Türkiye’nin gündeminde bugün vicdanları yaralayan önemli bir olay vardı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘yardım kuruluşu’ olan AHBAP kurucusu ve başkanı Haluk Levent’e yönelik soruşturma başlattı. Soruşturma “Dernekler Kanunu’na muhalefet”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” ve “örgüt üyeliği” suçlarından yürütülüyor.
Basına yansıdığı kadarıyla savcılığın iddiası, dernek kurucularından Alper Çelik’in hesaplarından 2020-2026 yılları arasında yaklaşık 990 milyon TL tutarında yasal bahis işlemi yapıldığı yönünde. Bu miktarın yaklaşık 390 milyon TL’sinin kaybedildiği öne sürülüyor.
Ayrıca dernek hesaplarından yaklaşık 120 milyon TL’nin Haluk Levent’in asistanı Yeliz Kaya’nın hesaplarına aktarıldığı iddia ediliyor. Bununla birlikte Yeliz Kaya’nın hesaplarına 2024 yılında Ahbap Derneğine gönderilmek üzere yaklaşık 23 milyon TL aktarıldığı, Kaya’nın dernek üyesi veya çalışanı olmamasına rağmen Ahbap Lojistik adına işlemlerde görüldüğü belirtildi.
Savcılık açıklamasında, Haluk Levent’in kişisel banka hesabı kullanamadığı ve geçmişte ticari işlemlerinde karşılıksız çıkan çekleri bulunduğu iddialarına da atıfta bulunularak bu ölçekte bahis oynandığı iddiasının soruşturmadaki şüpheleri artırdığı belirtildi.
Belki de soruşturmanın en acı kısmı iş insanı Hüseyin Başaran’a ait. Başaran, Haluk Levent’in “kimsesiz kız çocukları için yurt yapılacağı” vaadiyle kendisinden 60 milyon dolar değerinde 22 taşınmaz aldığı, ancak bu taşınmazların belirtilen amaçla kullanılmadığı ve bedellerinin ödenmediği iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Soruşturmayı başlatan sürecin bu suç duyurusu olduğu belirtiliyor.
“Haluk Levent’in Cumhurbaşkanı Olduğunu Hayal Edin…”
Fakat Haluk Levent’in bu suçları işlerken yalnız olmadığını belirtmemiz gerekir. Levent, AHBAP üzerinden tanınırlığını 6 Şubat’ta gerçekleşen deprem üzerinden yükseltti. Hatırlanacağı üzere Kızılay’a dair iddialar üzerinden sosyal medya platformlarında büyük fırtınalar kopartıldı. Adım adım devlete güven konusunda zafiyet oluşturuldu ve bir planın parçası gibi Haluk Levent ve AHBAP sözde muhalif kesimin beyaz atlı prensi haline getirildi.
Halk TV’den FOX’a, TELE 1’den KRT’ye, İsmail Saymaz’ından Oğuzhan Uğur’una kadar geniş bir koalisyon AHBAP’ı akıl almazcasına parlatmaya başladı. Muharrem İnce, Nevşin Mengü, Lütfü Türkkan, Ümit Dikbayır, Fatih Altaylı ve daha niceleri sosyal medyada AHBAP’a can siper oldular. Hatta sosyal medyada “Haluk Levent’in Cumhurbaşkanı olduğu bir ülke hayal edin…” gibisinden paylaşımlar bile yapıldı. Kimisi onu bakan yaptı kimisi de barış elçisi. Gönüllerin fatihi, bütün yaraları saracak olan bir kurtarıcı Levent’in ta kendisiydi.
Özgür Demirtaş bile borsa yorumculuğuna kısa bir ara vererek ağlamayı akıl etti de AHBAP’a para yardımı için çağrıda bulundu. Fatih Portakal canlı yayında Oğuzhan Uğur’a “insanlar sana nasıl yardımcı olabilir, para yardımı konusunda…” diye sorduğunda Uğur AHBAP’la ortak çalıştıklarını belirtmişti. Babala Çağrı Merkezi, Athena Gökhan’ın deyimiyle sabaha kadar çalışmıştı.
Soruşturma sonrasında yukarıdaki isimlerin çoğu sanki bu suça ortak olmamışlar, devletin yerine AHBAP’ını, BABALA’sını koyup reklamını yapmamışlar gibi şimdi de büyük bir pişkinlik ve ikiyüzlülükle “bu usulsüzlükler olurken devlet ne yapıyordu” türünden sorular sormakla meşguller.
AHBAP’a kendilerini siper edenler, onun meşruiyetini sorgulanamaz hale getirip güvensizlik psikolojisini körükleyen bu sözde aydın takımı “devlet uyuyor mu” diye soruyor. ‘Muhalif’ basının önde gelen temsilcileri ve sosyal medya figürleri yine sorumluluğu üzerlerinden atma kolaycılığıyla hareket ediyor. Fakat Haluk Levent’i ve yapısını bizzat kendileri elleriyle besleyip büyüttüler. Türk milletinin acısını devlet düşmanı propagandayla birleştirip milyonlarca lirayı bahsi geçen kurumun hesaplarına yatırılmasında başı çektiler. “Baraj patladı, Hatay sular altında kalacak” diye yaygara koparırken yüzleri kızarmamıştı, en azından bu olayda bir nebze yüzlerinin kızarması ve bir muhasebe yapmaları gerektiğini söylemek gerekir.
Konu, Bir İktidar Problemidir
Soruşturma sonucunda çıkan tartışmalar aslında bir iktidar problemine de işaret ediyor. Yaşadığımız 6 Şubat depremi kontrolsüz yapıların, düzensiz mahallelerin ve plansız kentlerin sonucunda felakete dönüştü. Bu felaketlerin çıkarcı yönetim anlayışlarıyla ve kamuculuktan uzak adımlarla önlenemeyeceği çok açıktır. Türkiye bu enkazın altından kamucu bir devlet anlayışla kalkabilir.
Diğer yandan, basının imal edilmiş figürlerinin bu hataya düşmesindeki en temel sebep; emperyalist-kapitalist sistem tarafından bilinçleri erozyona uğratılmış ve rantçı yerel yönetimler tarafından fonlanan birer aparata dönüşmüş olmalarıdır. Vicdanı bayrak yapanlar bu sözde aydınlar, Türk Milleti’nin dayanışma ve yardımlaşma duygularını kumarhanelerde pul haline getirmelerine sebep oldular.
Sonuç olarak AHBAP üzerinden patlak veren bu skandal, sadece bireysel bir yozlaşma hikayesi değil, milli devletin yerine sivil toplumculuğu ikame etmeye çalışan emperyalist-kapitalist yanılsamanın tam anlamıyla çöküşüdür.
Sorumlu gazeteci ve aydınların görevi; Türk milletinin dayanışma ve yardımlaşma gibi en kutsal değerlerini ekran figürlerinin ve kumarhane prenslerinin insafına terk etmemek, doğru bir program ve siyasetin taşıyıcısı olmaktır.



