Taarruzun Anahtarı: Gizlilik ve İmha

Taarruzun Anahtarı: Gizlilik ve İmha
Picture of Yiğit Çınar Yazdı
Yiğit Çınar Yazdı

teoridergisi.com GYY

Osmanlı İmparatorluğu 19. yüzyılın ortalarından itibaren emperyalizmle mücadele eden konuma gelmişti. İngiltere ve Fransa’nın Garp Ocakları’nı işgalleriyle birlikte esas olarak 1853 Kırım Harbi’yle başladığını söyleyebileceğimiz bu süreç 1876 Rus Harbi ile devam etmiş, 1911 Trablusgarp, 1912-1913 Balkan ve 1914-1918 I. Cihan Harbi’yle zirveye yükselmişti. Türk ordusu bir süredir klasik savunma savaşları verirken artık savaşların mahiyeti emperyalizmle mücadeleye dönüşmüştü.

Türk milleti on yıllardır süren bu savaşlar sonucunda ekonomik ve toplumsal olarak çok yıpranmıştı. Kaybedilen topraklardan edilen göçler, yeni yerleşilen topraklardaki uyumsuzluklar; geçimini sağlayacak üretimin içinde bulunamaması, iklimsel sebeplerle yaşanan kuraklıklar, kıtlıklar ve düşük rekolte gibi faktörler zaten günden güne gerileyen ekonomiyle birlikte tüm ülkeyi zora sokmuştu.

I. Cihan Harbi sonrasında savaşın tüm tarafları birbiriyle barış antlaşmaları imzalayıp savaşlarını bitirirken Osmanlı Devleti yalnızca ateşkes antlaşması imzalamıştı. Osmanlı’nın henüz nasıl paylaşılacağı emperyalist ülkelerce mutabık kalınmadığından barış görüşmeleri uzamıştı. Bir yıl süren Paris Kongresi’nden çıkan sonuç, Osmanlı İmparatorluğu için teslimiyetti: Sevr Antlaşması.

Türk milleti bu görüşmeleri takip ederken emperyalistlerin kaderlerini tayin etmesini beklemedi ve bağımsızlık için mücadeleye atıldı. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışıyla pekişen süreç birleşti, tek merkezli yürütülmeye başlandı. Siyasi ve ekonomik hedefleri belirlenen bu süreç “İstiklal Harbi” ve  “Milli Mücadele” ismiyle anıldı.

TBMM’nin açılması ve ardından düzenli ordunun kurulması tek bir mesaj veriyordu: düşman Anadolu’dan silahla atılacak. Kuva-yi Milliye’nin düzenli orduya katılmasıyla birlikte güçlenen TBMM orduları İnönü muharebelerinde aldığı başarıyla ciddiyetini gösterdi. Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nde mağlup olunsa da 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Muharebesi tüm dünyaya strateji dersi verdi. Bununla birlikte uluslararası alanda TBMM’nin saygısını artırarak İstanbul’a da mesaj verilmiş oldu.

Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılması hem halkta hem orduda büyük bir moral artışı sağladı. Yunanlar, Anadolu’daki en ağır yenilgiyi almıştı. Bu başarı üzerine ordu, Yunan’ı kovalamaya devam etmek istedi. Hızlıca bir taarruz planı (Sad (ص) Planı) hazırlandı ancak taarruz etmek için hiç değilse kuvvetlerin denk olması (ki taarruz edecek ordunun diğerine göre en az iki katı olması genel harp kurallarından biridir) gerektiğinden ertelenme kararı alındı. Ayrıca mevsimin kışa dönüyor olması ve subay mevcudunun az, eğitimlerin eksik olması da taarruzun tarihini ertelemek için makul gerekçelerdi.

Bununla birlikte şans eseri öğrenilen bir bilgi de taarruzun ertelenme sebeplerinden biriydi. Sakarya Meydan Muharebe’sinden sonra keşif yapan Yunan uçaklarından biri Türklerin olduğu bölgeye acil iniş yapmak zorunda kalmış, yakalanan pilotlar Yunan karargâhının taarruz planından haberdar olduğunu anlatmıştı. Bu koşullarda taarruzun başarılı olma ihtimali yoktu.

Büyük Taarruz’dan önceki bir yıl hazırlık için kritikti. Hem uluslararası alandaki faaliyetler hem de ordunun maddi-manevi hazırlığı her şeyi belirleyecekti. Bir yandan Fransa ile imzalanmış olan Ankara Antlaşması ile itilaf devletleri arasında bölünme yaratılmış, SSCB ile yeni antlaşmalar imzalayarak batıda güvenli dayanak yaratılmıştı. Bununla birlikte Yunanistan’a siyasi karmaşa hakimdi. Anadolu’daki varlığını savunanlar ile İyonya Devleti hayali kuranlar arasında mücadele sürüyordu. İngilizler ise bu genel durumdan hiç memnun değilken bir de kamuoyundaki “savaş istemiyoruz” baskısıyla sıkışmış durumdaydı.

Bir yandan ordunun taarruza hazır olması için çalışmalar hızlandırılmıştı. 5 Ağustos 1921 günü Başkumandan olan Mustafa Kemal,  7-8 Ağustos günü Tekalif-i Milliye emirleri çıkarmış ve ordunun ihtiyaçlarının giderilmesi için seferberlik ilan edilmişti. Bununla birlikte kapanan cephelerdeki birlikler Batı Cephesi Komutanlığı’na dahil edilerek batıdaki asker sayısı artırılmıştı. SSCB’den gelen silah ve paralar, Karabekir Paşa’nın gönderdiği toplar, Fransız ve İtalyanlardan alınan uçaklar ile sayısal olarak Yunan ordusu yakalanmış oldu. Hatta Sakarya Meydan Muharebesi’nde eksiklikleri fark edilmiş olan topların ıslahı için Konya’da İsmet Paşa’nın öncülüğünde yeni atış cetvelleri hazırlanmış, 168 topun menzil bilgileri güncellenmişti.

Büyük Taarruz’un başarı anahtarı gizliliğindeydi. Mustafa Kemal’in planı düşmanı “kuvve-i asliyesinden” yani en güçlü olduğu yerden vurarak cepheyi yarmak ve imha etmekti. Düşmanı biraz geriye itmek ya da bir muharebede mağlup etmek yetmezdi. Bu sebeple taarruz için ordu iki orduya bölünmüş, I. Ordu’nun başına Sakallı Nurettin Paşa, II. Ordu’nun başına ise Yakup Şevki Paşa getirilmişti. Fahrettin (Altay) Paşa ise 5. Süvari Kolordusu’nun başında olacaktı.

Temmuz 1922 sonunda Mustafa Kemal Paşa, İsmet, Fevzi ve Kazım (Özalp) paşalarla yapılan toplantı sonunda Ağustos ayının sonunda taarruz edilmesi kararı alınmıştı. Ardından bu kararın hızlıca tüm subaylara verilmesi için toplantı yapılması gerekiyordu. Ancak Türk ordusunun tüm komutanlarının bir araya gelmesi dikkat çekeceği için farklı bir yönteme başvuruldu: Futbol müsabakası. 28 Temmuz günü Akşehir’de yapılması için bir futbol maçı tertip edildi ve tüm komutanlar davet edildi. Plan istenildiği gibi ilerledi ve maç izlendi. Ancak kimsenin bilmediği nokta, 28/29 Temmuz gecesi bir köyde yapılan gizli komutanlar toplantısıydı. Birkaç gün önce alınan taarruz kararı sabaha kadar yapılan toplantıyla orduya bildirilmiş oldu.

4 Ağustos günü taarruz bilgisi İcra Vekilleri Heyeti’ne verildi ancak meclisten yine saklı tutuldu. Çünkü mecliste II. Grup olarak bilinen muhalif grubun yanında itilaf devletlerine bilgi sızdırabilecek vekiller de vardı. Kaldı ki II. Grup’un liderlerinden Kara Vasıf, sürekli olarak ordunun savaş kabiliyetinin olmadığını, yerinden bile kımıldayamadığını söylüyordu. Bu koşullarda taarruz bilgisi herkese verilemezdi.

6 Ağustos günü İsmet Paşa orduya hazırlıklarını gizlice tamamlaması için emir verdi. 15 Ağustos’a kadar tanınan bu sürede Müdafaa-yi Milliye Vekili Kazım Paşa, geride bırakılan bir yılın tüm hazırlıklarını da tamamlayarak ordunun tüm ikmal ihtiyacını karşılamış, gerekli tedbirleri almıştı.

Gizlilik planının bir diğer aşaması ise Mustafa Kemal üzerinden ilerleyecekti. Ne kadar saklansa da hem mecliste hem itilaf devletleri temsilci arasında “yakında taarruz olabilir mi” kaygısı, bir dedikodu olarak dolaşıyordu. Bu dedikoduları boşa düşürmek için Mustafa Kemal Hakimiyet-i Milliye gazetesinde 20 Ağustos günü “Çay Partisi” başlığıyla küçük bir haber yaptırdı. Bu kısa haberde şöyle yazıyordu:

                        “(…) Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, Ağustos’un 21. Pazartesi günü öğleden sonra saat 4.00’de Çankaya’daki köşklerinde şehrimiz ricali siyasisine bir ziyafet vereceklerdir. Ziyafette bütün sefirler ve ricali siyasiye hazır bulunacaktır. Birçok kişiye dün bu hususta davetiye gönderilmiştir.”

Oysa Mustafa Kemal o sırada Akşehir’deki Batı Cephesi Karargâhı’ndaydı. Birkaç gün öncesinden buraya gelmiş, taarruzun son detayları üzerinde İsmet ve Fevzi paşalar ile birlikte çalışıyordu. Bu düzmece haber itilaf devletleri ve Yunan ordusunun yakın bir sürede taarruz beklenmediği izlenimini uyandırmak için etkili olmuştu

Orduların ikmali, gizlilik prensibinin en önemli aşamalarından biriydi. I. Ordu esas taarruzu yapıp cepheyi yaracak, bu sırada II. Ordu vakit kazanmak ve esas taarruzun nereden yapıldığının anlaşılmaması için oyalama taarruzuna kalkacaktı. Taarruz planı çerçevesinde tümenler birbirinin yerini alması gerekiyordu. Ancak bunun Yunan ordusu tarafından fark edilmemesi gerekiyordu. Hem tümenlerin hem de topların gizlice taşınması için geceleri hareket edilecek, gündüzleri ise boşaltılan köylerde ve gizlenmek için yapılan yeşil çalılıklar altında saklanılacaktı. Mevcut konumda hangi birliğin olduğu tespit edilemediği için, gündüzleri yapılan değişiklikler fark edilmemiş, ordu hareket etmedi sanılmıştı.

Bununla birlikte Fahrettin Paşa’nın kumandasındaki 5. Süvari Kolordusu’nun görevi ise Yunan cephesi gerisine sızmaktı. Bu sızma harekatıyla hem düşmanın Uşak – Gediz hattına kaçması engellenecek hem de telgrafhaneler ve demiryolları ele geçirilerek Yunan ordusunun İzmir ile irtibatı kesilecekti. Hem II. Ordu’nun mücadelesi hem de Süvari Kolordusu’nun harekatı başarılı olmuş, Yunanlar 27 Ağustos’a kadar esas taarruzun nereden olduğunu anlayamamakla birlikte İzmir ile iletişim kesildiği için taarruzun büyüklüğünü kavrayamamışlardı.

26 Ağustos 1922 saat 04.30’da 168 topun atışlarıyla başlayan Büyük Taarruz, Yunan ordusunun 30 Ağustos’ta Dumlupınar’daki büyük bozgunu üzerine cepheyi darmadağın hale getirmişti. Bu tarihten itibaren Yunan ordusu düzensiz bir şekilde kaçmaya başlamıştı. Kaçarken de geçtikleri köyleri ateşe veriyorlardı. Mustafa Kemal hem kundak faaliyetlerinin önüne geçmek hem de Yunan’ın geride mevziilenmesini önlemek için “imha” emrini yineledi ve Türk ordusuna Yunan’ı sürekli olarak kovalama emrini verdi: Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!

      7 Eylül’de Mustafa Kemal, Yunan ordusunun imhası için orduya yeni bir emir verdi ve İzmir’e doğru bir an önce yürünmesini istedi. Nitekim 9 Eylül 1922 günü Türk ordusu İzmir’e girmişti. Bir Fransız telsizi ile Ankara’ya İzmir’in işgalden kurtulduğu haberi verildi. Ordu yürüyüşünü durdurmadı ve Bursa ve Çanakkale üzerine yürümeye devam etti.

      İşte Büyük Taarruz’un başarı anahtarı, bahsettiğimiz gizlilik ve ima stratejisidir. Hem siyasi sürecin doğru tahlil edilmesi hem Yunan ordusunun potansiyelinin bilinmesi hem de Türk ordusu ve milletinin bu taarruza hazır olması ile Türk tarihinin en mühim zaferlerinden biri kazanılmıştı.

Kaynakça:

ATABE, Cilt 13, Kaynak, İstanbul, 2012.

Atatürk, Mustafa Kemal, Nutuk, Cilt 2, M.E.B., İstanbul, 1961.

Ateş, Toktamış, Türk Devrim Tarihi, Der Yayınları, İstanbul, 1997.

Erdoğan, İleri, Büyük Taarruz, Kronik, İstanbul, 2024.

Özalp, Kazım, Milli Mücadele 1919-1922 I-II, TTK, Ankara, 2020.

Tansel, Selahattin, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, Cilt 4, TTK, Ankara, 2023.

Türk İstiklal Harbi, 2. Cilt, Batı Cephesi, 6. Kısım, 1. Kitap.

Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Cilt 2, ATAM, Ankara, 2019.

Baş, İbrahim, “Büyük Taarruz’da Çiğiltepe’nin Alınması ve Sinanpaşa (Sincanlı) Ovasının Düşmandan Temizlenmesi”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 24, Sayı 100. Yıl Kocatepe-Büyük Taarruz Özel Sayısı, 2022.

Yaşar, Selman, “Büyük Taarruz’da Türk Havacıları”, Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, 2008.
Hakimiyet-i Milliye, 20 Ağustos 1922

Paylaş
Paylaş: