150 yıllık Şark Meselesi’nin (Doğu Sorunu) günümüzde Batı Asya’daki gelişmeler çerçevesinde değerlendiren Siyaset Bilimci Umur Tugay Yücel Teori dergisinin sorularını yanıtladı. Röportajı Teori dergisi adına teoridergisi.com sorumlusu Yiğit Çınar yaptı.
“Trump Yolu” gibi projelerin, 150 yıl önceki Bağdat Demiryolu hattı rekabetiyle benzer bir jeopolitik bloklaşma yarattığını söyleyebilir miyiz?
Bir noktaya kadar evet, söyleyebiliriz. Ancak günümüzün gerçekliği çok başka bir noktaya doğru ilerliyor. Özellikle çok merkezlilik, çok kutupluluk, çok medeniyetlilik ve karşılıklı bağımlılığı artmasıyla bugün hem rekabetin hem de iş birliğinin iç içe geçtiğini görüyoruz. Yani Trump yolu projesi tek değildir.
Günümüzde Türkiye tarafından Kalkınma Yolu Projesi, Çin tarafından Kuşak ve Yol İnisiyatifi, Hindistan tarafından IMAC projesi ile ABD ve Avrupa’nın projeleri yanında Türk dünyasının orta koridoru gibi bir çok opsiyona sahibiz. Yine bununla birlikte bir aktörün birden fazla ülkeyle çalışabildiğini de görüyoruz. Yani bir ülke hem ABD ile hem Çin ile hem Rusya ile hem Türkiye ile çalışabilir. Nitekim bugünün dünyası 150 yıl önceki gibi tek merkezli, tek medeniyetli Batı hegemonyasında olan bir dünya değil. Tam tersi karşılıklı bağımlılığın ve bağlılığın arttığı, esnek ittifakların çoğaldığı, bölgesel örgütlenmelerin inşa edildiği ve batı dışı dünyaların yükseldiği bir dönemdeyiz.
Dolayısıyla geçmişten kalma bloklaşma siyaseti bugün sadece gerileyen batı tarafından devam ettirilmekte ve dayatılmaktadır.
Şark Meselesi’nin tarihsel amacı, bölge imparatorluklarını etnik ve dinsel hatlarla parçalayarak Batı’ya bağımlı yapılar üretmekti. Bugün Suriye ve Irak’ın kuzeyinde kurulmak istenen ve bölge devletleri tarafından 2. İsrail Koridoru olarak adlandırılan istikrarsızlık kuşağını, Sevr’in ve Şark Meselesi’nin modern bir versiyonu olarak okumak mümkün müdür?
Evet mümkün. Çünkü hala Batılı aktörler Orta Doğu bölgesinde mezhepsel, dinsel ve etnik çatışmalar üzerinden böl parçala yönet siyasetini devam ettiriyor. Bu siyasetin ana amacı da İran’dan Doğu Akdeniz’e ulaşan etnik, mezhepsel ve dinsel olarak bölünmüş parçalanmış küçük devlet yapılarının hayat bulmasıdır. Böylece bölgede İsrail’e karşı durabilecek hiçbir güçlü devlet ve ulus yapısının oluşmamasıdır.
Ancak 21. yüzyılın jeopolitik gerçekliği oldukça farklıdır. Batı’nın hegemon ve her şeye muktedir olduğu dönem geride kalmıştır. Yani her şeyin “Batı için”, “Batı tarafından” ve “Batı’ya göre” anlayışı bugün sona ermektedir. Bölgede ve küresel boyutta yeni Batı dışı yükselen güçlere tanık oluyoruz ve Batı’nın bu bölücü anlayışına karşı ikili, bölgesel ve küresel Batı dışı iş birliğini inşa etmeye çalışan yeni yapılar ortaya çıkmıştır. Bu durumda ister istemez Batı’nın her yerde her istediğini yapamayacağını ve Batı’yı baskılayan bir durum yaratmıştır. Dolayısıyla gelecekte bizleri bir “Garp Meselesi” beklemektedir.
Geçmişte Şark Meselesi, Londra, Paris, Viyana gibi Batı başkentlerinde, bölge halklarının iradesi yok sayılarak karara bağlanmıştı. Bugün ise Astana Süreci, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlar üzerinden Türkiye, Rusya, Çin ve İran gibi kadim devletlerin kendi güvenlik ve ticaret mimarilerini kurduğunu görüyoruz. Bu durum, Şark Meselesi’ni yazan kurucu iradenin artık Batı’dan Avrasya’ya geçtiğinin ve eski dünyanın kapandığının kesin bir kanıtı mıdır?
Eski dünyanın değil de Batı dünyasının döneminin kapandığının kanıtı diyebiliriz. Aslında dünyamız eski rotasına doğru yönelmeye başladı yani bundan 250 yıl önceki dünyaya değil de 1000 yıl önceki Batı dışı medeniyetlerin inşa ettiği çok merkezli, çok medeniyetli bir dünyaya yol almaktayız.
Bugünkü kararlar sadece Paris, Londra ve Viyana etkisiyle değil Ankara, Moskova, Pekin, Tahran, Brasilia gibi başkentlerin yönlendirmesiyle ortaya çıkacaktır. Bu başkentler günümüzde birçok bölgesel ve küresel Batı dışı mekanizmanın temellerini atmaktadır.
Türk Devletleri Teşkilatı, BRICS, BRICS Yeni Kalkınma Bankası, Şanghay İşbirliği Örgütü ve Avrasya Ekonomik Birliği gibi Batı dışı platformlar yükselmektedir. Bu durumda bize gelecekteki Garp Meselesi’nin Asya merkezli Batı dışı dünya tarafından şekillendirileceğini göstermektedir.



