150 yıllık Şark Meselesi’nin (Doğu Sorunu) hem tarihsel hem de Batı Asya’daki gelişmeler çerçevesinde değerlendiren Doç. Dr. Girayalp Karakuş, Teori dergisinin sorularını yanıtladı.
Şark Meselesi (Doğu Sorunu) nedir, ne zaman başladı?
Şark Meselesi, Batılıların Türklerin ilerleyişini durdurmak için kullandıkları bir terimdir. İlk defa Rus diplomatlar tarafından kullanılmıştır. Bazı tarihçiler Şark Meselesi’ni 1815 Viyana Kongresi ile başlatsa da aslında bu sorunun başlangıcı Türklerin 1071’de Batılılara karşı ilerleyişidir. Birinci merhale Malazgirt Meydan Muharebesi’yle başlamış, ikinci merhale İstanbul’un fethinden Viyana Kuşatmasına kadar sürmüş son olarak da 1878’den 1923 Cumhuriyet’in ilanıyla ilk perde son bulmuştur.
Şark Meselesi kimin için “sorun”?
Şark Meselesi günümüzde ABD ve Batı emperyalizmi ile devam etmektedir. Batılılar Sevr Antlaşması ile Anadolu Türklüğünü bitirdiğini düşünmüş ancak Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde işgallere tepkisini gösteren Türk halkı kendi geleceğini tayin etmiştir. Şark Meselesi aslında bir “Garp Meselesidir” denilebilir. Avrupalıların diplomatik bir problemidir. Daha uygun olan tarif: “Şark Meselesi Haçlı zihniyetinin ürünüdür.”
Şark Meselesi bugün devam ediyor mu? Bugün bölgedeki gelişmeler ne kadar Büyük Güçlerin şark politikalarının izlerini taşıyor?
Şark Meselesi, Batılıların Türkleri sorun olarak görmesinden kaynaklanan bir problemdir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte oluşan tek kutuplu dünyada ezilen halklar yalnız kalmıştır. Örneğin; Türkiye Devleti erken cumhuriyette Sovyetler Birliği’nden aldıkları yardımlarla ağır sanayi hamleleri başlatmıştır. ABD ve Batı emperyalizmi başta Ortadoğu olmak üzere tüm Asyatik halklara karşı geçmişten gelen husumetini devam ettirmektedir. Batı ve ABD’nin Türkleri Anadolu’dan atma hayalleri bitmiş değildir. 20. yüzyılda emperyalizme karşı birleştiren ideolojik güç: “Sosyalizm” idi. Ancak 1991’de Sovyetlerin dağılması ezilen halkların ideolojik motivasyonu elinden alınmıştır. Özellikle Rusya ve Çin’in yükselen güç olmasıyla tüm dünya çok kutuplu bir düzene doğru evrilmiştir. Bu durum da ezilen halklar için bir fırsattır denilebilir. ABD bu yükselişten korktuğu için başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada çeşitli siyasi riskler almaktadır. Örneğin; İran ise ABD emperyalizminin karizmasını çizmiştir. Günümüzde Çin ekonomisi ABD’yi geçmiştir. ABD dış borçlarla boğuşurken, Çin dış ticaret fazlası vermektedir. Son tahlilde Şark Meselesi devam etmektedir, sadece değişen dünya koşullarında aktörler değişmiştir. İngiliz emperyalizminin yerini ABD emperyalizmi almıştır.
Günümüzde Filistin-İsrail çatışması, etnik-dini yapılar, petrol, yapay devletler, yeteneksiz idareciler gibi konuları Şark Meselesi kapsamında düşünebiliriz. İki tür emperyalizm vardır: “İç ve dış emperyalizm”. Dış emperyalizm fiili olarak bir devletin başka bir devleti işgali ile olur. İç emperyalizm ise işbirlikçi devlet adamları vasıtasıyla gerçekleşir. Örneğin günümüzde Filistin meselesi bu kapsamda değerlendirilebilir. Arap yapay devletlerinin birçoğunun başında emperyalizmle işbirliği içerisinde olan idareciler vardır. Batı emperyalizmi dış emperyalizmle ele geçiremediği ülkeleri yeteneksiz ve işbirlikçi idareciler sayesinde ele geçirmektedir.
Batı, Doğu dendiğinde ilk olarak Türkleri aklına getirmektedir. Örneğin; Fransız tarihçi Albert Sorel’in aşağıdaki ifadeleri de batılı emperyalistlerin bu husustaki niyetlerini açıkça ortaya koymaktadır: “Türkler, Avrupa’da görünür görünmez ortaya bir şark meselesi çıktı. Papazların ve küçük küçük zorbaların idaresine kendisini rahatça teslim etmiş, şarabını içip uyuklayan Avrupa’nın kapısından içeri giren bu dipdiri, erkek güzeli insanlar; yepyeni bir nizam içinde akıp gelen başarılı muazzam kuvvetler, o zamanki Avrupalının örümcekli ve bulanık kafasında bir şok tesiri yaparak onda şifa bulmaz bir dehşet hastalığı (!) doğurmuştur. Türklerin, uyuklayan Avrupa’nın afyonunu patlatması hâdisesi öylesine derin bir tesir yapmıştır ki, aradan yedi asır gelip geçmiş olmasına ve bir gün eski dipdiri delikanlının, hasta adam (!) şekline sokulmasına rağmen, Avrupalının yirminci batın torunları dahi bu Türk hastalığından, Türk şokundan tamamen şifa bulamamıştır.” (1)
Osmanlı Devleti’nin parçalanması için uygulanan taktiklerin benzeri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde de uygulanmaya çalışılmaktadır. Ermeniler, Araplar ve Kürtler bu oyunda kullanılan araçlar olduğu söylenebilir. Ortadoğu’da parçala ve yönet taktiğinde bu etnik unsurlar kullanılmaktadır. Batı emperyalizmi cetvelle çizilmiş yeni yapay devletler kurarak Ortadoğu’da bitmek bilmeyen savaşlara neden olmuştur. Bölgede faaliyet yürüten ABD ve Batı emperyalizmi Ortadoğu’yu Babil kulesine çevirmiştir. (2)
Büyük Ortadoğu Projesi rafa kalkmış değildir. ABD ve Batı hâlâ Ortadoğu’nun haritasını değiştirmek istemektedirler. Özellikle Arap devletçiklerinin idarecileri de bu amaca hizmet etmeye devam etmektedirler. Küresel oyunda Türkiye tarafını iyi seçmek zorundadır. Kanaatimce Türkiye Cumhuriyeti Devleti hem NATO’nun içinde kalarak hem de AB’ye girmeye çalışarak tarihin doğru tarafında konumlanamaz. Türk idareciler Batı’nın tarihsel olarak Türkiye’yi AB’ye almayacağını bilmeleri gerekir. Zaten Türkiye’nin ihtiyacı da bu değildir. Çünkü Batılılara göre; Türkler Avrupalı değildir. Avrupalıların Türkler’e bakış açısını analiz etmek için Hacı Mustafa Eravcı’nın “Avrupa’da Türk İmajı” kitabının okunmasını tavsiye edebilirim. Batı ve ABD emperyalizmi Türkiye’yi hizaya getirmek için yıllarca ılımlı İslam safsatasını destekledi ve kendisi ile uzlaşmaz çelişki içerisinde olan Atatürkçü kadroların tasfiye edilmesine yardımcı oldu. Son tahlilde Türkiye’nin ihtiyacı olan sacayağı: “Kamucu, laik ve anti-emperyalist” tavırdır.
Kaynakça
- Nuri Yavuz, Şark Meselesi Açısından Ortadoğu Gelişmeleri, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 23, Sayı 3 (2003) 89-98
- Mehibe Şahbaz, “Geçmişten Günümüze Şark (Ortadoğu Meselesi), C: 4, S:10, International Journal of Social and Humanities Sciences Research (JSHSR), S. 381-387.



