Teori dergisi olarak Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi’nin (Dünya-Mer) İstanbul’da düzenlediği “Dünyada Güvenlik ve NATO Konferansı”na katıldık. 26-27 Haziran 2026 tarihleri arasında düzenlenen ve 9 ülkeden katılımcının olduğu konferansın başından sonuna kadar ayakları yere basan, dünyanın gerçeklerini gören ve bilimsel tartışmalar yapıldı. Şimdi biraz konferansta neler oldu, neler bitti onları anlatalım.
Türkiye’nin yanı sıra ABD, Almanya, İtalya, Rusya, Çin, İran, Bulgaristan, Sırbistan ve Azerbaycan’dan katılımcıların yer aldığı konferans, uluslararası alanda büyük yankı uyandırdı. 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek olan NATO Zirvesi öncesi böyle bir konferansın yapılması, duyurulduğu günden itibaren dikkat çekmiş, konuşmacıları ve konu başlıkları merak uyandırmıştı.
NATO üyesi olup NATO ile mücadele eden tek ülke olma unvanına sahip Türkiye’nin, hem NATO zirvesine ev sahipliği yapacak olması hem de zirveden önce İstanbul’da NATO’ya karşı bu konferansın düzenlenmesi, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulları bize özetlemektedir. 2015 yılından itibaren bir “Vatan Savaşı” sürecine girmiş olan Türkiye, yaşadığı derin çelişkili günlerde bu konferans sayesinde yeni bir farkındalığa erişmiş oldu: NATO’nun sonu geldi!
Trump’tan Macron’a kadar NATO’nun liderliğini üstlenmiş olan devletlerin “NATO’nun sonunun geldiği” itirafında bulunduğu koşullarda Türkiye’nin daha fazla NATO’da bulunmasının bir intihar olacağı aşikar. Özellikle Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek’in konuşmasında “NATO sonrasına ilişkin piyasaya sürülen hesaplar, daha doğrusu umut ve hayâller, Türkiye için bir tuzaktır. NATO ile paylaşılacak biricik gelecek, çürümedir ve yıkımdır. NATO ile kader birliği, yıkılan çatının altında kalmaktır. NATO’nun ölüsünden ancak cenaze yıkayıcıları ve cenaze levazımatçıları kâr elde eder” şeklinde yaptığı vurgu, Türkiye’nin gerçekliğini öne sürmekteydi.
NATO’nun kaybettiği tek yer Türkiye değildi. Ukrayna’dan İran’a, Afganistan’a kadar pek çok coğrafyada hezimet yaşayan NATO (yani başta ABD), aldığı yaralarla parçalanma sürecinin hızlanmasının yanında birlik içerisindeki çatışmalar da süreci körüklemekteydi. Avrupa ülkelerinin Ukrayna’daki savaşa daha fazla destek vermek istememesi, İran’a yönelik saldırılara karşı tavır alınması verebileceğimiz ilk örneklerdir. Kaldı ki bununla birlikte NATO’nun işlevsizliğine yönelik fikirler hem NATO üyesi devletlerin hem de kamuoyunun gündemindedir.
İşte bu uluslararası durum, konferansın da havasını etkilemiş durumdaydı. Katılımcıların, Ankara’da yapılacak olan NATO zirvesinin “son zirve” olacağına dair emin fikirleri konuşmalara da yansımıştı. Eski ABD Deniz Piyadeleri İstihbarat Subayı Scutt Ritter’ın yaptığı konuşmada “Ankara Zirvesi, NATO’nun şimdiye kadar topladığı son zirve olabilir. Bugün Avrupa kuduz bir köpek gibi davranıyor ve bir topluluğun kendisini böyle bir tehditten koruyabilmesinin tek yolu o köpeği vurmaktır” vurgusunu yapması tüm salonun en net şekilde kabul ettiği gerçekliklerden biriydi.
ABD’nin artık dünyanın jandarması olmadığı, askeri ve ekonomik kuvvetini kaybettiği, hegemonyasının çöktüğü tezi de konferansın başlıca argümanlarından biriydi. ABD içinde dahi bu fikirler yüksek sesle çıkmaya başlamışken konferansta da altının çizilmemesi olmazdı. Rusya Bilimler Akademisi Üyesi Sergey Glazyev, tam da bu konuya parmak basan bir ifade kullandı: “Dolayısıyla Amerika artık ne siyasi bir liderdir, ne ahlaki bir liderdir, ne demokratik bir liderdir ne de İran karşısındaki yenilgisinden sonra askerî bir liderdir. Son olarak artık ekonomik lider de değildir. Hâlâ büyük bir askerî güce ve önemli bir mali güce sahiptir. Bu askerî ve mali gücü kullanarak yeniden dünya lideri olmaya ve dünya üzerinde yeni bir hegemonya kurmaya çalışmaktadır. Ancak bunun gerçekleşmesi mümkün değildir.”
Konferarnsın başından sonuna kadar antiemperyalist ve hegemonyacılığa karşı fikirler savunulurken bir yandan da yeni bir dünyanın kurulduğu ve herkesin yüzünü Asya’ya dönmesi gerektiği ifade edildi. Çöküş varsa, karşısında da yükselen bir kuvvet olmalıydı. O da Asya’ydı. Hem konuşmacılar hem dinleyen konuklar tüm bu fikirleri uzun uzadıya alkışladı.
Konferansın sonuç bildirgesi, dünyadaki güncel gelişmelerin ve konferansta yapılan konuşmaların özü niteliğinde hazırlanmıştı. 6 maddelik bildirgenin tamamını sizlere sunuyoruz.
DÜNYADA GÜVENLİK VE NATO KONFERANSI
SONUÇ BİLDİRGESİ
26-27 Haziran 2026, Taşyapı Etkinlik Merkezi, İstanbul
Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi’nin düzenlediği uluslararası Dünyada Güvenlik ve NATO Konferansı 26-27 Haziran 2026 tarihlerinde İstanbul Taşyapı Etkinlik Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Abece sıralamasına göre ABD’den iki, Almanya’dan bir, Azerbaycan’dan bir, Bulgaristan’dan bir, Çin Halk Cumhuriyeti’nden bir, İran İslam Cumhuriyeti’nden iki, İtalya’dan iki, Rusya Federasyonu’ndan iki, Sırbistan’dan bir ve Türkiye’den yedi konuşmacı sunum yaptı. Seçkin siyasetçiler, Parlamento üyeleri, Emekli Generaller, Akademisyenler ve Uzmanlar, iki gün süren dört oturum boyunca katkılar sundu.
“Dünyada Güvenlik ve NATO” sorunsalının çok geniş bir yelpaze içinde değişik açılardan ele alındığı toplantıda katılımcıların ortaklaştığı görüşler şöyle özetlenebilir:
- Atlantik Sistemi içinde yaşanmakta olan bunalım ve altüst oluşlardan hareketle 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da toplanacak zirvenin NATO’nun son zirvesini oluşturacağını öngörmek şaşırtıcı olmayacaktır. Fransa Cumhurbaşkanı Macron “NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini” söylerken ABD Başkanı Trump’ın NATO’yu “kâğıttan kaplan” olarak nitelemesi bu öngörüyü doğrular niteliktedir.
- ABD’nin NATO aracılığıyla örgüte üye olan diğer ülkeleri gütme çabası, dünyanın çok kutuplu hale gelmesiyle bu örgütün sürdürülebilir olmaktan çıkmasına katkıda bulunmuştur. Bu durumun devam etmesi dünyayı giderek daha güvensiz bir yer haline getirecektir.
- İran’ın ABD – İsrail saldırısına karşı şehitler vererek gerçekleştirdiği direnişin zafere ulaşmasında İran’ın Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti ile işbirliğinin önemli bir payı olmuştur. Türkiye’nin de NATO’dan çıkarak bu birlikteliğe katılması, insanlığın geleceğine ve ittifakın dünya güvenliğine yönelik saldırılara karşı caydırıcılık etkisine ciddi bir katkıda bulunacaktır.
- Türkiye, Rusya, İran ve Çin’in oluşturacağı eksen, başka bölgesel işbirliklerinin oluşumu açısından da bir dayanak işlevi görecektir. Türkiye’nin çökmekte olan NATO’da daha fazla pay sahibi olması, çöküşün yükünden daha büyük bir payı üstlenmekten başka bir sonuç vermez.
- Atlantik Sistemi içinde yaşanmakta olan dağılmaya özellikle gençliğin gücünü aşındıran ahlâkî çöküş süreçleri eşlik etmektedir. Dünya güvenliği, yalnızca kısa erimli değil, insanlığın uzun erimli geleceğini ilgilendiren bir sorun haline gelmiştir.
- İnsanlık şiddetle yeni bir medeniyetin özlemini duymaktadır. Doğu’dan ve Güney’den yükselmekte olan yeni bir medeniyet bu ihtiyacı karşılamaya adaydır ve kuşkusuz Atlantik Sisteminin bir tekrarı olmayacaktır.
Dünya kamuoyuna saygıyla duyurulur.



