Yapay Zeka Sanat Eseri Üretebilir mi?

Yapay Zeka Sanat Eseri Üretebilir mi?

Pek çok alanda olduğu gibi sanatta da yapay zeka kullanımı günümüzde tartışma konusu. Yapay zekanın tek başına bir sanat eseri üretip üretememesi, estetik anlayışlar, yaratılan ürünün sanat eseri olup olamayacağı gibi konuları Doğuş Üniversitesi Öğretim Görevlisi Samet Can Kocagür ile konuştuk. Röportajı Teori dergisi adına İdari İşler Müdürü Görkem Gözet yaptı.

İnsan talimatlarıyla birinci yazarı Yapay Zekâ olan bir metin sanat eseri olarak nitelendirilebilir mi?

İnsan talimatlarıyla birinci yazarı yapay zekâ olan bir metnin sanat eseri olarak nitelendirilmesi, öncelikle sanatın doğasına ilişkin temel bir tartışmayı gerektirir. Sanat eseri, özgün değerini büyük ölçüde biricikliğinden alır; sanatçının duygularını, düşünsel arka planını, kültürel birikimini ve ideolojik konumunu bünyesinde taşır. Bu bağlamda özgünlük, bir eserin sanatsal niteliğinin belirleyici unsurlarından biridir.

Günümüzde yapay zekâ araçlarının ürettiği metinler ise, büyük ölçüde mevcut insan üretimi içeriklerin çeşitli algoritmalar aracılığıyla işlenmesi ve yeniden düzenlenmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu üretim biçimi, yaratım sürecinde öznel deneyimden ziyade istatistiksel örüntülere dayanmaktadır. Dolayısıyla yapay zekânın henüz kendi başına özgün fikirler üretebilen bir yaratıcı özne konumunda olduğunu söylemek güçtür.

Bu noktada sanatın yalnızca taklitten ibaret olmadığı gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda, salt yapay zekâ tarafından üretilen metinlerin mevcut koşullar altında sanat eseri olarak değerlendirilmesi tartışmalı görünmektedir. Ancak bu durum, insan ve yapay zekâ iş birliğiyle ortaya çıkan hibrit üretimlerin sanatsal değer taşıma potansiyelini bütünüyle dışlamaz.

Yapay Zekâ’nın estetik bir üretimini sanat olarak nitelendirebilir miyiz?

Yapay zekânın estetik üretimlerini sanat olarak nitelendirip nitelendiremeyeceğimiz sorusu, sanat kuramları açısından farklı şekillerde yanıtlanabilir. Bu soruya empresyonist ve ekspresyonist yaklaşımlar üzerinden baktığımızda ise ayrışan değerlendirmeler ortaya çıkmaktadır.

Empresyonist perspektiften değerlendirildiğinde, yapay zekânın mevcut sanatçıların üretimlerini analiz ederek benzer estetik izlenimler üreten çalışmalar ortaya koyabildiği söylenebilir. Bu anlamda yapay zekâ, belirli bir görsel dilin ya da üslubun izlerini taşıyan, izlenimci nitelikte eserler üretme kapasitesine sahiptir. Ancak bu üretim, büyük ölçüde mevcut verinin yeniden düzenlenmesine dayanmakta ve deneyim temelli bir algıdan ziyade örüntü tanımaya dayalı bir süreç üzerinden şekillenmektedir.

Buna karşılık ekspresyonist bakış açısı, sanat eserini sanatçının içsel dünyasının, duygularının ve varoluşsal deneyimlerinin bir dışavurumu olarak ele alır. Bu noktada yapay zekânın, insan zihninin karmaşık, çelişkili ve tarihsel olarak şekillenmiş duygu dünyasına erişimi bulunmamaktadır. Yapay zekâ ne acı çeker, ne de mutluluk ya da keder gibi duyguları deneyimler; dolayısıyla bu duyguların doğrudan dışavurumu olan bir üretim gerçekleştirmesi de sınırlıdır.

Bu bağlamda, Guernica adlı eserinde Pablo Picasso’nun İspanya’da yaşanan şiddeti derin bir metaforik anlatımla işlemesi gibi, tarihsel ve duygusal yoğunluğu yüksek bir dışavurumun yapay zekânın kendi öz iradesi tarafından üretilmesi günümüz koşullarında mümkün görünmemektedir.

Yapay Zekâ ile sanat yapılabilir mi?

Yapay zekâ ile sanat yapılıp yapılamayacağı sorusuna verilecek yanıt, günümüz üretim pratikleri göz önünde bulundurulduğunda büyük ölçüde olumludur. Yapay zekâ araçları, yaratım süreçlerinde etkin biçimde kullanılabilen ve sanatçının düşünsel ufkunu genişleten önemli teknolojik imkânlar sunmaktadır. Nitekim bir film üretim sürecinde, hayal edilen dünyaların düşük maliyetlerle görselleştirilmesi ya da dijital çizimlerde yapay zekâdan alınan referanslarla estetik çeşitliliğin artırılması bu imkânların başında gelmektedir.

Bu bağlamda yapay zekâ, yaratım sürecini doğrudan ikame eden bir unsurdan ziyade, sanatçının üretim pratiğini dönüştüren ve zenginleştiren bir araç olarak değerlendirilebilir. Günümüzün kaçınılmaz bir gerçeği haline gelen bu teknolojiyi bütünüyle reddetmek, yaratıcı üretimi daraltan bir yaklaşım olacaktır. Özellikle geleceğe yönelik simülasyonlar ya da alternatif evren tasarımları gibi alanlarda yapay zekâ, yeni biçimsel olanaklar sunarak sanatçının ifade repertuarını genişletmektedir.

Ancak üretim süreçlerinin bu denli hızlanması ve emeğin görece azalması, sanat alanında emek-değer ilişkisini de yeniden tartışmaya açmaktadır. Yapay zekâ destekli üretimlerin yaygınlaşması, sektörde çalışan sanatçıların emeğinin görünürlüğünü ve ekonomik değerini zayıflatma potansiyeli taşımaktadır. Bu durum, yalnızca üretim süreçlerini değil, aynı zamanda sanatın tüketim biçimlerini de dönüştürmektedir.

Nitekim modern kapitalist toplumda bireyler giderek hızlanan bir tüketim döngüsü içerisinde konumlanmakta; bu durum sanat eserlerinin algılanma ve deneyimlenme biçimlerine de yansımaktadır. 20. yüzyılın başlarında birkaç saniyelik bir sinematografik gösteriyi merakla bekleyen izleyici profili, günümüzde dijital platformlarda içerikleri hızlı ve yüzeysel biçimde tüketen bir yapıya evrilmiştir. Bu bağlamda “binge-watching” olarak adlandırılan yoğun ve kesintisiz tüketim alışkanlığı, sanatın deneyimlenme sürecini derinlikten ziyade hız ve nicelik eksenine taşımaktadır.

Yapay Zekâ ile üretilen bir eser sanat eseri kabul edilebilir mi?

Elbette. Nitekim modern sanat anlayışında da görüldüğü üzere, bir üretimin sanatsal niteliği büyük ölçüde sanatçının düşünsel müdahalesi ve yönlendirme gücüyle ilişkilidir. Bu müdahale yeterince belirleyici olduğunda, ortaya çıkan ürün salt bir yapay zekâ çıktısı olmaktan çıkar ve yapay zekâ aracılığıyla üretilmiş bir sanat eserine dönüşür.

Örneğin bir çalışmamda İstanbul’un gelecek yüzyıla dair olası tasvirlerini yapay zekâ araçları kullanarak görselleştirdim. Bu üretim sürecindeki temel amacım, gerçeklik algısını güçlendirerek muhtemel senaryoların en tutarlı ve ikna edici biçimlerini ortaya koyabilmekti. Yapay zekâ, geniş veri kümeleri içerisinden çeşitli alternatifler sunarken; bu alternatifler arasından seçim yapmak, onları dönüştürmek ve yeniden kurgulamak ise doğrudan sanatçı olarak benim estetik ve düşünsel tercihlerime bağlıydı. Dolayısıyla nihai eserin oluşumunda belirleyici olan unsur, bu yönlendirme ve müdahale sürecidir.

Sanat tarihine bakıldığında kullanılan araçların sürekli bir dönüşüm içerisinde olduğu görülür. Kök boyadan tuvale, analog tekniklerden dijital ortamlara, iki boyutlu üretimlerden üç boyutlu modellemelere uzanan bu süreç, sanatın teknik evrimini ortaya koymaktadır. Yapay zekâ da bu evrimin güncel bir uzantısı olarak değerlendirilebilir. Bu anlamda yapay zekâ, sanatsal üretimi ortadan kaldıran değil, aksine yeni ifade biçimleri sunan bir teknik dönüşümün parçasıdır.

Öte yandan eser ile yetenek arasındaki ilişkinin her zaman doğrusal olmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Bazen daha önce hiçbir üretimi bulunmayan bir yazarın ilk eseri geniş bir etki yaratabilir. Bu durum, sanatın yalnızca teknik ustalıkla değil, aynı zamanda bağlam, zaman ve alımlama süreçleriyle de şekillendiğini göstermektedir. Dolayısıyla yapay zekâ destekli üretimlerin de, doğru yönlendirme ve özgün bir yaklaşım ile sanatsal değer taşıması mümkündür.

Paylaş
Paylaş: