Bu yazının amacı, Mechveret gazetesinde yayınlanan ve Teori’nin internet sitesinde çevirisine yer verilen “Programımız” başlıklı belge üzerine bazı çıkarımlar yapabilmektir.
Ahmet Rıza grubunun Paris’te yayınladığı Meşveret gazetesinin Fransızca eki olan Mechveret’in 1 Aralık 1895 tarihli ilk sayısının ilk yazısı olarak yayınlanan “Programımız” başlıklı belgenin kimin tarafından kaleme alındığını gazeteden öğrenemiyoruz. Tamamı Ahmet Rıza tarafından yazılmamış olsa bile, metnin oluşturulmasında onun en önemli rolü oynadığını tahmin emek zor değil. Mechveret’in mottosunda “Ahmet Rıza’nın yönetimi altında yayınlanır” yazıyordu. Zaten Avrupa’daki sürgün muhalif Türk aydınlarının önderliğini yapıyordu; Mizancı Murad’a liderliği devretmek zorunda kaldığı dönemde bile hareket içindeki belirleyici rolünü korudu ve daha sonra Prens Sebahattin grubuna karşı hareket içindeki bir kanadın merkezinde yer almaya devam etti.
Mechveret “Organe de la Jeune Turquie” mottosuyla yayınlanıyordu. Yani gazete politik bir organdır ve doğrudan siyasi parti ile kendisini özdeşleştirir.
Programda “Türkiye’de basının susturulması” nedeniyle gazetenin Fransa’da yayınlanmak zorunda kalındığı belirtiliyor. 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde Türkiye sözcüğü artık yerleşmişti ve sürgündeki Genç Türkiye hareketi bu kavramı kullanıyordu. Bu yönüyle Meşveret Paris’te yayınlansa da Türkiye’ye aittir ve basın üzerindeki baskıya gösterilen tepkinin parçasıdır.
Paris, en azından 1867’den sonra, demokratik Türk muhalefetinin faaliyetlerinin yürütüldüğü kentlerden biriydi. Fakat Türkçe gazetenin hedef kitlesi Avrupalılar değil, Türkiye’dir. Fransızca gazete ise “yabancı okurlara”, “Genç Türkiye Partisi’nin eğilimlerini ve görüşlerini” aktarmak için yayınlanıyordu. Muhalefet, dünyaya ve Avrupa kamuoyuna da seslenmek istiyordu; diğer taraftan program Büyük Güçler siyasetlerinin eleştirilerini de içerir. Bu ilişkinin nasıl kurgulandığına geçmeden önce, Meşveret’i çıkartanların kendilerini nasıl tanımladıklarına bakalım.
Belgede “Osmanlı komitesinin” adı “İttihat ve Terakki”, partinin adı ise “la Jeune Turquie” (Genç Türkiye) olarak geçiyor. Namık Kemal, Ziya Paşa ve Paşa’nın 1867’de yine Paris’te hazırladıkları ve Fransız gazetesinden alarak Teori dergisinde çevirisini yayınladığımız tüzükte de parti adı olarak “la Jeune Turquie” kullanılmıştı. Parti adı açısından, en azından 1895’de Namık Kemallerin başlattığı geleneğin sürdürüldüğünü söyleyebiliriz. Fakat tek başına bu belge “komite” ile “parti” kavramının birbirinden nasıl ayrıldığını anlamak için yeterli değildir.
Şu madde Meşveret’i çıkartanların Büyük Güçler ile ile nasıl bir diplomatik ilişki kurmak istediklerini gösteriyor:
“Yabancı güçlerin Osmanlı egemenliğine doğrudan müdahalelerinin birbirinin yerini almasına karşı çıkıyoruz.
19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi ve taşra toprakları Büyük Güçler arasında etki alanları rekabetine açıldı. Hatta merkezdeki siyasal kilikler arasında rekabet Büyük Güçler arasındaki rekabetle çoğu zaman özdeşleşti. Örneğin Mustafa Reşid Paşa ile Ali Paşa ve Fuad Paşa arasındaki iktidar mücadelesi, o dönemde Batıda bile İngiliz yanlısı parti ile Fransız yanlısı parti arasındaki mücadele olarak görünüyordu. Sonrasında Mahmud Nedim Paşa’nın iktidar dönemi Rusya yanlısı bürokrasinin iktidarı ele geçirmesi olarak algılandı. 1870’den sonra Alman İmparatorluğu da denkleme dahil olacaktır ve II. Abdulhamid döneminin siyasal gelişmeleri Alman etkisiyle açıklandı.
Aralarındaki rekabete rağmen temel meselerde Büyük Güçler ortak hareket de edebiliyorlardı.
Bu etki aynı zamanda müdahale anlamına gelir ve Büyük Güçler arasında taraf olarak görünen Paşaların bile Osmanlı egemenliğine müdahalelere itirazları olduğunu da hatırlamamız gerekiyor. Egemenlik arayışı ile müdahaleler arasındaki çelişki 19. yüzyıl Osmanlı siyasetinin merkezi konularından birini oluşturur. Programın son maddesinde temel paradigmaların “milli onura dayanan meşru duygu” ifadesi, egemenlikle “milli onuru” özdeşleştirir.
Mechveret’teki programın yukarıdaki maddesi, Tanzimat’ın başlangıcından itibaren Büyük Güçler ile kurulan ilişkiye bir itiraz olarak okunabilir. Meşveret’i çıkartanlar, bu itirazı dillendiren ilk kişiler değildir; fakat Türk Demokratik Devrimci muhalefetinin gelişmesinde Büyük Güçler ile kurulan ilişkinin değiştirilmesi baştan itibaren amaçların en başında yer aldı.
Genç Türkiye Partisi açısından bu amaç, Avrupa kamuoyundan kopmak anlamına gelmez. 19. yüzyılda Avrupa sisteminin merkezinde bir yandan emperyalizm ve sömürgecilik yer alıyor; diğer taraftan Avrupa hala medeniyetin merkezi olarak görünüyordu. Avrupa’da hala devrimci ve radikal hareketler mevcuttu ve sömürgelerdeki kurtuluş hareketleri bile Avrupa’da kendilerine destek arıyorlardı.
Program, Avrupa kamuoyuna seslenirken “fanatikler” ile “fanatizden arınmış” olanların ayrımını yapıyor. Programın aşağıda alıntıladığım maddesinden egemenliğe müdahalelerin, emperyalizmin ve sömürgeciliğin Genç Türkiye Partisi’ne “fanatizm” olarak göründüğünü anlıyoruz. Bir bütün olarak Batı hegemonyası aslında “fanatizm” olarak nitelendirilmiştir: Avrupa’da manevi destek isteyeceklerimiz, her tür fanatizmden arınmış ve Doğu ile Batının ortak iyiliğinden başka bir şey amaçlamayan vicdanlı insanlardır.
Avrupa demokratik kamuoyuna seslenen bu madde vicdan ve fanatizm kavramlarını aslında Doğu-Batı ilişkilerine yönelik kullanıyor. Programın özünü anlamak için Doğu-Batı ilişkisinin Programda nasıl algılandığına bakmamız gerekiyor:
“Doğulu medeniyetimizin özgünlüğünü korumaya ve bunun için, Batıdan, asimile edilebilir ve bir halkın hürriyete doğru yürüyüşünde gerçekten gerekli olan bilimsel evriminin genel sonuçları dışında bir şey ödünç almamaya önem veriyoruz.”
Genç Türkiye Partisi’nin “Doğulu medeniyetimizin özgünlüğünü koruma” amacı Batıcılığa güçlü bir itiraz olarak okunabilir ve bugün için bile öğreticidir. Kendisini Batılılaşmacılıktan ayırır.
Program Batı medeniyetinden alınabileceklere ilişkin iki kriter getiriyor: Doğu medeniyeti özgünlüğünü bozmadan uygulanabilir olanlar ve bilimsel evrim için gerekli olanlar. Bu iki kritere uygun olmayanlar, dışarıda bırakılıyor. Bilimsel evrim için gerekli olanlar da “bir halkın özgürlüğe doğru yürüyüşünde gerçekten gerekli olanlarla” sınırlandırılmış. Bu son sınırlama, Genç Türkiye Partisi siyasetinin merkezine devleti kurtarmakla birlikte halkın özgürlüğünün yerleşmeye başladığını gösterir. Böylece Doğulu medeniyetin özgünlüğü ile halkın özgürlüğü aynı maddede birleşmiş olur.
Bu açıklamadan sonra halk kavramından Programın neyi anladığına bakmalıyız:
“Medeniyet yolunda ilerlemeyi istiyoruz fakat yüksek sesle ilan ederiz ki ancak Osmanlı unsurunu güçlendirerek ve onun kendine özgü varoluş koşullarına saygı göstererek ilermek istiyoruz.”
Üç tarz-ı siyaset tartışmalarında Türk demokratik muhalefet, 1895’de ittihad-ı anasır (unsurların Birliği-Osmanlıcılık) siyasetinden yanadır diyebiliriz. Osmanlı unsurunun güçlendirilmesi tam olarak bunu ifade ediyor. 20. yüzyılın arifesinde milliyetçiliğin (özellikle de İmparatorluktan ayrılmak isteyen unsurların milliyetçiliğinin) alternatifi olarak Osmanlıcılık, Programda da belirtildiği gibi kendine özgü varoluş koşullarına sahiptir ve Genç Türkiye Partisi bu özgünlüğü halkın tanımında hareket noktası olarak kullanır. Programı yazanlar ittihad-ı anasır’ı medeniyet ile çelişkili görmüyorlardı; hatta bir medeniyet yolu olarak algılandığını anlıyoruz.
İttihad-ı anasır siyaseti Tanzimat ile birlikte hükümet programına dönüşmüştür. Fakat ittihad-ı anasır vurgusu tek başına Genç Türkiye Partisi ile Tanzimat paşaları arasında bir sürekliliği ifade etmez. Bu makalenin konusu değildir ama siyasal sürecin açıklamasını yapabilmek için ittihad-ı anasır siyasetinin bu iki biçimi arasındaki farklılıklarında da ortaya çıkartılması gerekir. Genç Türkiye Partisi’nin yorumunun, Osmanlıcılık siyasetinin Devrimci Demokratik hareketin kökenini oluşturan yorumu olduğunu söyleyebiliriz.
Programda hedefleri gerçekleştirme yöntemi olarak “reformlar” öneriliyor:
“O veya bu eyalet için değil tüm İmparatorluk için, tek bir milliyet için değil, Yahudi, Hıristiyan veya Müslüman olsun tüm Osmanlılar için reform talep ediyoruz.”
19. yüzyılda Avrupa siyasetinde en prestijli iki kavram liberalizm ve reformdu. Tanzimat’la birlite reformizm, Babıâli’nin de resmi paradigması haline dönüştü. Reformizm Babıâli açısından hem Avrupa milletler ailesine eklemlenmenin yolu, hem de Büyük Güçlerin Doğu Sorununa müdahale yöntemiydi. Milliyetler sorunu Osmanlı reformlarının tek olmasa da başat parçasını oluşturdu ve Berlin Anlaşmasından sonra milliyetler sorunu reformizmin daha da önemli unusuruna dönüştü. Yüzyılın son çeyreğindeki reformizm baskısında, gayrimüslim azınlıkların ulusal inşaları ve idari özerklikleri daha görünür hale gelmişti. Genç Türkiye Partisi, reformu Osmanlıların ortak gayesi hale getirerek, aslında yüzyılın son çeyreğinde Batı’dan gelen reformist baskıya bir itirazı da Programa dahil etmiş oluyor.
Programda “Tutkulu arzuları Osmanlılarla eski uzlaşma ve iyi dosluk ilişkilerini geri kazanmak ve yeniden kurmak olan kişilerin işbirliğinden eminiz” deniliyor. Yani programı yazanlar “eski uzlaşma ve iyi dostluk ilişkilerinin” bozulduğunun ve yeniden kurulması gerektiğinin farkındalar. Refomlar Mechveret’i çıkartanlar için bu amaca da hizmet edecekti.
Refomizm Genç Türkiye Partisi’nde bile henüz anti-monarşist değildir. Anti-monarşizmin ortaya çıkması için Milli Mücadeleyi beklemek gerekiyor. Programdaki şu maddenin dikkatli incelenmelidir:
“Düzenin korunması için gerekli gördüğümüz mevcut hanedanlığı devirmek için değil, barışçıl zaferini arzuladığımız ilerleme fikrinin yayılması için çalışmak istiyoruz. …. şiddet yoluyla elde edilmiş imtiyazlardan tiksinti duyuyoruz.”
1895’de Türk demokratik muhalefeti hala düzenin karunması için monarşiyi gerekli görür. Saltanatı devirme amacı henüz ortaya çıkmamıştır. Barışçıl yöntemlerin takip edileceği Programda açık olarak ifade edilmiştir. Yöntem tartışmaları bir kaç yıl sonra Ahmet Rıza ile Prens Sabahattin grupları arasındaki ayrımın önemli başlıklarından birini oluşturacaktır.
Programda, nefret edilen “şiddet yoluyla elde edilmiş imtiyazlar” ile aslında gayriüslim unsurların Makedonya’da ve Anadolu’daki terör yöntemleriyle elde ettikleri veya elde etmek istedikleri kazanımlar kastediliyor. Genç Türkiye Partisi’nin kendisini o kazanımlar peşinde koşanlarla ayırma çabası, 20. yüzyıl başındaki yönelimlerin anlaşılabilmesi açısından önemlidir.
Programın son maddesi Genç Türkiye Partisi programına laikliğin girmeye başladığını gösteriyor. “Din özel alama aittir” önermesi, dinin siyasal alanın dışına çıkartıldığını ifade eder. Dine dayalı siyaset ise aslında aynı maddede “fanatizm” olarak nitelendirilmiş.
Teori’de yayınlanan Program, Milli Demokratik Devrimci hareketin tarihindeki önemli belgelerden biridir.



