“Kalemi koyuvermeye karar verdim.
“Olayları anlatmaya niyet ettim.” [1]
Giriş
Güç tanımını odağa alırsak iki tür dallanmanın dikkate alınması gerekir: Toplumsal güç ve iktidar gücü. Demokrasi soslu söyleşme gruplarında demokratik bir seçimle gelen iktidar toplumsal gücün sahibi ve temsilcisidir. Ya öyle değilse sorusu aklın bıçak keskinliğini sergileyen bir sorudur. Soru toplumsal gücü iktidar gücü ile özdeşleştiren hileli yönlendirmeyi saf dışı bırakır. Ancak buna dayanan bir tartışma programına rastlama olasılığı neredeyse yüzde sıfırdır. Yandaş diye bilinen TV kanallarında sergilenen sözde söyleşme programlarını anımsayın. Katılanların her biri sözde farklı şeyler ileri sürer. Ancak sonunda anlaşılır ki hepsi aynı şeyi söylemektedir. Zihinlere sunulmak üzere dayatılan sonuç tektir. Bu yazının dayandığı temele bakarak örnek sonuç, iktidar gücünün, toplumsal gücün ta kendisi sonucudur.
İktidar gücünü toplumsal güç ile örtüştüren/özdeşleştiren anlayış nihai bir karar niteliğinde olup her türlü ayrıksı davranışa meşruiyet kazandırır. Kimi örneklerde bu durum güç zehirlenmesi diye tanımlanır. Öz kıyım örneği dışında zehirlenme, tedavi değeri taşıyan bir unsurun önerilen dozun dışında kullanılması demektir. Yani iktidar gücünün toplumsal güç ile özdeşleştirmenin belli sınırlar içinde düşünülmesi adeta tedavi değeri taşımaktadır kabulüne işaret eder. Böylesi bir kabulün işlevsiz olduğu açık seçik ortadadır. Ama o da yapıyor; bunu yapmayan yok ki sızlanmaları ahlak dışı bir hoşgörüye temel teşkil etmektedir.
İki tür gücün ortak bileşkesi olarak oylamayı/seçimi belirleyici bir değişken olarak düşünürsek iktidar nitelemesi devlet gücünü sahiplenmeden belediye başkanlıklarını sahiplenmeye kadar geniş bir devamlılık süreci içinde tanımlıdır.
Rastsal olarak yirmi kişi seçin. Ve onlara şu soruyu sorun: Son 20-30 yılı düşündüğünüzde Lüks cip, cakalı semtte buluşma evi, bol para, sağcı kibir
Aynı biçimde rastsal bir başka yirmi kişi seçin Bu kez şu soruyu sorun: Son 3 yılı düşündüğünüzde Özel kalem/sekreterle sevgili ilişkisi, İhale cambazlığı, Bol para, İlişki lojistiği için harcama, solcu (!) kibir
Grupların yanıtlarını gene gelişigüzel bu kez abecenin harfleri ile kodlayalım. A, B, C, Ğ, Z gibi. Yanıtlar ister A ister C olsun. Ortaklık dikkati çeker. Bu kısacık araştırmanın eğilimsel sonucu iktidar gücü bireyselleştirilmiş eylemlere kaynaklık etmektedir. Burada sözü edilen eylemler toplumsal değildir. İktidar gücünü kullanan olağanlaştırılarak toplumsalmış yanılsamasının ardına saklanmış güncel ahlakın dışında politik etiğin kaldırması olanaksız eylemlerdir
Toplumsal Güç
Toplumsal olaylar belli bir döneme özgü nesnel koşullara bağlı olarak biçim ve içerik kazanan olaylardır. Protesto yürüyüşleri, basın bildirisi, masa çalışmaları sendikal eylemler vb. toplumsal olaylar öbeğinde yer alır. Toplumsal olaylar iktidar erkine toplumun duyarlılığını sergilerken kısa ve uzun dönemli iktidar politikalarına ayar verebilecek güçte olabilir. Ya da düşüncenin özgür ifadesi uyarınca uyarıcı/yön verici niteliktedir. Toplumsal güç bir grup seçkinin bireyleştirilmiş davranış dağarına değil toplumu oluşturan insanların etkileşimine dayanır. İktidar erkini simgeleyen kişilerin (iktidar ehli) bireysel güç arayışları sırasında sergiledikleri gücün aritmetik toplamı değildir. Başka bir deyişle bütün parçaların bütününden çoktur. Ve başkadır. Bu başkalık sayesinde devlet, hukuk, adalet, ahlak gibi kurumlar tek bir kişi ya da seçkin olduğunu varsayan kibir abidesi zavallıların üstünde egemen toplumsal gücü simgeler. Yaptırıcıdır.
Üst satırlarda değinilen özdeşleştirme evrensel değerleri aşındırırken yaptırıcı toplumsal kurumları içeriğinin dışında bir hale getirerek özü bozar! Bunun onca sonuçlarından biri bireysel adalet duygusunun eritilmesi ile suç eyleminin meşruiyet kazanmasıdır. Torbalanan yasalar benzeri gerçek dışı önlemler çare gibi görünse de değildir. Var olan aymazlığı pekiştirmekten öte bir sonuç getirmemektedir.
Evrim süreci doğa, insan ve toplum için sürekliliği olan bir hareketliliği açıklar. Bu hareketliliğe bağlı olarak doğa, insan ve toplumda sürekli bir dönüşüm ve değişim söz konusudur. Dönüşüm ve değişim toplum tarihselliğinde devrim diye nitelenir. Ancak dönüşüm ve değişim kimi koşullarda tanımı karşılasa da nitelik olarak sapma olarak ele alınabilir. Tekil insanın bedeninde kanser adını alan yozlaşmış hücreler topluluğu böylesi bir sapma için bilinen en iyi örnektir. Toplum gücünü iktidar gücü ile özdeşleştiren anlayış toplum bilim çerçevesinde malum şekliyle sapmadır. Her değişim bir ivmelenme çarpanına sahiptir. İktidar gücü yavaş ya da hızlı veya orta hızda ivmelenmiş iken Galile’den bu yana tanımlı serbest düşüş ivmesi ile karşılaşma olasılığını bilmek zorundadır. Serbest düşme cismin hava direncine rağmen yerçekimi kuvvetine bağlı olarak düşmesi. Güçten söz ederken fizik yasasına bağlı bu güç yazının konusu olamaz. Ancak bir benzetme olarak düşünülmeli. Hava direncini düşüren unsur yerçekimi gücüne güç katan kertededir. Ahlak ve etik değerlerin, modernistik çağın evrensel insan yapılanmasını hiçe sayan anlayış düşmeyi yavaşlatacak hava direncinin kalmadığını gösterir. Bu dediğim temel fizikte yasalaşmış bir formülle ifade bulur. Kıssadan hisse hiçbir toplumsal olay doğa yasalarından bağımsız olamaz! Dolayısı ile toplumbilim bakışıyla değişim süreci malum özdeşleştirmenin kurulması, gelişmesi, çözülüp dağılması evrelerini zorunlu olarak içerir. Yeni bir yapılanma ancak bundan sonra olanaklıdır. Böylesi bir yapılanma yılları alabilir. Bir ya da birkaç yüzyılı alabildiği gibi en kısa yoldan çeyrek yüzyılı bulabilir.
Hegemonik gücün başta küreselleşme, politik psikoloji, turuncu devrimler gibi ara değişkenlerle yarattığı değişim süreçleri yapay nitelikli ve kısa ömürlüdür. Dirimsel sürecin (metabolik) yıkımsal süreçle (katabolik) eş zamanlı seyrettiği düşünülürse güç araçları ile müdahale değişim olgusunun kısa ömürlü olmasının önünü açmaktan başka işe yaramaz. Bireyin yaşamsal seyri ile toplumun akışı eğretilemeli benzerlikler taşır.
Kadın
Yedinci ve sekizinci yüzyıllarda Orta Asya’da yerleşik Türk ülkelerinin çoğunluğu kadın hükümdarlarca yönetilmektedir. 10. yüzyılda El Belhi Türk kadınının özgürlük arayışını ve benimsemesini anlatır. Bir sonraki yüzyılda (11. yüzyıl) Selçuklu Sultanı Tuğrul’un kadına yönelik saygısı bunu yaşamsal uygulamasına yansıtışı anılacak değerde bir diğer tarihsel ayrıntıyı anlatır. 12.yüzyılda İbni Cübeyt yaşayarak gördüklerine dayanarak kadına duyulan saygı açısından Türk ülkelerinin yerini alabilecek başka bir ülke olmadığını yazar. Dışarıdan bir örnekle dengeyi ve asal olanı vurgulamak önemlidir. Marco Polo Türk kadını için özgürlüğün ne anlama geldiğini özgür Türk kadınları örneğinde ele alır. 13. yüzyılda Ata Malik Cüceni “Tarih Cihan” isimli kitabında Cengiz Han’ın ailesi örneğinde Türk kadınının yeteneklerini yaşamış örnekler üzerinden (Türkan Hatun) irdeler. 16.yüzyılda İbni Battuta Türk kadınının özgürlüğü odağa alır. Kısa ve öz olarak Türk kadını ne erkeğin kölesi ne de şehvet giderici aracıdır. Tür kadının idareci olabileceğine dair öncü yasanın tarihi 1935tir. Dolayısı ile örneklediğim çarpıklıklarda kadın simgesi geriletilmiş bir nesne olarak kadın, Türk Kadınını anlatmaktan kozmik mesafelerce uzaktır.
Çatışma
Birbiri ile ilişkili en az iki olmak üzere farklı grupların farklı amaçlar taşıyarak sahip oldukları yönlenmeler kendinden gayrısı için ya engel ya da tökezleme nedenidir. Gruplar arası çatışmalar grup içi çatışmalara engel değildir. Hegemonik güç belli bir grubu doğrudan arkalarken tuttuğu grupta örtük karşı olduğu grupta açıktan olmak üzere grup içi tartışmalara ayrı bir önem verir. Salt bu amaçla yapılandırılmış araçları vardır: Düşünce tankları, sivil itaatsizlik, sivilleşme, birey özgürlüğü, bireyleşme vb. gibi.
Çatışma ilgili gruplarda değişen kişilerarası iletişim örüntüleri demektir. Yazılı, yazısız basın araçları, sosyal medya (facebook, X, troller, vatsap grupları vs.) anılan iletişim örüntülerinin biçimlenmesinde ön alan unsurlardır. Dikkat edilmesi gereken husus grupların farklı görünen nitelikleri ne ölçüde çoğalırsa nicelikleri ne ölçüde artarsa kaybolmaları o denli çabuk olur. Ancak ne kadar sık yenilenirse yenilensin ömrü her koşulda kısadır. Temellenmiş bir öğreti bu kısalığı ve serbest düşüşü her daim bilen ve anımsatan ödevi ile belirgindir. Bu ödevin işlevselliği siyasi bir parti anlayışı ile karılmış öğreti ile demirden bir çekirdek olarak hemen anlaşılacak kolaylıktadır.
Uygarlik Ve Kültür
Uygarlık, toplumu oluşturan bireylerin o topluma uyan işlevler bütünüdür. Bu işlevlere uyacak ürünler (üretim, tüketim, takas, haberleşme araçları, güvenlik araçları vb.) gene uygarlık tanımı içinde yer alır. Kısaca toplumun sahip olduğu maddesel varlıkların hepsi uygarlığı anlatır. Kültür ise maddi değil manevi olanı anlatır. Manevi olan maddi olana biçim verir içerik kazandırır. Nedir bunlar? Uygarlığı doğuran ve ilerleten bilme biçimleri ve bilgiler, düşünüşler, kabuller ve benzerleri. Uygarlık ve kültür birbirini bütünleyen tümleşik nitelikli kavramlardır. Topluma toplumsal niteliğini kazandıran unsurların başında dil ve tarihsellik gelir. Kültürel değerlerin bir kuşaktan ötekine aktarımı ancak bu yolla olur. Bu nedenle her toplumun kendine özgü kültürü vardır. Her ulusal kültür içinde alt kültürler bulunur. Alt kültür o toplumun çerçeve kültürü ile kan uyuşmazlığı taşımaz. Çünkü kaynaşıktır. Ulus devlet örneğinde Türkiye Cumhuriyeti’nin biz hepimiz Türk Milletiyiz sav sözü ilgili kaynaşmanın sonucudur. Hegemonik güç ana kültür ile alt kültür arasında oluşturadurduğu yapay ayrımlarla ulusal kültürü dolayısı ulus devleti yok etmek ister.
Ancak hesaba katılmayan pek çok unsur söz konusudur. Bunlardan iki tanesine değinmek gerekir:
- Toplumsal Benlik
- Toplumsal Kimlik
Toplumsal Benlik
Toplumsal benlik için ilk başvurulacak tanım benlik kavramıdır. Benlik ben neyim sorusunun yanıtına karşı gelen yanıttır. Toplumsal benlik benliğin parçasıdır. Toplumsal benlik kişinin benliğindeki toplumsal nitelikleri tarif ederken tarifi çevreleyen ayrıntılar bütünüdür. Bu ayrıntıların içinde toplumsal rol ve işlevselliğini ve bunun anlam yükünü tanımlama biçimidir. Toplumsal benlik öznel niteliklidir. Nesnel koşullara bağlı olarak örneğin öğrenme ile değişebilir.
Toplumsal Kimlik
İlki öznel iken ikincisi yani toplumsal kimlik nesneldir. O kimdir sorusunun karşılığı olan yanıtların tümünün bileşkesi toplumsal kimliği tanımlar. Toplumsallaşma sürecinde kişinin gelişip dönüşen davranışlarının etkileşim kapsamındaki neliğini anlatan tanımdır.
Öznel olan öğrenme ile değişebildiğine göre nesnel olanlar bunun dışında mıdır? İnsan zihninin büyüleyici deneysel verilerinden biri de her yeni öğrenmenin yeni bir protein sentezi, tutum ve davranışı belirleyen sinir devrelenmesi anlamına geldiği nesnel olanın da değişebileceği sonucunu getirmektedir.
Sonuç
İktidar gücünü toplumsal güç olarak ele alan yalnızca iktidar ehli değil aynı zamanda muhalefet kılığındaki belediye başkanlığı ehlidir. Muhalefetin (!) sözde karşıtı olduğu iktidarı birebir taklit etmesi ben kopyası değilim aslıyım diyen acınası çaresizliği gülünçlüğün ötesindedir.
Yararlanılan Kaynaklar
- Hoca Saddedin Efendi: Tacü’ü T-Tevârih: İsmet Parmaksızoğlu Kültür Bakanlığı- Kültür Yay. Cilt 2, 1975.
2. Prof.Dr. Fuat A. Göksel ve Doç.Dr. Gülören Ünlüoğlu: Medikal Sosyoloji Ders Notları, AÜTF yayını, 1981.
3. İlhan Arsel: Şeriat ve Kadın, 14. Baskı, İstanbul 1996.
4. Turhan-Ayda Yörükân: Üniversitede İlim ve Ahlak /Cahit Tanyol ve Sosyoloji, Vadi yay.185 Toplum Dizisi:61, 2003.
5. Prof. Dr. Yıldırım B. Doğan, Nörobilim ve Psikoterapi, yayınlanmamış kitap dosyası, 2026.
[1] Bk. Yararlanılan Kaynaklar



