Teori dergisi sitesinde Çin’de emekçilerin sanat eserlerinin nasıl yaygınlaştığına ilişkin bir makale yayınladık. (https://teoridergisi.com/cinde-gundelik-yasamdan-yeni-edebi-sesler-yukseliyor/) Aslında sanatın profesyonelleşmesini ve metalaşmasını konu edinen tartışmaların bir tarihi var. Gözen Esmer, Tolstoy’un bu konudaki görüşlerini Sanat Nedir adlı kitabından özetledi.
Sanatın endüstrileşmesi ve ticari bir meta haline gelmesi, estetik değerlerin aşınmasına ve yaratıcılığın boğulmasına neden olan derin bir yabancılaşma krizini beraberinde getirmiştir. Eserin sahici bir duygu aktarımından çıkıp “tüketilebilir bir ürüne”, sanatçının ise sipariş yetiştiren bir “üreticiye” dönüşmesi; sahte, formülize edilmiş ve tek tip bir sanat algısı doğurur. Bu durum hem sanatçıyı kendi içsel üretkenliğinden ve doğasından koparır hem de izleyiciyi gerçek bir estetik deneyimden mahrum bırakır. Sonuç olarak sanat; ilhamı, özgünlüğü ve toplumsal bağlarını yitirerek yalnızca ayrıcalıklı sınıfların can sıkıntısını gidermeye yarayan, yabancılaştırıcı ve kârlı bir eğlence sektörüne indirgenmiş olur.
Tolstoy’un sanatta profesyonelleşme ve sanatçının konumu üzerine eleştirileri, onun genel sanat kuramının belkemiğini oluşturur. Tolstoy’a göre gerçek sanat, bir insanın yaşadığı sahici bir duyguyu başkalarına aktarma yönündeki şiddetli ve içsel bir zorunluluktan doğar.
Ancak sanatın yüksek telif ücretleri karşılığında yapılan profesyonel bir mesleğe, “kurumsallaşmış bir kazanç kapısına” dönüşmesi, bu içtenliği tamamen yok etmiştir.
Profesyonel sanatçı, geçimini ve sürdürdüğü lüks yaşamı finanse edebilmek için sürekli olarak, sipariş üzerine ya da zengin sınıfların “eğlence ve can sıkıntısı giderme” taleplerini karşılamak adına eser üretmek zorundadır. Duygu ısmarlama yaratılamayacağı için sanatçı, gerçek duygular yerine “sanata benzer, taklit (sahte) ürünler” üretme yöntemleri (ödünçleme, öykünme, şaşırtma, ilginçlik) geliştirmiştir.
Tolstoy, sanatın profesyonelleşmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan bu devasa sanatçı ordusunun ve sanat okullarının, halkın sırtından geçinen dev bir sömürü çarkı yarattığını savunur. Üstelik maddi hiçbir kaygısı kalmayan, doğayla ve yaşamla mücadelesi biten “bir eli yağda bir eli balda” sanatçının, insanlara aktarabileceği sahici, insani hiçbir duygusu da kalmaz. Bu yüzden Tolstoy, geleceğin sanatının geçimini sıradan halk gibi çalışarak kazanan, yalnızca içinden gelen ilahi bir coşkuyla eser veren “amatör” ruhlu insanlar tarafından yapılacağını öngörür.
Sanatın Meslekleşmesi ve Sahte Sanat Kavramı
Tolstoy, sanatçıların yüksek telif ücretleriyle çalışmaya başlamasını ve sanatın bir meslek olarak görülmesini, sanatın en temel özelliği olan “içtenliği” yok eden bir felaket olarak tanımlar. Geçmişin büyük ve gerçek sanatçıları eserlerine adlarını bile koymazken, günümüz sanatçısı geçim kaygısıyla durmaksızın yapay eserler icat eden bir tüccara dönüşmüştür.
“Bizim toplumda sahte sanat yapıtları üretilmesinde etken olan üç koşul olduğunu düşünüyorum: Bunlardan ilki, yapıtlarına karşılık sanatçılara oldukça yüksek telif ücretleri ödenmesi ve bunun sonucu olarak da sanattan geçinmenin, yani profesyonelliğin yaygınlaşıp kurumsallaşması; ikincisi, sanat eleştirisi; üçüncüsü ise, sanat okullarıdır. […] Ama sanatta bölünmenin gerçekleşmesi ve varlıklı sınıflardan insanların kendilerine haz veren her türden etkinliği sanat olarak, güzel olarak benimsemeye başlamalarıyla, onlara haz veren bu sanatlar öbür toplumsal etkinliklerden daha fazla el üstünde tutulmaya, ödüllendirilmeye başlandı; böylece daha çok sayıda insan kendini bu sanatlarla ilgili etkinliklere adamaya başladı; sonuçta da bu etkinlik alanları geçmişte olduklarından bambaşka bir niteliğe bürünerek, geçim sağlayan birer mesleğe dönüştüler. Profesyonelleşmesiyle birlikte zafiyete uğraması da bir oldu sanatın; en değerli niteliğini, içtenliğini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı böylece. Profesyonel sanatçı sanatıyla yaşar, o bakımdan dur durak bilmeksizin bir şeyler uydurması, sanat alanıyla ilgili ürünler ortaya koyması gerekir. Bu durumda da, diyelim Yahudi peygamberler -Zebur yazarları-, İlyada ve Odysseia’nın, bütün halk masallarının, şarkıların, söylencelerin yazarları… bütün bu, yazdıkları için telif ücreti almak şurada dursun, bu yapıtlarla adlarını bile ilişkilendirmeyen sanatçılarla, yazdıkları karşılığında -önceleri- nişanlar, onur payeleri, paralar alan saray ozanları, müzisyenleri, oyun yazarları ya da -daha sonraları- ücretini gazete sahibinden, yayınevi sahibinden, emprezaryodan, kısacası sanatın tüketicisi olan kent halkıyla sanatçılar arasındaki aracılardan alan ve yapıtlarının geliriyle yaşayan profesyonel sanatçılar arasında ne büyük bir fark bulunduğunu belirtmeye hiç gerek yok. Sahte -kalp- sanatın yaygınlık kazanmasının başlıca etkenlerinden biri bu profesyonelliktir.” (Bölüm XII)
Eğlence Sektörü Olarak Sanat
Zengin sınıfların sürekli eğlence ve haz arayışı, sanatı “ısmarlama” üretilen bir nesneye dönüştürmüştür. Gerçek sanat ancak içten gelen yakıcı bir hisle doğarken, profesyonel sanatçı yüksek sınıfın talebini karşılamak için sürekli “taklit” üretim teknikleri geliştirerek onların hayatlarındaki can sıkıntısını perdelemekle görevli bir hizmetkara dönüşür.
“Halk sanatı, halktan bir kişinin çok güçlü bir duygunun etkisi altında kalarak bunu öbür insanlara da iletmek istemesiyle doğar. Yüksek sınıfların sanatı ise sanatçının böyle zorlu bir istek duymasıyla değil, çoğu kez yüksek sınıf üyelerinin gönüllerini eğlendirecek şeyler istemelerinden doğar. (Bu isteklerini yerine getirenlere de çok cömert davranırlar.) Yüksek sınıf üyelerinin sanattan beklentileri, hoşlarına giden duyguların başkalarına aktarılmasıdır ve sanatçılar onların bu isteklerini yerine getirmeye çalışırlar. Ama en düşük düzeylisinden bile olsa, sanat ısmarlama üretilmez; sanatçının içinde kendiliğinden doğmalıdır sanat. O nedenle sanatçılar varlıklı sınıfların üyelerinin isteklerini yerine getirebilmek için, sanata benzer şeyler üretme yöntemleri geliştirmek zorunda kalmışlardır.” (Bölüm XI)
“Muazzam bir profesyonel sanatçı ordusu tarafından hazırlanan ve adına sanat yapıtları denilen eğlencelikler, günümüzün varsıllarına yalnızca doğadışı değil, insanlık dışı da bir yaşam sürme olanağı sağlıyor. Tembel, avare varsılların -onların özellikle de kadınlarının-doğadan, hayvanlardan uzak, yapay ortamlarda, gelişmemiş, güdük kalmış ya da tam tersine jimnastikle aşırı geliştirilmiş kaslarla, iyice azalmış yaşam enerjisiyle vb. yaşamaları, sanat adı verilen eğlencelikler bu insanların dikkatlerini yaşamlarının ne denli anlamsız olduğundan uzaklaştırmasa, tümden olanaksız olurdu; varsılları sıkıntıdan patlamaktan sanat kurtarıyor.” (Bölüm XVII)
Sanatçının Lüks Yaşamı, Emek Sömürüsü ve Yaratıcılığın Ölümü
Tolstoy, ayrıcalıklı sanatçıların aslında halkın sırtından alınan vergiler ve emekle şatafatlı bir hayat sürdüğünü söyler. Toplum, sanatçıyı refah içinde yaşatırsa onun daha üretken olacağı yanılgısına düşmüştür. Oysa hayatta kalmak için doğayla ve zorluklarla mücadele etmeyen, her ihtiyacı karşılanmış bir sanatçının ruhu körelir; üreteceği eserler halktan tamamen kopuk ve yaratıcılıktan yoksun olur.
“Sanatçılar bütün işlerini kendileri yapsalardı, tabii iyi olurdu; oysa onlara sürekli olarak işçilerin yardım etmeleri gerekiyor; hem de yalnız sanat üretim alanında değil, çoğunun sürdürdüğü lüks yaşamlarında da… Bu yardımı ya varsıllardan bir tür ücret şeklinde ya da -örneğin bizde olduğu gibi- hükümetin tiyatrolara, akademilere, konservatuvarlara yaptığı milyonluk para yardımları şeklinde alıyorlar. Bu paralar, sanatın sunduğu estetik hazlardan hiç yararlanmayan ve kendisinden istenen parayı sağlayabilmek için belki de ineğini satan halktan toplanıyor.” (Bölüm II)
“Günümüzün toplumunda sanatçı maddi gereksinimlerini karşılayabilmişse, daha verimli olabilmekte, daha çok şey üretebilmektedir. Bu, bizim kendi aramızda sanat diye adlandırageldiğimiz şeyin sanat falan değil, sanatın yalnızca taklidi olduğunu… olanca açıklığıyla bir kez daha kanıtlayan bir olgudur. […] Gelin görün ki, sanat çizme ya da fırıncı ustalığına benzemez; sanatçının yaşadığı duygunun aktarımı işidir o. Duygu ise insanda ancak her yönüyle doğal, insana özgü bir yaşam sürüldüğünde doğan bir şeydir. O bakımdan sanatçıların maddi gereksinimlerinin karşılanması, hem kendilerini hem de başkalarını geçindirmek için doğayla mücadele etmek gibi insanoğluna özgü en önemli, en yaratıcı duyguları yaşayabilme fırsat ve olanağından onları yoksun bırakacak, bu da onların sanatsal üretimleri açısından ölümcül bir darbe olacaktır. Her türlü gereksinimi karşılanmış olarak bir eli yağda bir eli balda yaşamak bir sanatçının yaratıcılığını mahveder ki, bizim toplumumuzda sanatçıların durumları genel olarak böyledir.” (Bölüm XIX)
Geleceğin Sanatı ve Sanatçının Yeni Konumu
Tolstoy’un felsefesinde kurtuluş, sanatın tekelden kurtulmasıyla mümkündür. Gelecekte özel sanat okulları olmayacaktır; gerçek sanatçılar tüm halkın içinden çıkacak, herkes gibi yaşamlarını beden işçiliğiyle, sıradan bir hayatla kazanacaklardır. Eserleri için bir maddi bedel beklemeyecekleri gibi, bu eserleri cömertçe paylaşmanın verdiği manevi tatmin, onların tek ödülü olacaktır.
“Geleceğin sanatının, günümüzün sanatından bir farkı bu olacaktır. Bir başka farksa, geleceğin sanatının ürettikleri işlere karşılık para alan ve sanattan başka bir şeyle uğraşmayan profesyonel sanatçılar tarafından üretilmeyecek olmasıdır. Geleceğin sanatının üretiminde bütün halk yer alacaktır; ve bu insanlar ne zaman gereksinim duyarlarsa, o zaman katılacaklardır sanat etkinliklerine. […] Geleceğin sanatçısı kendi geçimini kendi sağlayacak, sıradan insanların yaşadıkları gibi yaşayacaktır. Sanatçı olarak kendinde var olan yüce manevi gücün meyvelerini ise olabildiğince çok insana cömertçe sunmaya çaba gösterecektir; duygularını mümkün olan en fazla sayıda insana aktarmaktan duyacağı sevinç, onun ödülü olacaktır. Dahası, yapıtının olabildiğince çok sayıda insana ulaşmasını mutlulukların en büyüğü olarak gören geleceğin sanatçısı, sanat yapıtlarının nasıl olup da yalnızca belirli bir para ödeyenlerin yararlanmasına sunulabildiğini anlayamayacak. Tacir, tüccar takımından temizlenmedikçe, sanat tapınağı tapınak olamayacak. Geleceğin sanatı, istilacı bezirganları tapınağından kovacak.” (Bölüm XIX)



