Atlantik’in Türkiye’de İktidar Belirleme Dönemi Sona Erdi

Atlantik’in Türkiye’de İktidar Belirleme Dönemi Sona Erdi
Picture of Özgür Bursalı Yazdı
Özgür Bursalı Yazdı

Vatan Partisi Başkanlık Kurulunun 24 Mayıs 2026 tarihli toplantısında; Batı uyumlu programların çöküşüyle birlikte sistem içi ittifakların tükendiği, denge politikalarının iflas ettiği ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz ile Avrasya ekseninde tarihî bir yol ayrımına girdiği saptandı. Vatan Partisi Genel Sekreteri Özgür Bursalı‘nın toplantıda yaptığı stratejik konuşmayı yayınlıyoruz.

Türkiye Sistemin Dışına Çıkıyor

Sayın Genel Başkanım, değerli Başkanlık Kurulu üyelerimiz,

Türk milleti sistemin dışına çıkıyor. 2014 Baharından, Silivri Duvarlarının yıkılmasından bugüne Türkiye bütünüyle sistemin dışına çıkıyor. Türkiye’yi, ülkenin mecburiyetleri, bölge ve dünya koşulları yönetiyor. Yaşanan her olay ve gösterilen her direnç, bu gerçeği her gün yeniden kanıtlıyor. Bütünleşme süreci, Türkiye’nin savaşa hazırlanması, bütünleşme süreci, Doğu Akdeniz ve KKTC’deki gelişmeler, mutlak butlan konusu, konusu ve Vatan Partisi’nin geldiği bugünkü konum; hepsi bu gerçeğin birer işaretidir.

2023 yılında girilen Batı uyumlu program ve uygulama, iki-iki buçuk sene içinde iflas etti. Ne ekonomi toparlanabildi ne de güvenlikte bir adım ilerlenebildi. Bugün dış politikada yaşanan bocalama, sistemin bir açmazıdır ve bu yolda parlak bir gelecek yoktur. Denge politikası iflas etmiştir, çünkü ortada bir denge yoktur, dengesizlik vardı. Doğu Akdeniz’de dengesiz bir konumdayız, karşımızda küresel bir güç yığını bulunuyor. Bu koşullarda denge siyaseti yürümez, yürümüyor. Türkiye konumunu belirlemek zorunda. Tarih, buna zorluyor.

Yaşanan süreç, kendi içindeki çelişmelere rağmen hızla ilerliyor. 2014’te Türkiye’nin devrimci süreci başlamıştı ve hâlâ o mevziinin yarattığı zemindeyiz. Geçen 12 yıllık süreçte, iktidarın veya muhalefetin içinden, içeriden ya da dışarıdan bu sürece karşı geliştirilen her proje yarım kaldı. En sonunda yine Türkiye’nin mecburiyetleri üstün geldi.

Bu bakımdan, 22 Eylül 2018 yılında aldığımız “Aynı Gemideyiz” kararının tarihî önemi bugün bir kez daha kanıtlanıyor. Bu, yalnız iç cephede beraberlik değil, uluslararası planda da çok büyük değeri olan bir karardı. O karar olmasaydı ve gereğini yapmasaydık, bugün muhtemelen CHP Genel Merkezi’nin bahçesinde, Özgür Özel yönetiminin yanında, diğerleriyle bayrak sallayan konumuna düşerdik. Bugün içimizde berraklaşması gereken nokta da yine budur; yaşadığımız sorunların kökü, bu gerçeği anlayıp anlamadığımıza dayanıyor.

Sistemin İçinde İktidar Korunamaz

Sistem içi hesaplar bağlamında AK Parti’nin kuşkusuz birtakım beklentileri var. Ancak artık AK Parti’nin menfaati de sistemin dışındadır. Nesnel olarak AK Parti; Atlantik sistemi içinde varlığını, iktidarını ve oylarını koruyamayacağı bir noktaya gelmiştir. Bu durum 2015’te de yaşanmıştı. PKK ile yürütülen açılım süreçleri sonucunda oyları Haziran’da yüzde 39’a kadar düştü. Ancak 24 Temmuz 2015 itibarıyla PKK’nın üzerine yürünmesi ve Vatan Savaşı’nın başlamasıyla beraber Kasım’da oyları tekrar yükseldi ve tam 9 puan arttı. O gün de aynıydı, bugün de aynı. En önemli gerçek: artık Atlantik’in Türkiye’de iktidar belirlediği dönem sona ermiştir. Sistem içi hesaplar bile en sonunda Türkiye’nin gerçeğiyle buluşmak zorunda kalıyor. AK Parti 2023’te HÜDAPAR ve Yeniden Refah gibi partilerle ittifak yaparken Vatan Partisi’ni dışarıda bırakmıştı; bugün ise geldiği nokta ortadadır.

Türkiye Vatan Partisi’nin Programına Mecbur

Bu gelişmeler ışığında, sistem kendi programıyla bize dirsek atar mı, kenarda kalır mıyız şeklindeki endişelere katılmıyorum. Türkiye ve dünya koşulları göz önüne alındığında, bize kolay kolay dirsek atabilecekleri bir zemin yoktur. Üretim Devrimi başta olmak üzere sınıfsal, ideolojik ve programatik duvarları var; her bakımdan Vatan Partisi’ne mecburlar. Türkiye, Vatan Partisi’nin programına mecburdur.

TRÇİ konusunda, bütünleşme sürecinde, ekonomik krizden çıkış senaryolarında işlerin gelip Vatan Partisi’nin programına ve cesaretine dayanması, somut örneklerle anlatılabilir.

Bu gelişmelerin, Asya’ya doğru ilerleyen yaşanması faydalıdır ve bizi kendi dışımızdaki süreçlerin telaşına sürüklememelidir. Bu süreç, bütün güçleri de dönüştürecek, değiştirecek güçtedir. Bugünkü koşullarda mevcut partilerin yükleri ve karakterleri itibarıyla o programın gerçek sahibi biziz; aktif mücadelemiz olmadan da başarıya ulaşması kesinlikle mümkün değildir.

Doğru Siyasetle Güç Toplanır

Örgütlenme konusu partimizde sıkça tartışılan bir meseledir. Etkimiz büyük ama yeterince örgütlenemiyoruz eleştirisi sadece Başkanlık Kurulumuzda veya MYK’da değil, bütün örgütümüzde sürekli dile getiriliyor. Vatan Partisi, kitlesel örgütlenmesini ve sıçramalarını mevcut statüko içinde yaratmayacaktır. Burada sorulması gereken asıl soru şudur: Bizim örgütlenme mekanizmalarımızda mı sorun var, yoksa izlediğimiz siyasetlerde mi? Örgütlenmenin önünü açacak hangi siyasetleri oluşturacağız ve bu siyasetleri hangi yöntemle örgütleyeceğiz, bunu somutlaştırmamız lazım. Siyasetlerimiz doğru olduğu halde örgütlenemiyorsak konu başkadır; hatalı siyasetler izlediğimiz için büyüyemiyorsak çok daha başkadır. Tam burada, bizim gibi bir öncü parti için büyümenin tanımı ve çerçevesi netleştirilmelidir.

Mücadele Zemininde Büyürüz

Bugün Parti; emekçi eylemlerinde, maden krizlerinde, sanayicinin derdinde ve esnaf mücadelesinde en öndedir. Kitle örgütlerinde önemli bir noktaya gelinmiş, ürettiğimiz çözümler geniş yankı bulmuştur. Genel Başkanımızın kamuoyunu belirleme gücü Türkiye’de en üst noktadadır. Partimize yönelen müthiş bir ilgi var ve istediğimiz ölçülerde örgütlenmeyi sağlayacağımız bir sürece girdiğimiz görülüyor. Temel mesele, özgüven kazanmak ve Partimizin kabuğunu kırmasıdır. Son bir buçuk aydaki İzmir, Bursa ve İstanbul faaliyetleri; kitle örgütleriyle yapılan buluşmalar ve Ankara’daki il kongremiz bize çok ışık tutuyor. Mücadele zemininde örgütlenen bir parti olma çizgimizi sürdürmeli ve kurumsallaştırmalıyız. Dar bir alanda değil, kamu çıkarını savunan bütüncül bir yaklaşımla tüm Türkiye’yi örgütleyecek bir dil kullanmamız çok önemlidir.

Bir diğer temel meselemiz, üyesini örgütleyen parti olmaktır. Üye üzerinde ısrarla çalışmak, görev vermek ve onu dönüştürmek özellikle Öncü Gençlik için hayati bir konudur. Gençlik kitlelerini harekete geçirmekte büyük bir başarımız var; ancak saflarımıza katılan insanları dönüştürme ve örgütlü hale getirme konusundaki eksikliklerimizin üzerine kararlılıkla gitmeliyiz. Yeni gelen insanlar anadan doğma Partili olmuyor; onların üzerinde ısrarla çalışmak ve emek vermek gerekiyor.

Hükmedebilme Yeteneği

Partimizin iktidar olma süreci de mevcut statükoyla değil, sistemin dışına çıkma eğilimleriyle ilgilidir. Biz burada 60 yıllık ısrarlı bir çizginin sonuçlarını topluyoruz. Partimiz; işçinin, çiftçinin, sanayicinin, muhafazakârın, milliyetçinin ve sosyalistin içinde ortak sempati duyulan, bütün sınıflar nezdinde örgütlenebilen Türkiye’deki tek partidir. Merkezi yaptırım güçleri, işçi sendikaları ve sanayiciler içindeki etkimiz sadece oy oranlarıyla ölçülemez. Uluslararası konumumuz, medya gücümüz, tecrübe birikimimiz ve kitle örgütleri içindeki fikri ağırlığımız bu tablonun ayrılm0az bir parçasıdır. Yine gençlik örgütü, kadın örgütü, sanatçılar, inanç örgütleri içinde eşsiz bir konumdayız. 57 Yıllık doğru ve ısrarlı çizginin ürünüdür. Sistem dışı yürüme kararlılığının bir sonucudur. Büyük başarıdır. Bu açıdan da bizim gibi Partiler için hükmedebilme kabiliyeti belirleyicidir. Sistemin unsurları, Parti’nin gelişimini, oya, rakamlara, aritmetiğe sıkıştırmak ister. Biz Öncü Partiyiz. Oyu da, üyeyi de getirecek çok önemli bir sürecin içine girdik. Vatan Partisi, krize ayarlı bir Partidir. Artık istikrar dönemlerinde değiliz. Partimizin önünde tarih yapma süreci vardır.

Hükümet Formülü Olmadan İktidar Olunmaz

Önümüzde hesaplaşma ve karar dönemleri var. Yarın bugünkü gibi olmayacak; Türkiye’yi bambaşka koşullar bekliyor. Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Ege’deki krizler, savaş tehditleri ve kışkırtmalar göz önüne alındığında siyasal alandaki bütün şablonların yıkılacağı bir döneme giriyoruz. Bu süreçte bizim hükümet formülümüz belirleyicidir. Hükümet formülü olmayan bir Parti ne büyüyebilir ne de devrim yapabilir.

Önce büyüyelim, sonra iktidar oluruz anlayışı yanlıştır; inandırıcı bir hükümet formülü olan parti toplumu ikna eder ve iktidara yürür. “Ne o, ne o” söylemi bir taktik olarak kullanılabilir ancak stratejik düzlemde geçersizdir. Bizim sırtımızda yumurta küfesi var; sorumluluk almaktan kaçınan değil, Türkiye’nin ve dünyanın en olgun partisi olarak inisiyatif alan bir konumdayız. Üreticilerin Milli Hükümeti için en geniş cepheyi inşa etmek zorundayız.

Güvenmek Bir Önderlik Yeteneğidir

Genel Başkanımızın bir MYK toplantısında ifade ettiği, güvenmek bir önderlik kabiliyetidir ve önder olan güvenir sözü bizim için altın bir kuraldır. Partinin bilincini açacak ve büyütecek çizgi budur. Parti içinde meşruiyet tartışmaları yaratan, güvensizliğe neden olan bulanıklıkların üzerine gitmeli ve rapor taslağımızda bu yanlış eğilimleri net bir şekilde ele almalıyız. Sistemin Partimizin önüne ördüğü baraj ve seçim sistemi gibi engelleri aşmanın taktik yollarını da bulmalıyız. Bu; parlamentarizme saplanmak veya kimliğimizi silikleştirmek değil, Partiyi geniş alanlara taşıyacak mevziler kazanmak demektir.

Sağ ve Sol Hatalardan Arınmalıyız

Hem bütünüyle sistemle bütünleşip kimliği kaybetme şeklindeki sağ hatalardan hem de salt karşıtlık üzerinden yürüyen sol hatalardan arınmalıyız. İkisi de devrime hizmet etmiyor. Dostlarımızı doğru çizgiye çekmenin yolu, kararlılıkla, yanlış çizgileriyle mücadele etmektir. Bizi büyütecek olan da budur. Yine diğer güçlerle ilişkilerimizde karamsar, köprüleri atan ve yıkıcı tavırlar da Üreticilerin Milli Hükümetine hizmet etmez. Sol çocukluk hastalıklarından da kurtulmamız gerekiyor. Devrimci programımızı tavizsiz bir şekilde savunan, sisteme alternatif yürüyüşümüzü, Partimizin 57 yıllık birikim ve olgunluğuna yakışır bir şekilde, taktik ustalıkla sürdürmemiz gerekiyor.

Müttefiklerimizin bütünüyle bizim gibi davranmalarını, siyaset üretmelerini beklemek gerçekçi değildir. İşin doğasına da aykırıdır. Doğru olan; müttefiklerimizle hem dostluk hem de mücadele temelinde bir ilişki yürütmektir.

Kurultay Raporuna Dair Bazı Vurgular

Kurultay raporu taslağımızda; uluslararası durum, işçi sınıfı içindeki özel konumumuz, medya gücümüz ve solun duvarlarını yıkma pratiklerimiz mutlaka vurgulanmalıdır. Partimiz, solun duvarlarını yıkmıştır, bu tarihi bir gelişmedir.

Merkez Bürolarımızın eksikleri saptanmalı; verimli ve bilimsel çalışma ölçüleri geliştirilmelidir. İçinden geçtiğimiz bu zor dönemde Parti disiplini ve savaş düzenine girdiğimiz gerçeği raporun ana hatlarından biri olmalıdır. Genel Başkanımızın tabiriyle; artık pijamaları çıkarıp pantolonları giyme vaktidir. Sistemin, iktidara bu kadar yaklaşan Partimiz için türlü zorluklar üreteceğini aklımızdan çıkarmadan, tarihsel sürecimize önderlik etmeliyiz.

Son olarak kurultay sloganı önerisine değinmek istiyorum. Türkiye, milli hükümet projesinin somutlaştığı, büyük kararların verileceği bir döneme giriyor. Bu nedenle “Milli Hükümet İçin Karar Kurultayı” sloganı; süreci anlatan, göreve sevk eden ve net mesaj veren bir formül olabilir. “Devrimci Parti” ifadesi ana sloganlarımızdan biri olarak değerlendirilmelidir; ancak temel slogan daha çok kitlelere ve dışa dönük olmalıdır. “Değerler Türkiye’si” veya toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak maneviyat eksenli kavramlar da sürece uygun şekilde formüle edilerek kullanılabilir. Teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

Paylaş
Paylaş: