar yaratacak.

Bizim Af Kanunu önerimiz bunları temelden çözüyordu. Çünkü istisna diye bir şey yoktu. Devlette ve millette bütünleşme amacını kabul etmeleri şartıyla, PKK yönetici ve mensuplarının hepsinin bu kanundan yararlanması mümkün oluyordu. Şu anki teklifte ise hakkında mahkûmiyet hükmü bulunmayanların istisnaya girip girmediği MİT ve emniyet raporlarına bağlanacak. Bu, Anayasa Mahkemesi’nde de dikkate alınacak bir husustur.

Biz bu kanun teklifi yasalaşmadan şu uyarılarımızı yapıyoruz: Birincisi; yasanın başına, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ve Türk milletinde bütünleşme talebiyle kanundan yararlanmayı talep ediyorum” şartı konmalıdır. İkincisi; yasanın başlığı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” gibi yuvarlak ifadeler yerine, “Devlette ve Millette Bütünleşme Amacıyla Terör Suçlularının Cezalarının Ertelenmesi Kanunu” olarak değiştirilmelidir. Üçüncüsü; idarenin, yani yürütme organının yargı yetkileriyle bu sürece müdahalesini önleyecek düzenlemeler yapılmalıdır. Kanunda bir “Kurul” oluşturulması öngörülüyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı’ndan oluşan idari bir kurul bu. Tamamen yürütme organı mensuplarından oluşan bu kurula, başvurucuların istisna kapsamında olup olmadığını belirlemede adeta savcıların yerine geçecek yetkiler veriliyor. Bu durum kanunun en büyük zaaflarından biridir ve güvenilirliğini sarsar.

Bu mesele üç dört güne sığdırılıp aceleye getirilmemeliydi. En az 15-20 gün iyice tartışılmalıydı. Yarın Sayın Genel Sekreterimiz Özgür Bursalı da Ankara’da bir basın toplantısı yapacak. Meclis Başkanlığına da görüşlerimizi yazılı olarak sunacağız. Vatan Partisi olarak yıllardır savunduğumuz Af Kanunu önerimiz hâlâ geçerlidir ve kalıcı, milleti kucaklayan çözümdür.

Nadir Temeloğlu: Bu yasada dikkat çeken noktalardan bir tanesi Öcalan ve lider kadronun durumuyla ilgili. Acaba sürecin dışına mı itiliyorlar? Bu süreç pozisyonlarını zayıflatır mı ve toplama nasıl etki eder? Bunu da biraz tartışmak istiyorum.

Doğu Perinçek: Bu çok açık. Kanunda “Kasten adam öldürme suçuna iştirak edenler bu ertelemeden yararlanamaz” diyor. Bütün PKK yöneticileri kasten adam öldürme suçuna asli fail olarak, emirler vererek iştirak etmişlerdir. Hatta yalnız üst düzey yöneticiler değil, askeri örgütlerde yönetici olanların tümü bu eylemlere karışmıştır. Dolayısıyla bu, çok önemli bir kısmı zaten baştan kanunun dışında bırakıyor. Ayrıca ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçları işleyenler de bu kanundan yararlanamıyor.

Hakkında dava açılmış, suçu tanımlanmış olanlar için mesele yok. Ama o 6 ay içinde başvuracak on binlerce insanın durumunu nasıl saptayacaksınız? İşte orada MİT ve emniyet gibi devletin idari kuruluşlarının raporları devreye giriyor. Yürütme organı mensubu olan kuruluşlara yargı yetkisi tanımış oluyorsunuz, bu da büyük bir kargaşa yaratacaktır.

Deniz Çağlayan Cengiz: Teklif edilen bu yasa arzu edilen seviyeye getirebilir mi, silah bırakma veya dönüşleri sağlayabilir mi?

Doğu Perinçek: Silah bırakacak insanlara şunu diyorsunuz: “Senin kasten adam öldürme suçuna karışıp karışmadığına dair bir tespit yapacağım. Yararlanabiliyorsan sorun yok ama istisnaya giriyorsan seni tutuklayacağım veya yargılayacağım.” Dolayısıyla kanundan yararlanıp yararlanamayacağı konusunda kuşkuları olan birçok insanın yargı makamlarına başvurması engellenmiş, zihinlerde şüphe yaratılmış oluyor. İstenen amaca ulaşması çok problemli.

Bizim büyük bir imparatorluk ve devlet geleneğimiz var. Osmanlı, Selçuklu, Göktürkler gibi büyük imparatorluklardan gelen bir özgüven ve birikimimiz var. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak terörü bitirmişiz, ordumuz ve polisimiz kahramanca mücadele ederek bu örgütün sonunu getirmiş. Şimdi bu başarıyı devam ettirmede bir özgüvene, cesarete ve kararlılığa ihtiyaç var. Ama maalesef hazırlanan bu kanun teklifinde o imparatorluk ve devlet geleneğini, o cesareti göremiyoruz.

Nadir Temeloğlu: Bu kurulun oluşturulması ve yargının üstüne çıkması durumu hukuken doğru mudur? Süreci nasıl etkiler? Bir hukukçu olarak Anayasa Mahkemesi’nden veya başka noktalardan dönebilir mi?

Doğu Perinçek: Yürütme organının yetkileriyle yargının yetkilerini kesin çizgilerle ayırmak zorundayız. Yargı bağımsızlığı tam olarak budur. Eğer siz altı ay içinde başvuracak vatandaşların durumunu değerlendirmek için, yargı organlarına akıl verecek, onları yönlendirecek idari bir Kurul oluşturursanız, yürütme organı yargıya müdahale etmiş olur. Bu durum haklı itirazlarla karşılaşacaktır. Anayasa Mahkemesi de gerçekten yargı bağımsızlığını savunuyorsa, yürütmenin yargı görevleriyle donatılmasını doğru bulmayacak ve ona göre kararlar verecektir.

27 Mayıs 1960 Devrimi’nin gerekçelerinden biri, Meclis’e birtakım yargı görevleri verilmesiydi. Türkiye tarihinde bu tür tecrübeler yaşadık. Yargı bağımsızlığı çok önemli bir kazanımdır. Ben de bir yargıç çocuğu olarak, Türkiye Cumhuriyeti yargısının bu konulardaki duyarlılığını ve birikimini iyi biliyorum. Bu gelenekle kimse oynamasın. Türkiye’ye yakışmayan bu kaba hataları yapmayalım. Yol yakınken, yasa teklifi yasalaşmadan bunları düzeltelim.

Deniz Çağlayan Cengiz: Çok teşekkür ediyoruz Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek’e. Başka sorumuz yok sanırım, size iyi akşamlar diliyoruz. Teşekkür ederiz.

Doğu Perinçek: Ben teşekkür ederim. Çok sağ olun. Güveniyoruz; Türkiye bu meselelerin üstesinden gelir. Türkiye, devlette ve millette bütünleşme amacıyla kucaklayıcı olacaktır. Bu teklif şu veya bu problemleri taşıyabilir ama bunları aşacak cesaret, fedakârlık ve kararlılık hem devletimizde hem de milletimizde var. İyi akşamlar.

Paylaş
Paylaş: