Eymürlerin Boğaziçi Yalanı ve Necdet Küçüktaşkıner Olayı

Eymürlerin Boğaziçi Yalanı ve Necdet Küçüktaşkıner Olayı
Picture of Ferit İlsever Yazdı
Ferit İlsever Yazdı

FETÖ, Adnan Oktar, Süleymancılar ve en son olarak da Alparslan Kuytul grubuna yönelik operasyonlardan sonra dijital ortamlarda ve özellikle sosyal medyada Vatan Partisi’ne ve Genel Başkanı Doğu Perinçek’e yönelik psikolojik savaş hızlandırıldı. Kara propaganda yalanlarını ve eski MİT Daire Başkanı Mehmet Eymür’ün iftiralarını tekrar piyasa süren belgeseller yayına sokuldu; gerçek kişi olmayan sosyal medya hesaplarından paylaşımlar sıklaştırıldı. Aydınlıkçıların lider kadrosu içinde yer alan, Vatan Partisi MKK üyesi Ferit İlsever Aydınlık gazetesinde yalanlara cevap verdi. İlsever’in makalesini yayınlıyoruz.

Mehmet Eymür ve Necdet Küçüktaşkıner… Bunlarla 1972 yılındaki kontrgerilla operasyonlarında tanıştık. Biz bu yıllarda 12 Mart Darbesi’ne rağmen, Amerikan Emperyalizmi ve işbirlikçileriyle mücadeleye devam ediyoruz. Tabii, biliyoruz ki, darbeciler de peşimizde.

1972’nin Nisan ayıydı. Zaman zaman olduğu gibi, bu günlerde de İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde asistan arkadaşım ve partimizin dostu Cahit Düzel’i ziyarete gitmiştim. Yanımda arkadaşım Aydoğan Büyüközden de vardı. Bir süreliğine evden ayrıldım ve Rumelihisar sahiline indim. Bu arada MİT ve İstanbul Emniyeti beni yakalamak için, Cahit Düzel’in evine operasyon düzenliyor. Operasyonun başında Mehmet Eymür var. Burada bulamayınca, Rumelihisarı’nda gözaltına alındım. 

Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde evler iki katlıydı. Bazı hocalar, öğrenciler vb. buralarda kalırdı. Arkadaşım Cahit Düzel’in evinin üst katında da yıllardır Boğaziçi Üniversitesi’nde hocalık yapan, İngiliz asıllı bir profesör Hillary Summer Boyd yaşarmış. “Yaşarmış” diyorum, çünkü bu bilgilerin hepsini 2010’lu yıllarda CIA-MİT görevlisi Mehmet Eymür’den öğrendik.

2012 yılında Eymür, benim Hillary Summer Boyd’a ziyarete gittiğimi ve bu evde yakalandığımı yazdı. Tamamen yalan. Ben bu evde yakalanmadım ve adı geçen profesörü Eymür yazana kadar ne biliyorduk ne de tanıyorduk. İngiliz hoca İngiliz istihbaratıyla birlikte çalışırmış. Ben ve Partim de ilişkimiz dolayısıyla bu çalışmanın içindeymişiz. 

1972’de bana ve partimize düzenlenen operasyonun başında Mehmet Eymür olduğu halde, o dönemde ve sonraki yıllarda bu hocayla ilgili hiçbir açıklama, suçlama yok. Yargılandığımız davada da ne hakimlerin ne savcıların bu konuda hiçbir iddia ve suçlamaları olmadı. 

Eymür’ün 2000’li yıllardaki bu suçlamaları Partimizi, yargılandığı Ergenekon Davası’nda karalama amaçlıydı. Tabii, hiçbir işe yaramadığı gibi, partimize 20 bin TL tazminat ödemeye mahkûm edildi. 


İşkencecimizle Röportaj Yaptık

Ellerim kollarım bağlı, gözlerim bantlı bir şekilde bir araca bindirildim. Bir süre sonra indirildim ve ilk ses; “Yat yere”! Evet, hâlâ gözlerim kapalı, ellerim bağlı. Yattım. Biri konuşmaya başladı; “Burası Genelkurmay Başkanlığı’na doğrudan bağlı Kontrgerilla Karargâhı’dır. Burada Anayasa, Babayasa yoktur. Anlat bakalım.” Ardından falakalar, elektrik işkenceleri vb. Olayın canlı tanığı, hatta yaşayanlardan biri de Cumhuriyet gazetesi yazarı, arkadaşım İlhan Selçuk. Oradan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldük. Daha sonra, Ankara’ya Mamak Cezaevi’ne…

Cezaevinde olsun, ya da çıktıktan sonra, şu Kontrgerilla Karargâhı sözcüğü kafama çok takıldı. Nedir bu kontrgerilla? Hasan Yalçın’la 1976’larda Halkın Sesi Dergisi’ni çıkartırken de çok araştırdık bu merkezi. Ama en somut bilgiye, 1978’de Cağaloğlu’da çıkardığımız Aydınlık günlük gazeteyle ulaştık. Ben gazetenin başındaydım. Emek sayfamızın başında bulunan Gülay Göktürk bir gün heyecanla geldi ve dedi ki, “Bize işkence yapan adamı Sultanahmet Adliyesi’nde avukat cübbesiyle gördüm.” Evet, Gülay da bizimle beraber gözaltına alınmış ve işkence görmüştü. Nasıl buluruz bu şahsı? İstanbul Barosu’nun hukukçular dosyasına girdik. Bütün hakim, savcı, avukat vb. isimleri ve resimleri bulunuyor. Uzun araştırmalardan sonra, “İşte bu” dedik, ismini ve adresini kaydettik. İşkenceden sonra Emniyet’e götürüldüğümüzde gözlerimiz açıktı ve buradaki sorguyu da ilk işkenceli sorguda görevli kişi yapıyordu. Böylece baro dosyasında tanıma şansımız oldu. Avukat Necdet Küçüktaşkıner.

Adresi de bizim gazeteye çok yakın. Sultanahmet Adliyesi’nin bir sokak üstünde bir avukatlık bürosu. Çok sevindim, çağırdım avukat arkadaşım Emcet Olcaytu’yu. “Emcet yürü, beraber gidiyoruz” dedim. Gittik, avukatlık bürosuna. Kalabalık bir ortam. Sıramızın gelmesini bekledik. Sıramız gelince girdik içeriye. 

Beni görünce o ne korku, ne heyecan. “Beni öldürmeye gelmişler” diye düşünüyor. Gerçekten de o yıllarda “sahte solcu” diye nitelediğimiz örgütler, yakaladıkları işkencecileri ve sorgucuları öldürüyordu. Sakinleşmesi için, “Dur, seni öldürmeye gelmedik. Söyleşi yapacağız” dedik. Biz sorduk, O anlattı; “Babam da MİT’te görevliydi. O’nun yardımıyla beni MİT’e aldılar. Burada sorguyu, işkenceyi öğrendik. MİT’in karargâhı İstanbul Göztepe’deki Ziverbey Köşkü’nde görevlendirildim. Sizin de sorgunuzun yapıldığı yer. Sorgunuzu Mehmet Eymür’le birlikte yaptık. ‘Burası kontrgerilla karargâhı’ sözleri Eymür’e ait. Evet, doğrudan Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olarak çalışıyorduk. İşkence vb. yapılanlardan üzgünüm. Bu yüzden o işi bıraktım, avukatlığa döndüm” vb. 

Bütün konuşmaları kaydettik. Fotoğrafları çektik. Bu bilgiler ertesi gün Aydınlık’ın manşetiydi. Bu manşetten hareketle birçok MİT mağduru, ya da yaptıklarından pişmanlık duyanlar gazetemize geldi ve kontrgerilla örgütlenmesiyle ilgili bilgiler verdi. 

Bu isimler arasında Sabahattin Savaşman’ı hiç unutmuyorum. Bir yıl boyunca kontrgerilla görevlilerini isimleri ve adresleriyle yayınladık. Sadece adres yayınlamak değil, bazılarının evlerine gidip, fotoğraf çekerek, konuşmalarını istiyorduk. Bu bir yıllık yayınımız, Türkiye’de kontrgerillaya indirilmiş ilk büyük darbedir. Bizim açımızdan da çok öğretici olmuştur. Sonraki yıllarda MİT Raporu dolayısıyla kontrgerillayla mücadelemizden sonra, MİT Müsteşarı Hiram Abbas, “Aydınlıkçılar MİT’e iki kez darbe indirdiler” derken, bu mücadelelerimize vurgu yapıyordu. 

Kontrgerilla İle Kesintisiz Mücadele

Sonraki yıllarda, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Turgut Özal iktidarları döneminde yürüttüğümüz mücadele ile, kontrgerillanın ABD Emperyalizmi ve NATO’nun güdümünde, milletimizi denetim altında tutmak ve sonra da bölmek amaçlı bir örgütlenme olduğunu netleştirdik. NATO’nun kontrgerilla merkezine bağlı bu örgütlenme, ABD egemenliği için Genelkurmay’ımızı, TSK’mizi, hükümetlerimizi, partileri ve kitle örgütlerine kadar milletimizi denetim amaçlı faaliyet gösteriyordu. En son 15 Temmuz 2016 darbe girişimine TSK ve milletimizin verdiği büyük cevapla yok olup gittiler.

Paylaş
Paylaş: